12 Eylül?de küçük bir anekdot!
12 Eylül’de Halkın Yolu davasında 7 kişi tutuklanmıştık. Galiba içlerinde en genci bendim. Henüz 18 yaşına yeni girmiştim. Bizi gözaltına alan Asker ve polis kavga etmişti. İşkence yapmak için paylaşamıyorlardı bizi, sonunda asker galip geldi, askeri bir kışlaya götürdüler, tabi gözümüz bağlıydı, neresi olduğunu bilmiyorduk.
Uzun işkenceli sorgudan sonra tutuklanmıştık. Elazığ’a doğru yola çıkardılar. Biz ceza evine “ sağ” gitmenin Sevinç’ini yaşarken, hooopala ! 1800 evler denen Elazığ’ın meşhur işkence Hanesine götürüldük. Rinkte indiğimizde içeriden bir uğultu geliyordu. Bizde “devrimci marş” sandık ve yüzümüzün gülümsediğini o kadar belli etmişiz ki, bizi karşılayan, değişik suratlı bir başçavuş dedi ki: “ kendi marşınız sandınız değil mi” yatırın bunları! Tahminen yüz metre bir uzunluktaki dar bir salon gibi yerde karşılıklı askerlerin ellerinde hortum veya copla yerde hepimiz yüz metre sürünerek kaba dayak yemiştik. Meğerse içerde İstiklal marşı söyletiyorlarmış, biz devrim türküleri sanmış ve gözümüzün içi gülmüş! Suçumuz bu! Sanıyorum orayı yöneten tam bir psikopat biriydi. “Burada Allah yok, peygamber izine çıktı” yazdırmıştı.
Meğerse bize yer bulamamışlar, her taraf dolu olduğu için 1800 evlere götürmüşler.Meşhurdur 1800 evler işkencesi. Koşulları çok berbattı, tuvalete üç kişi birden, yatak dedikleri kirden belirsiz şeylerde 2 kişi, yemek dedikleri şeylerde galiba askere çıkan yemeğin içine soğuk su katıp veriyorlardı, bir tabak üç kişiye, bir kaşık beş kişiye. İşkenceli sorgu sırasını bekleyen insanlarla doldurulmuş, hayvanların bile yaşayamayacağı bir yerdi. Malatya öyle değildi, işkence fasılı sonrası bütün arkadaşlar bize iyi bakardı, yemekleri orası gibi değildi. Hep Yüksek moralle işkenceye gidip gelirdik, bitkin düştüğümüzde arkadaşlar bize yataklarını verirlerdi.
Bize yer bulunmuştu! Elazığ 4 no lu askeri cezaevi. Tümü faşist katil piyonların tutulduğu yerde bize de bir koğuş açmışlardı. Sabah faşistlerin askeri eğitimi ile uyandık. “ Ne mutlu Türküm diyene” Her Türk asker doğar” başlarında asker gardiyanlar. “ Düzgün yürü lan”! Asker gibi bahçede yat, kalk, hazır ol! Rahat! Çaaat! Bu nasıl duruş lan! Hasan Mutlu can ın o iğrenç sesinin sonuna kadar açık olduğu “Yine de şahlanıyor aman” diye başlayan “kahramanlık” uydurmaları. Yine bitmek tükenmek bilmeyen “Atatürk” nutukları! Eyvah dedik! Biz eğitim, meğitim yapmayacağız, o zaman zaten azdık, karar aldık eğitime çık derlerse eğitim yapmıyoruz! Biz asker değil, politik tut sakız! Bize buna göre davranmak zorundasınız!
Önceleri 8 kişiydik yanı biz bize idik, sonraları kava dan küçük Orhan, önceleri faşistlerin içine atıp, sonra ben tanıdığım için bizim koğuşa aldığımız, Halkın Kurtuluşu davasında tutukladıkları Ören’de Ahmet amca( galık ahmet), Hasan Balaban, Asım Hoca ve Vahap dede. Allah uzun ömür versin Vahap dede hariç birisi yaşamıyor. Suçları da güya biri birinin sırtına çıkıp, duvarlara Ören’de yazı yazmak. Birde bir halk toplantısında etli aş pişirmek.
Yaşlı köyümüz insanlarının saçlarını, sakallarını, bıyıklarını kesmişler, faşistlerin içine de atmışlardı. Vahap dedenin göbeği, Hasan Balaban’ın altın dişi olmasa tanımak mümkün değil. Ben hemen camdan seslendim, Vahap dede, Ahmet amca burdayımmmm!
Korkmayın sizi ordan alacağız, bizim koğuşa getireceğiz! Hemen idareye onları koğuşumuza istedik, aksi halde açlık grevi, kapı vurma, gürültü eylemi yapacağınızı söyledik, Amcaları da tembih etmiştik ve Zafer! Amcalar koğuşumuza almıştık.
Hala bıyıklarının, saçlarının kesilmesine bir anlam veremiyorlardı, birbirlerine bakıp, kimi ağlıyor, kimisi de gülüyordu. Neyse ki ilk duruşmada serbest kaldılar. Vahap dede ile nerede karşılaşsak asker arkadaşı diyoruz birbirimize.
Acemi faşist generaller cuntasında binlerce trajikomik olay var. 12 Eylül tüm kurumları ile devam ediyor.
Kahrolsun 12 Eylül faşizmi, er ya da geç karanlığı yargılayacağız!
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

