“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
27 Ekim 2017 · 1,1B okunma

AL SANA BAŞKANLIK SİSTEMİ!

 

 

 16 nisan 2017'de yapılmış olan başkanlığa geçişi öngören referandumda, iktidarın bütün devlet olanaklarını, kaynaklarını kullanması, OHAL koşullarında referandum yapılması, özgür basının susturulmuş olması, referandumun eşit koşullarda yapılmadığı ve YSK' nın kendi yasası olan mühürsüz zarfların, mühürsüz pusulaların geçersiz olması gerektiği halde geçerli sayarak sonucun "evet" çıkarılması gibi şaibeli ve meşruiyeti olmayan "Başkanlık Sistemi"ne geçilmiş oldu.

   Başkanlık sisteminin fiili uygulanması,2019 Kasımında yapılacak "Başkanlık seçimi" sonrası başkan olacak kişi ile başlayacaktı. Kamuoyu önünde verilen söz buydu ama hiçte öyle olmadığı ortada.

Hadi, bilinçli ve objektif düşünebilen insanları da geçtik, okuduğunu anlayabilecek kapasitesi olan her insanın, başkanlık sistemine geçişi öngören anayasa değişikliği maddelerini okuduğu zaman, bu değişiklikler gerçekleştiğinde, totaliter - otoriter tek adam rejimine geçileceğini bilirdi. En büyük sorunda zaten, okumayan, araştırmayan, sorgulamayan, eleştirel düşünemeyen ve etkiye, yönlendirmeye açık geniş kitlelerin varlığı.

   Referandum sürecinde aydınlar, yazar -çizerler, çok zor ve kısıtlı olanaklar içinde geniş kitlelere şunu ilettiler :Seçilecek başkanın geniş yetkiler ile donatılacağı ve bu açıdan "tek adam rejimi" kurulacağı, bütün konularda karar alma ve uygulama iradesine sahip olacağı; yasama, yürütme ve yargı organlarının işlevi kalmayarak göstermelik hale dönüşeceği,,demokratik(!) ve hukuk(!) devleti niteliğinin ortadan kalkarak baskıcı bir rejim kurulacağı...

   Başkanlık Sistemi adı altında, tek adam rejiminin nasıl bir şey olduğu aslında çok net olarak belli oldu. Hani, halk arasında yaygın bir söz var ya : "Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir" diye. Görünen o ki, şu anda yaşadığımız günleri çarşamba kabul edersek, Kasım 2019 sonrası Perşembenin ne olacağı belli. Son günlerde yaşanan ve tanık olduğumuz, belediye başkanlarının istifaya zorlanması ve görevden alınması bile, başkanlık sisteminin ne olduğunu göstermesi açısından somut bir örnektir.

Nasıl mı?

    Bildiğiniz gibi son birkaç haftadır ülke gündeminde, AKP'li belediye başkanlarının, AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı(!)tarafından zorla istifa ettirilmesi, görevden alınması var. Önce İstanbul BŞB başkanı Kadir Topbaş istifa ettirildi, sonra Ankara, Bursa, Balıkesir belediye başkanlarının istifası gündeme geldi. İstifa ettirme sürecinin devam edeceği ve Akp'li birçok belediye başkanının da istifaya zorlanacağı anlaşılıyor.

    Belediye başkanları, halkın özgür iradesi ile seçilmiş olup(!)başkanların kendi iradeleri ile istifa etmeleri ki, istifayı da kendi seçmen kitlesine ve kamuoyuna gerekçeli olarak açıklaması gerekir! Yada belediye başkanları bir yargı kararına bağlı olarak görevden alınabilirler. Bunların dışındaki bir seçenekte değil, baskıcı bir yöntem ile istifaya zorlamak ya da "ben parti genel başkanıyım. Seni nasıl aday gösterdiysem, öylede görevden alırım" demek, antidemokratik ve despotik bir davranıştır.

    Anayasanın 127.maddesine ve yerel yönetimler yasasına aykırı olan, istifaya zorlama ve keyfi olarak görevden alma, hem dillerinden düşürmedikleri "milli irade"ye hem de demokratik hukuk devleti ilkelerine uygun değildir!

Bu uygulama ancak, OHAL gibi keyfi bir yönetimde yapılabilirdi ve bunu da yaptılar.

   Şayet, bir belediye başkanının usulsüzlük, yolsuzluk, hırsızlık, ihaleye fesat karıştırma... gibi suçu olduğu düşünülüyorsa, İçişleri bakanlığı devreye girerek yargıya havale eder, hakkında soruşturma ve kovuşturma açılmak suretiyle suçu tespit edilerek cezalandırılır yada aklanır. Bu belediye başkanlarının FETÖ YE yardım ve yataklık ettiği, finansal kaynak sağladığı, arsa, arazi, bina temininde, hibesinde bulundular konusunda kuvvetli şüpheleri, ellerinde bilgi -belge varsa yargıya havale edilmeleri gerekir. Belediye başkanları ile sıkı bir pazarlık sonucu istifa etmeleri sağlanıyor, görevden alınıyorsa ve şayet, suçları sabit olduğu halde yargı devreye sokulmayıp, "istifa et kurtul" deniliyorsa, bu durum, yargı yetkisini doğrudan kullanmak olup, suçtur!

   Daha önce de belirtmiş olduğum gibi, bir belediye başkanı şayet, istifa edecekse, özelikle kendisini seçmiş olan kendi seçmen kitlesine ve kamuoyuna, istifa etmesinin nedenlerini, gerekçelerini hiçbir şüpheye yer vermeksizin tatmin edici olarak açıklamalıdır. Bu aynı zamanda etik bir davranış göstergesidir! Şayet, bu yapılmaz ise, o başkana karşı halk, haklı olarak der ki : " bizleri yarı yolda bıraktı kaçtı"...Örneğin, bir belediye başkanının sağlık sorunları gerekçesiyle istifa etmesi gayet makul ve doğal bir davranıştır.

Suçlular arası pazarlık ve tehdit

 

    Neden suçlular arası diyoruz, şayet ortada bir suç varsa ve bu suçu bağımsız yargı(!)yerine biri dillendiriyor, ima ediyorsa, suçlu olduğu ima edilen kişileri istifa etmeye zorluyor, görevden alıyorsa, yasalara göre bu suçtur. Suç işlediği isnat edilen kişiler de, suçsuz olduğunu kanıtlamak için yargıya gitmiyor ve kendisine suç isnadında bulunan kişi ile pazarlık yapıyorsa bu da suçtur. O halde, suçlular arasında pazarlık var. Bu pazarlık yer yer tehdide dönüşüyor.

    Elbette ki, bir insan, suçu kanıtlanıncaya kadar masumdur. Bir insanın suçlu olup olmadığına herhangi bir kişi değil, bağımsız mahkemeler(!) yargı mensupları karar verir. Bu temel hukuk kuralını hiçe sayan AKP genel başkanı ve AKP'lilerin Cumhurbaşkanı, kendi partisinin birçok belediye başkanını baskı ve tehditler ile istifa etmeye zorluyor hatta görevden alıyor. Anlaşılan o ki, AKP genel başkanı ile belediye başkanları arasında sıkı bir pazarlık yapıldı ama buna rağmen bazı belediye başkanları istifa etmeme konusunda direniyorlar.

 

Şimdi soruyorum:

 

Cumhurbaşkanı'nın(!)yargı yetkisini kullanarak, belediye başkanlarını istifa etmeye zorlaması hatta görevden alması suç değil midir?

 

Cumhurbaşkanı'nın, kamuoyu önünde, belediye başkanları üzerinde baskı kurması, onları tehdit etmesi suç değil de nedir?

 

Cumhurbaşkanı'nın(!)belediye başkanlarının suçlu olduğunu ima ettiği halde, onları yargıya havale etmesi gerekirken, bir pazarlık ile "istifa edersen yargıdan kurtulursun" mesajı vermesi suç değil de nedir?

 

    Halkın oyu ile seçilmiş olan(!)belediye başkanlarını istifaya zorlamak, görevden almak halkın iradesini gasp etmek değil de nedir?

   Kürt halkının özgür iradesi ile seçmiş oldukları HDP milletvekilleri ve belediye başkanlarını hapse atmak, belediyelere kayyum atamak ile kendi partisinin belediye başkanları ile pazarlık yapmak büyük bir haksızlık ve çelişki değil de nedir?

    Dünyada bir tek örneği dahi olmadığı için "Türk tipi başkanlık sistemi" olarak da telaffuz edilen bu ucube siyasal yönetim sistemi, bir başka ifade ile "tek adam rejimi" şimdiden göstermiştir ki, geniş yetkilerle donatılmış başkanın kişilik yapısı ne olursa olsun, diktatör olmak zorunda kalacaktır. Bu diktatörlük biçiminde ise, başkanın ideolojisi, dünya görüşü belirleyici olacaktır! Zaten, bunun böyle olacağını, AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı yapmış olduğu uygulamalar ile somut olarak göstermiştir.

    Hele hele bizim gibi, demokratik kültür ve geleneği olmayan toplumlarda, başkanlık sistemi demek, halkı ümmete, tebaaya dönüştürüp, itaatkâr, biatçi bir topluma evirilmek demektir!

   Çıkış ve çözüm yolu, şayet seçim yapılırsa ki, seçimin yapılacağı dahi şüpheli...2019 başkanlık seçiminde demokrasiden, laiklikten, çağdaşlıktan yana olan geniş kitlelerin, demokrasiye inanmış, demokrasiye bağlı, lâik dünya görüşünde olan, ırkçılığa, mezhepçiliğe karşı duran ortak bir aday üzerinde anlaşarak seçime gitmeleri gerekir düşüncesindeyim!

Bu ortak adayın kazanması halinde ki, kazanma olasılığı çok yüksek olacaktır!

    Yangından mal kaçırırcasına meclisten geçirilen(!)ve referanduma sunularak hile-i şerriye ile sandıktan "evet" çıkarılan bu ucube siyasal yönetim sistemi, daha doğrusu tek adam rejimi yok hükmünde sayılarak, bütün toplum kesimlerinin geniş katılımı ile demokratik, laik, gerçek sosyal ve hukuk devleti sağlayacak bir anayasa oluşturulabilir. Gerçi, kapitalist sistem içinde ve emperyalist bağımlılık ilişkisi ile bunu sağlamak zor olsa da...

     Aslında, Türkiye'nin tek çıkış noktası, ezilen halkların ve sömürülen yoksul emekçi sınıfların ortak mücadele perspektifi ile kapitalist - emperyalist sisteme ve islam’ist - faşist dikta rejimine karşı kendi iktidar alternatifini yani sosyalizmi bu topraklarda inşa etmesinden geçer.

Devrimci olmak, umutvar olmaktır!

     

Umutta kalın, dirençli olun.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.