ALEVİLİKTE HORASAN EFSANESİ VE GERÇEKLER
Çoğumuzun bildiği üzere alevi toplumunun büyük bir bölümü kendilerine ezberletilmiş bir HORASAN efsanesi vardır. Alevilerin ana yurdunun Horasan olduğunu söylerle ve ‘BİZ HORASAN da GELMİŞİZ’ derler.
Açıkçası bu pek sorgulanmazda.
Horasan da ne zaman gelmişler, neden gelmişler bunu bilen de irdeleyende pek olmaz.
Adeta bir masal ezberletilmiş gibi aşağı yukarı herkeste aynı masalı tekrarlar ve ben bugüne kadar bu hikâye ye itiraz eden birine de tanık değilim.
İşin en trajedi olanı da çoğu da Horasanın neresi olduğunu da bilmez, hatta birçoğu da Erzurum iline bağlı Horasan olarak bilenler dahi vardır.
Bu bağlamda hâlbuki Anadolu da M.Ö 2000 yıllarında yaşamış gerek Luviler, gerek Hititlerde şimdiki cem törenlerinin aynısı tabletlere rastlanmış, Aleviliğin ilk rastlandığı ve yaşandığı coğrafyanın Anadolu olduğu gerçeği de karartılmış oluyor.
HORASAN NERESİ?
Horasan büyük bir toprak parçasıdır.
Safaviler döneminde İran ın kuzeyi olan, şimdiki topraklarının bir kısmı Afganistan, bir kısmı Türkmenistan da en büyük bölümü İran sınırları içerisinde kalan bir Kürt yerleşim coğrafyasıdır. Kelime anlamı Güneşin doğduğu yer veya Güneş ülkesi anlamındadır.
Osmanlı ve Safavi devleti arasında sıkışan ve özellikle 1490-1500 yıllarında Şah İsmail tarafında büyük bölümü Dersim olmak üzere doğu Kürdistan da yaşayan alevi ve şii Kürtlerin büyük kitleler halinde Horasana göç etmişlerdir.
Bu göç dalgasının daha büyüğü Şah Abbas döneminde 1587 yılında yaşanmıştır.
Yavuz katliamında kaçan aleviler, Horasana göç etmiştir. Safavi devleti burada Kürt Alevileri, Özbek ve Türkmen akımlarına karşı kalkan olarak kullanmış, bu bölgenin korunmasını göç ederek Horasana yerleşen Alevilere vermiştir.
Sürekli olarak İran coğrafyasına saldıran Özbek ve Türkmen akımları önlenerek, o toprakların İran sınırları içinde kalması sağlanmıştır. Bir anlamda Sünni olan Türkmen ve Özbeklere karşı farklı mezhep ve ulustan olan Kızılbaş Kürtler kullanılmıştır.
Horasan bölgesinde bugün 2 milyon civarında Kürt yaşamaktadır. Bütün asimilasyon çabalarına karşın, bunların %75 alevi, şii, ezidi gibi farklı inançlara sahiptir. Şiilik ise daha çok Aleviliğe yakındır. İran Şiiliği ile ilgisi yoktur.
Bölgede 22 büyük Kürt aşireti bulunur.
Kürtçe nin kırmançe lehçesi konuşulur. Farsça da yaygın olarak konuşulan dildir. Horasanlı araştırmacı yazar Gule Şadkam Horasanlı Kürtlerin, kültür, edeb, yat ve geleneklerini araştırdıktan sonra ulaştığı bulguları PAÇESOR adlı eserinde topladı.
30 bin civarında deyim,2 bin atasözü,2 bin civarında üçlük kıtalar halinde şiir ve 200 mani derlediğini ve birçoğunu ilk kez yayınladığını anlatır. Yazar aynı zamanda Horasan da asimilasyonun boyutunun çok ilerlediğini de sözlerine eklemektedir. Horasan, Sasanilerde bugüne 7 ana Kürt yerleşkelerinde biridir.
HORASANDA GERİ DÖNÜŞ
1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin anlaşması ile Kürt coğrafyası ikiye ayrılmıştır.Kürt coğrafyası İran ve Osmanlı tarafında paylaşılmıştır.Bu anlaşma sonrası dersim bölgesinde Horasana göç eden alevi Kürtlerin bir bölümü tekrar Dersime,bir bölümü ise Horasanda kalmıştır.Bu konuda 15 yıl Horasan konusunu detayları ile araştıran ‘ Kürtler ve Alevilerin tarihinde Horasan ‘adlı eseri ile araştırmacı yazar Mehmet Bayrak önemli katkılar sunmuştur.Horasana hem gidiş,hem dönüşü ortaya çıkarmıştır.
ALEVİ ASİMİLASYONUNDA HORASAN EFSANESİ
Hazar Denizi'nin güneydoğusu, İran'ın kuzeydoğu eyaleti olan Horasan, göreceli olarak Türkmenistan ve Özbekistan'a yani Orta Asya'ya yakın olduğu için özellikle resmi ideoloji Horasan üzerinden kimlikleri karartma ve asimilasyon politikası izlemiştir.
Ne yazık ki, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin ve Alevilerin kendilerini yazmalarının yasaklandığı bir dönemde tek yanlı bir propagandayla neredeyse Kürdistan ve Anadolu'daki bütün Alevilerin Horasan'dan geldikleri ve köken olarak da Türkmen ve Müslüman oldukları imajı yaratılmaya çalışılıyor.
Bu propaganda özellikle 'dedeler ve pirler' yoluyla yaygınlaştırıldığı için Aleviler özellikle de Alevi Kürtler üzerinde çok etkili olmuştur. Türkçeyi bile sonradan ve kırık bir Türkçe konuşan alevi Kürtlere ‘TIRK’ oldukları ezberletilmiştir. Adeta Horasanda geldiysen Türksün! Aleviler öz be öz Türk’tür! Algısı oluşturmuşlardır. Hâlbuki Horasanın Türklükle uzakta yakında bir ilgisi yoktur. Resmi ideoloji Horasanın Türkmenistan ve Özbekistan’a sınır olmasını kullanarak, Alevilerin aslında Türk olduğu yalanını satın aldığı dedeler vasıtası ile yaymıştır.
Öyle mesnetsiz ve yalan bir iddiadır ki, ne Dersim alevi kürdü, nede Anadolu alevi si her şeyden önce Türkmen ve Özbeklere de GEN olarak bile farklı ve benzeşmezler. Türkmenler Çinliler veya Japonlar gibi çekik gözlüdür. Çekik gözlü bir alevi veya kürde rastlayan var mı?
Yine 17.yy yaşamış Horasanlı Cafer Kuludiye çok önemli bir Kızılbaş Kürt şairidir.
Yöre kırmançe Kürtçesi ile alevi edebiyatını temsil etmiş önemli bir tarihi şahsiyettir. Saz ve kadınlı erkekli cem, Dersim halayı, varvara denen ve sopa ile oynanan oyunun aynısı Horasanda hala vardır.
Bütün bunların açığa çıkmamış ve bilinmiyor olmasının çok önemli nedenleri vardır.
Bunlardan en önemlileri:
1-1.Emperyalist paylaşım savaşı sonrası 4 parçaya bölünen kürt coğrafyasının birbirleri ile irtibatı adeta kesilmiştir. Dolayısı ile kuşaklar sonra kültürler, gelenekler ya unutulmuş, ya da asimilasyona uğramıştır. Hele bin kilometre ötesi Horasan ise İran tarafında diğer Kürtlerle iletişime geçmesi engellenmiş ve tamamen izole edilmiştir.
2-Cumhuriyet sonrası özellikle 1930-1960 yılları arası Alevi kültürü, inancı yasaklandığı ve yazılı belgesi imha edildiği için, resmi ideoloji İstanbul merkezli alevliği asimilasyon amaçlı kitaplar bastırdılar. Bu kitapları, çerçiler vasıtası ile Alevi yerleşim yerlerine dağıtarak, Aleviliği İslam’ın bir kolu, kurucusunun da Allahın aslanı Ali, köken olarak ta Türk olduğu işlendi.
3-Alevi asimilasyoncusu ve sistemin adamları tarafında yani İzzettin Doğan ve saz arkadaşlarının kurmuş olduğu CEM vakfı, bir kazanım gibi görünmesine rağmen sistemin hizmetindedir. Esas amacı Alevileri Türkleştirip, İslamlaştırmak olan bu kuruluş ve tayfası da alevi asimilasyonun baş mimarlarıdır.
Son olarak, Aleviliğin ne büyük çarpıtma ve yalanlara dayanarak asimile edildiğini, aslında bu asimilasyonun yüz yıllar sürdüğünü, bir alevi çocuğu olarak bende herkes gibi bu konularda araştırma yapmadan önce ‘Evet Horasanda gelmişiz, aslımız Türk müş ’ diye biliyordum ve etrafımızda konulanlara da bir yanıtımız olmazdı. Çünkü bilmiyorduk, ama artık biliyoruz!
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

