“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
16 Ekim 2017 · 1,7B okunma

BİLGİDEN DEĞİL, CEHALETTEN VE KARANLIKTAN BESLENEN İKTİDAR

 

 

   Siyaset, devleti ve toplumu yönetme etkinliği olup, ileri sürülen söylemler, vaatler değil, eylemler ve ulaşılan sonuç önemlidir.

Hele hele bu durum, iktidarda olan bir siyasi parti ve kadro için daha da önem kazanmaktadır!

   Uygulanan politikaların hedefe ulaştırıcı, olumlu ve toplumun, ülkenin çıkarına uygun sonuç alıcı olabilmesi, siyasi kadro mensuplarının bilgili, işinin ehli, basiretli, öngörüsü yüksek, vicdanlı, erdemli insanlar olması gerekir...

   Politika belirlerken, ulaşılması gereken hedefler gözetilir. Bu ise, ideolojik bir tercih sonucu oluşur.

   Burjuva düzen partileri ve siyasetçileri, ideolojilerine uygun olduğu için, var olan kapitalist - emperyalist sistemin işleyişini, ezen-ezilen, sömüren - sömürülen ilişkilerini, toplumsal ve ekonomik verili koşulları, statükoyu korumak düşüncesi, kaygısı ile egemen sınıf olan burjuvazinin ve onların ağa-babası olan kapitalist - emperyalist devletlerin ve dolayısıyla da çok uluslu şirketlerin çıkarlarını önceler.

   Egemen sınıf olan burjuvazinin siyasi temsilcileri olan burjuva düzen partileri ve siyasetçiler, her seçim döneminde, geniş kitlelerin ve özelliklede yoksul - emekçi halkın oy'unu almak için, emekten - halktan yana gözükerek, binbir yalan ve boş vaatlerde bulunarak hatta her türlü seçim hilesine başvurarak iktidar olmak amacıyla yalana, sahtekârlığa, her türlü hileye tevessül ederler.

   15 yıldır iktidarda bulunan Akp,her seçim döneminde boş ve yalan vaatler ile iktidar olduğu gibi, din ve milliyetçilik üzerinden oy devşirdiler. Kürt açılımı yaparken "her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık" deseler de, milliyetçiliği alabildiğince kullanmaktan vazgeçmediler. Değişik isimlerle kamuoyuna ilettikleri "Kürt açılımı" ile Kürtleri oyalama ve kandırma yoluna gittiler. Sonrada masayı devirerek, Kürtlerin kentlerini, ilçelerini başlarına yıktılar.

   Sözde "Alevi açılımı" ile Alevilerin inanç-ibadet kaynaklı sorunlarını çözeceğiz dediler ve Alevileri oyalama, kandırma yoluna gittiler. Ama Aleviler, bunların samimi olmadığını bildikleri için, ne inandılar ne de kandılar. Sonra, Alevileri asimile etme konusunda hız kesmeden yollarına devam ettiler ve ediyorlar!

   "Milli birlik ve beraberlik" söyleminden, ötekileştirilmiş, ayrıştırılmış kitleler, kutuplaştırılmış bir toplum; Türkler ve Kürtler arasında duygusal kopuş derinleştirilmiş bir ülke...

AKP iktidarının bir eseri değil mi?!

   AB'ye gireceğiz, batının değerler sistemi ile uyumlu olacağız, bütünleşeceğiz dediler.

   Dönemin Başkanı Erdoğan, Brüksel'de AB'den müzakere tarihi alıp, sanki AB'ye girmişçesine hava estirerek, Ankara'ya döndüğünde, gündüz vakti havai fişekler atılarak kutlama yaptılar.

Geldiğimiz aşamada ise, bırakın AB'ye girmeyi, bütün müzakereler bittiği gibi, AB ülkeleri ile diplomatik ilişkiler bile bitme noktasına geldi.

   Ülkenin çıkarlarına uygun olmayan dış politikalar ile "komşularla sıfır sorun" söyleminden, nerdeyse "sıfır komşu" sonucuna evirildik.

   "İleti demokrasi" söyleminden, totaliter - otoriter tek adam rejimine evirilerek, ülke artık OHAL ve KHK'ler ile yönetilmeye başlandı.

   Kapitalist - emperyalist sistemin bir gereği olarak ülke pazar ekonomisine, yağma - talan alanına dönüştürülerek, çok uluslu şirketlerin cirit attığı bir ülkeye evirildi, toplum, üretim toplumundan, tüketim toplumuna çevrilerek borç ile yaşam idame ettirilir oldu. 15 yıldır bir tane bile bir üretim tesisi, bir fabrika açmadıkları gibi, var olan en kârlı ekonomik üretim tesislerini, işletmelerini, fabrikalarını, limanlarını hatta iletişim sistemleri kurumlarını, özelleştirme adı altında yandaşa ve yabancı ortaklarına peşkeş çektiler. Bunun sonucu olarak işsizlik çığ gibi büyüyerek toplumsal bir soruna dönüştü.

AKP iktidarı 2002 'de devraldığı iç ve dış borçları yaklaşık 2,5-3 katına çıkardı. Euro ve dolar almış başını gidiyor.

 Dünyanın en pahalı benzin ve mazotu bizde.

Enflasyon artık çift haneleri çoktan geçti.

Her gün zam haberleri ile uyanıyoruz.

   Bir zamanlar "İMF' ye borç verebiliriz" diyenler, bugün vatandaşın dişinden-tırnağından artırdığı yastık altı birikimleri olan döviz ve altınlarına göz diktiler.

   Sahi, aynı menzile beraber yürüdüklerini söyleyen, "ne istediler de vermedik" diyen, fetöcüleri devletin bütün kurum ve kuruluşlarına yerleştiren ve bunun sonucu olarak ta 15 temmuz darbe girişiminde (!)yine mağdur rolü oynayan hangi iktidardı acaba!!!?

   AKP bir alışkanlık oluşturdu ve bunu adeta bir yönteme dönüştürdü. Çünkü seçimlerde oy getirisi oluyor. AKP, önce bir kriz yaratıyor ve sonra mağdur rolü oynuyor.

zaten, mağduriyet rolü ile iktidara gelmediler mi?!

   Türk siyasi tarihine baktığımızda 1950'den bu yana, birkaç istisna hükümet dışında(!)bu ülkeyi sağ, muhafazakâr, milliyetçi, dinci, gerici hükümetler yönetti ve halende yönetiyor. Işın üçkâğıdına bakar mısınız!? Hepsi aynı ideolojik kaynaktan beslendikleri, birbirinin devamı oldukları halde, iktidara gelir gelmez, halka söyledikleri boş ve yalan vaatleri gerçekleştiremeyeceklerinin gerekçesini, mesajını hep şöyle ifade ederler : " Enkaz devraldık"...

   İnsana sormazlar mı, madem enkaz devralacaktın da niye iktidara talip oldun.

   Demek ki, ülkeyi enkaz haline sen dönüştüreceksin ki, şimdiden bunun savunma mekanizmasını oluşturuyorsun!!!

   Bu hükümetler yalnız kendi ülkesine yıkım getirmiyor, aynı zamanda uyguladıkları dış politikalarla emperyalist devletlerin piyonu olarak doğrudan ya da dolaylı olarak dünya halklarına da zarar veriyor, ülkelere yıkım getiriyor. BOP' un bileşenleri olan devletlerin ki, bunlardan biri de Türkiye olup, Ortadoğu'yu kan ve gözyaşına çevirmiş olmaları bunun somut göstergesidir!

   Şu an ülkemizde güçler ayrılığı ilkesinin göstergesi olan yasama, yürütme ve yargı artık birbirinden bağımsız olmadığı gibi, parlamenter sistem de yok ve bütün karar alma mekanizması bir muktedirin iradesine bağlı işliyor. Bu muktedir kendisi ile devleti özdeş görüyor hatta "ben gidersem devlet yıkılır" diyebiliyor. ABD ile yaşanan vize krizinde "benim büyükelçim" demesi bile, devletin sanki kendisinin kişisel bir malı, varlığı olduğunun dışa vurumudur.

 AKP Genel Başkanı ve AKP' lilerin Cumhurbaşkanı, ABD ile yaşanan vize krizi ile ilgili olarak "Büyükelçi kendi kafasına göre bu kararı aldıysa, bir dakika orada tutulmamalı. Bu yetkiyi sana kim verdi denilmeli. Bizim büyükelçimiz böyle bir şey yapsa, bir dakika tutmayız.

Gerçi, sonradan anlaşıldı ki, bu karar büyükelçinin tasarrufu ile değil, Trump yönetiminin kararı ile alındı.

   Doğrudur, Akp Genel Başkanı bütün bakanlara, valilere, büyükelçilere..."benim" diye hitap ediyor! Öyle ya, kendisinin olanı bir dakikada kapının önüne de koyar.

Ne gerek var soruşturma ve yargıya(!)

 

    Aslında ABD'nin Türklere karşı vize kararı, Türkiye’nin dış dünyadan izole edilmesinin bir göstergesidir! Böyle giderse çok yakın bir zamanda diğer batılı devletlerinde böyle kararlar alacağı ayan - beyan ortada.

Dış itibar yerlerde sürünüyor ve çukura düşmek üzere maalesef.

   Siz hiç ABD başkanının ya da bir batılı devlet başkanının bir bakana, valiye, bir büyükelçiye "benim" dediğini duydunuz mu?

   ABD emperyalist bir ülke olup, kapitalist bir ekonomik sisteme sahiptir. ABD dünya ulusları üzerinde hem baskı-zulüm hem de sömürü, yağma - talan uyguluyor. Buna rağmen ABD yönetimi bir görevliyi, yetkiliyi görevinden almak gibi bir uygulamaya değilde, yargıya başvuruyor. Yargı bağımsız ya da bağımlıdır, bu başka bir tartışma konusu.

   Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Başkan Donald Trump için, "moron" dediği iddia ediliyor hatta Trump, ikimizin zekâsını ölçsünler bakalım kim "moron" dedi.

Peki, Türkiye'de herhangi bir Bakanın, Akp Genel Bakanı'na "moron" demesi

Mümkün mü?

Ya da demiş olsa, bırakın bakan olarak yerinde kalmayı, acaba başına ne gelir!

 

Yaaa demek ki neymiş.

 

Birde "biz kabile devleti değiliz" diyor.

   Artık kabile devletinden de geçtik, gittikçe aile devleti yani saltanata doğru gidiyoruz.

Birde bunun üzerine nepotizmi ekleyin.

   "Dostumuz ve müttefikimiz" denilen ABD bile artık Türkiye'ye "terörist devlet" muamelesi yapıyor.

Dünyadan izole ediliyoruz.

Gerisini artık siz düşünün...

 ABD ve emperyalist devletlerin, Türkiye'yi açık işgale yeltenmeyeceklerinin garantisi var mı?

Dış Politika çökmüş, ekonomi batmış

, işsizlik tavan yapmış, yoksulluk, açlık ve sefalet bütün ülkeyi sarmış,

İnsan hakları ve demokrasi ayaklar altına alınmış,

Meclis devre dışı bırakılmış,

Din eksenli, Türk-İslam odaklı eğitime geçilmiş,

Gırtlağımıza kadar borca batmışız,

Büyükbaş hayvanı Avustralya'dan samanını Bulgaristan'dan ithal ediyoruz,

 OHAL ve KHK ile ülke yönetilmeye çalışılıyor...

   Ama olsun, devasa bir sarayımız ve "astığı astık, kestiği kestik" bir Reisimiz ve onu, ne derse desin,ne yaparsa yapsın çılgınca alkışlayan garip bir kitlemiz var..

Eeeee, daha ne olsun.

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki AKP, bilgiden değil, cehaletten ve karanlıktan besleniyor.

 

 

Umutta kalın, dirençli olun.

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.