BİR BELGE VE HAKARET KOROSU
"Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü kitleleri kandırmak her zaman çok daha kolaydır. Bana sadece vicdansız bir medya ve karizma sahibi bir lider verin, size bilinçsiz bir halk ve girdiği her seçimi kazanan yıkılmaz bir parti sunayım".
(Faşist Hitler'in propaganda Bakanı Goebbels)
Uluslararası bir proje olan, sermaye sınıfını, oluk oluk akıttıkları kredilerle, ihalelerle, rantlarla yandaş kıldıkları işadamlarını, müteahhitleri yanına alan, bütün yurttaşların vergisi ile kurulan ve kamu adına objektif-tarafsız yayın yapması gereken TRT'yi iktidarlarının borazanı yapan, kendisine yandaş, yalaka ve sahibinin sesiyle konuşan bir medya oluşturan ve etkili propagandalarını bu medyanın gazeteleri, televizyon kanalları, radyo istasyonları üzerinden yoğun bir şekilde yapan AKP, 15 yıldır iktidarda kalmayı başardı.
Elbette ki, iktidarda kalmalarını sadece yandaş medya ve TRT ile açıklamak mümkün değildir! Bunun birçok etkeni-nedeni vardır. O etkenleri şimdilik bir kenara bırakarak, yandaş medya üzerinde yoğunlaşalım ve özellikle son yaşanan bir olay üzerinden yandaş medyayı değerlendirelim. Son olayı hatırlarsınız!
"CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta salı günü partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili iddialarda bulunmuş ve “Çocuklarının, dünürünün, eniştenin, kardeşinin, eski özel kalem müdürünün, yurt dışında, vergi cennetinde bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdiklerini biliyor muydun? Sen misin yerli ve milli, ben miyim yerli ve milli? Bunun cevabını bekliyorum” demişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu iddialara yönelik “İspatlayamadığın takdirde senin siyaseti bırakman lazım.” yanıtını vermişti. Partisinin bugünkü grup toplantısında da Kılıçdaroğlu’nun sözlerine değinen Erdoğan “Biraz sonra (Kılıçdaroğlu) güya belge açıklayacakmış. Geçmiş konuları ısıtıp ısıtıp yeniden gündeme getirecektir. Kendine bir yerlerden bir şey gönderiliyor. Benim yurt dışına milyonlarca dolarlık paralar gönderdiğimi söylüyor. Belgesi var mı? Yok.’ diye konuşmuştu. AKP’nin grup toplantısının ardından toplanan CHP grubunda tüm gözler Kılıçdaroğlu’nun açıklayacağını duyurduğu belgelerdeydi.
CHP lideri, aralarında Erdoğan’ın eniştesi, oğlu, ağabeyi, dünürü ve eski özel kalem müdürünün, Man Adası adlı devlette kurulan Belvey Limited Şirketi'ne farklı zamanlarda para gönderdiklerini iddia ederek banka dekontlarını açıkladı".(Basından)
Kılıçdaroğlu’nun, belgeleri açıklayacağını belirtmek için söylediği "şimdi geliyoruz kutuyu açmaya" sözlerinin ardından yayını kesen TRT Haber, yayını stüdyoya yönlendirdi.
Peki, siz hiç TRT'nin, AKP genel başkanı ya da başbakanın konuşmasını yarıda kestiğini gördünüz mü? Elbette ki, görmediniz!
TRT artık anayasal bir kamu kuruluşu olarak tarafsız-objektif habercilik yapma özelliğini çoktan yitirerek, siyasi iktidarın yayın organına hatta borazanına dönüştü. Bütün programlarında adeta kadrolu katılımcılar ile bolca hükümetin siyasi propagandası yapılıyor ve her olay sonrası geniş kitleler uyutulmak, avutulmak istendiği için ülkede her şey güllük-gülistanlıkmış gibi bir algı yönetimi yapılıyor.
Gerçi, TRT'nin çokta izlendiğini düşünmüyorum ama halkın vergisi ile yalnız iktidar lehinde yayın yapmasını da etik bulmadığımı belirtmek istiyorum.
Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına iktidar mensuplarının vermiş oldukları ilk tepkilerde birbiriyle örtüşmeyen çelişkili açıklamalar yapıldı. Akp Grup Başkanvekili Bülent Turan, "yayınlanan belgeler, ticarî amaçlı yapılan faaliyetlerdir" diyerek, belgelerin varlığını kabul etmiş olurken; Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel ise, "ileri sürülen iddiaların tamamı yalan, gösterdiği kâğıtların tamamı sahtedir" demek suretiyle belgelerin gerçek olmadığını belirtmiş oldu.
Erdoğan ise, "buradan oraya değil, oradan(Man Adası)buraya para geldi" diye açıklama yaptı.
Yandaş medya, Kılıçdaroğlu’nun iddialarına ve göstermiş olduğu dekontlara koro halinde "yalan ve sahte" dedikten sonra, Kılıçdaroğlu'nu yalancı, iftiracı, sahtekâr, fetöperest... Olmakla itham ve hakaret ederek, görevlerini yerine getirmiş, sahibinin sesiyle konuşmuş, en üst düzeyde itaatkâr, biat kar olduklarını yine kanıtlamış oldular.
Yahu, adama sormazlar mı, sizler bu belgeleri ne zaman araştırıp, incelediniz? Sizler basın mensubu mu, yoksa belge uzmanı, belge konusunda bilirkişi mensupları mısınız?
Hakaret korosunun solisti misiniz?
Man Adası belgelerinin araştırılması, "meclis araştırma komisyonu" kurulması için önce HDP 'lilerin, sonra da CHP'lilerin vermiş oldukları "araştırma önergesi" AKP'liler tarafından reddedildi.
Bir yandan saray, bir yandan da iktidar çevresi, "Man Adası Belgeleri”nin sahte,iddiaların yalan olduğunu belirtiyorlar ama her nedense gerçeğin ortaya çıkması için "meclis araştırma komisyonu" kurulmasına da karşı çıkıyorlar.
CHP'nin vermiş olduğu araştırma önergesinin gerekçesinde şöyle denildi: “Bu aşamadan sonra söz konusu belgelerin doğru olup olmadığının, yurt içi ve yurt dışında bu transferlere aracılık eden bankalar ve ilgili şirket kayıtlarında gerekli araştırma ve yazışmaların TBMM nezdinde oluşturulacak Komisyon güvencesinde yapılarak açıklığa kavuşturulması ve halkımızın aydınlatılması bir zorunluluk haline gelmiştir.”
Şayet, iddia edildiği gibi bir para transferi yapılmış ya da buna karşı çıkanların iddiasıyla para transferi yapılmamışsa bunu ortaya çıkaracak olan mahkemelerden çok, bankacılık sisteminde yapılacak bir araştırma ile ortaya çıkar. Bankalardan yapılan en küçük miktardaki bir para havalesinin kayıtları bile banka sisteminde on yıllarca saklanmakta ve korunmaktadır.
Para transferi için "bu ticari bir faaliyettir" denilerek geçiştirilemez.
Elbette ki, yurt dışına ya da yurt içine para transferi yapmak suç değildir ama transfer edilen paranın kaynağını, vergiden kaçırmak için yapılıp, yapılmadığını, kara para aklama amacı ile olup, olmadığını belirlemek yasal bir denetim olsa gerek. Şayet, bu para transferi offshore hesapları ile hele hele devlet yöneticilerinin en yakınları tarafından yapılmışsa ve bu ülkede asgari ücretten vergi alınırken milyon dolarlar dışarıya transfer edilmişse bu hem atfedilir hem de etik değil...
Türkiye'de yargılanmadığı gibi,
siyasi iktidar çevreleri tarafından "Türkiye'nin cari açığını kapatan kahraman" "hayırsever işadamı" olarak takdim edilen Reza Zarrab'ın ABD'de itirafçı tanık olarak açıklamaları ve daha da açıklayacakları ile ülkemizde nasıl bir siyasal yönetimin ve ekonomik sistemin, soygun, yağma-talan düzeninin olduğunu ortaya koyacaktır. Bunu bizler çok iyi biliyoruz da, belki milyonlar bilirde, belki uyanır diye umut ediyoruz.
Kısaca şunu belirtelim ki,
"Man Adası belgeleri" iddia aşamasında olduğu için, bu iddia kanıtlanabilir ya da bu iddianın asılsız olduğu da ortaya konulabilir. Ama bu ve benzer olaylar münferit bir olay değil, kapitalist ekonomik sistemin ürünüdür. Çünkü vahşi kapitalist sistem doğası gereği sömürü, hırsızlık, soygun, yağma - talan... Düzeni olup, bir avuç sermayedara, onların siyasi temsilcileri konumunda olan sistem yürütücülerine bu ülkeyi ve dünyayı cennet kılarken; milyonlarca yoksul - emekçi halk için açlık, sefalet üreterek, bu ülkeyi ve dünyayı cehenneme dönüştürüyor. Toplumu yozlaştırmak suretiyle ahlaki değerleri çürütüyor ve bunun sonucu olarak da insani olan ne varsa her şeyi yok ediyor!
Eeeee, ülkemizde enflasyonist baskılar ile milyonların gelir düzeyi her geçen gün düşerken, insanca yaşam koşullarından uzaklaşırken(gerçi insanca yaşam koşulları bu ülkede hiçbir zaman olmadı ya)
işsizlikte dünya rekoru kırılırken, özellikle asgari ücretliler ve emekliler yoksulluk bile değil, açlık sınırının altında yaşamaya çalışırken, Türkiye'nin gelişip-kalkındığını söylemek bir yalan ve hikâyeden ibarettir!!!
Bir avuç sermayedarın ve egemenin daha da büyüyüp-kalkınmasını sakın milyonlara mal etmeyin haaa.
Umutta kalın, dirençli olun.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

