Büyük orta doğu projesi (son bölüm )
MÜSLÜMANLAR: Hem kitaplarını, hem de Peygamberlerini kutsal sayarlar. Bunların emirlerine tam tabi olduklarını söylerler. Hatta bunun bir göstergesi olarak, her gün en az 20 defa Cenab-ı Allah’a söz verir, ahit yenilerler. Ancak; Kuran-ı emirlerin Aksiyon ve muamelat konularını uygulamada yan çizerler. Herkes kendisinden sorumlu derler. Bu Dünyalarının ihyası için çalışmayı günah sayarlar da, Öldükten sonraki hayatlarını imara çalışırlar. Dünya nimetlerinden azami istifade etmeyi, nefsin peşine düşme ve en büyük günah sayarlar. Gereğini yerine getirmedikleri halde, miras yoluyla Müslüman oldukları için mutlu, gururlu ve şanslıdırlar. Cennet Müslümanlar için hazırlandığına göre, doğuştan cennetle müjdelendiklerine inanırlar. Hele İslam’ın beş şartını güçleri yettiğince yerine getiriyor iseler. Örneğin vakit namazlarını merkez camilerde kılıyor, birkaç defa da hacca gitmiş iseler, Allah’ın (cc) onları cennetine koymaya mecbur olduğuna inanırlar. Kıyasladıkları ise emri hiç uygulayamayanlardır.
Yukarıdaki tespitlerde ortaya çıkan gerçek;
Hedefi olan ve belirledikleri hedefe ulaşmak için, mücadele verenler.
Hedefleri olduğunu zannedenler. Ulaşacakları bir hedefleri olmadığı için de çaba sarf etme zahmetine katlanmayanlar, Allah (cc) ile hem kendisini, hem de çevresindekileri aldatanlar. Şeklinde gruplanırlar.
Birinci grubu oluşturanlar; Belirledikleri hedef adil, insani ve ahlaki olmasa da, davalarına inananlar. İnançları doğrultusunda çalışanlar, bu konuda hiçbir engel tanımayanlardır. Bu grubu oluşturanlar, uzun vadeli projelerle Dünya hâkimiyetini hedeflemişlerdir. Şu anda geldikleri nokta herkesin malumudur.
İkinci grubu oluşturanlar ne Cenab-ı Allah’ın emirlerine, ne Peygamberlerinin sözlerine, ne de kendilerine inanmayanlar, inandığını sananlardır. Hedefleri ve inançları olmadığı için, ne yapacaklarını bilmez bir halde, birinci gruptakileri hasetle izlemekte, onlar imansız oldukları için, yaptıkları amellerin hak katında makul olmadığını iddia ederler. Ancak bu imansızların makbul olmayan amelleri ile, insanlığın hizmetine sundukları Teknoloji; Makine, silah, araç –gereç vs. den kozmetik ve iç çamaşırına kadar, her türlü malzemeyi alıp kullanmak için yarışmaktadırlar. Başka bir çelişki; Gayrı Müslimlerin, hedefledikleri dünya hâkimiyeti için verdikleri mücadelede, yaptıkları zulmün karşısına çıkmak yerine, Cenabı Allah’ın gelip kendilerini kurtarmasını veya bir kurtarıcı göndermesini beklemekte, dolayısı ile Rahman olan Allah’a (cc) her gün iftira ve isyan etmektedirler. Bu hareketleri ile Emri kendilerine has kılıp, işi de Allah’a (cc) havale etmek suretiyle kurtulacaklarını sanmaktadırlar. Bu durumlarını da sabır ve tevekkül olarak nitelendirmektedirler. Böyle düşünüp yaşadıklarından dolayı, bu grupta yer alan İslam âleminin içinde bulunduğu durum, apaçık ortadadır.
Oysa ilahiyat inancının; insanlar için hava ve su kadar hayati bir ihtiyaç olduğunu yaradan belirlemiş, ilk insandan başlayarak bu ihtiyacını nasıl ve ne şekilde gidereceğini bildirmiştir. Buna göre; İnsani değerlerin hâkim olmasında, din kurallarına uymanın birinci öncelikli olduğu, insan olabilmenin, insan gibi hareket etmenin, insan gibi yaşamanın ilk ve tek şartının, Din kurallarına uymakla sağlanacağı ilahi emirlerle bildirilmiş.
Bu bildirme değişen ihtiyaçlar ve şartlara göre takviye edilerek (Değiştirilerek değil), ilk adı olan İslam la son şeklini de almıştır. Kısaca; Yüce Yaradan şöyle diyor; Ya Din kurallarına uyar insan gibi mutlu, huzurlu ve güven içinde selametle yaşarsınız. Ya da kurallara uymaz zulüm yolunu seçersiniz. Bu durumda da; güçlü iseniz zulmünüzle ezen, güçsüz iseniz ezilen, hor ve hakir görülenlerden olursunuz. Her iki durumda da, sizin için vebal ve günah vardır buyuruyor. Zalimlerin de, mazlumların da kısa bir süre içerisinde helak oldukları, tarihe ana kaynak malzemesi oluşturur.
Yahudiler oldum olası Cenab-ı Allah’ın varlığını, birliğini ve gücünü kabullenememiş, içlerine sindirememişlerdir. Her fırsatta Ona bir rakip bulabilir miyiz, alt edebilir miyiz hayali ve çabası içerisindedirler. Her denemelerinde felakete maruz kaldıkları veya helak oldukları için bir yönüyle de korkmakta, Bu korkuları ve tecrübelerinden dolayı, artık dublör kullanmaktadırlar. Cenab-ı Allah’ın varlığının ve gücünün inkâr ve ispatını, kendi kavimleri dışındakilere yaptırmaktadırlar. Marx’lar, Engels’ler, Darwin’ler hülasa, DİN-İ uyuşturucu olarak görüp, tümüyle inkâra kalkışan komünistler, Yahudi senaryosunda yer alan dublörlerdendir. Özetle komünist felsefe; aslında Yahudi hikâyesinde ve senaryosunda yazılı olan ifadelerin oluşumudur.
Komünistler ise; Yahudi amaline hizmet eden figüranlardır.
Hıristiyanlar da; Yahudilerin oyununa gelerek birçok konuda dinsiz yaşamı kabullenmişler, beşeri sistemlerin tamamını denemişler, her şeyi elde ettiklerini sanmışlardır. Doğrusu maddi olan her isteklerine kavuşmuşlar, ancak bir türlü arzuladıkları huzur, sevgi ve mutluluğu bulamamışlardır. Son zamanlarda ise bu hatalarını fark ettikleri gözlenmekte, içine düştükleri uyuşturucu batağından ve ahlaki çöküntüden kurtulmak için batıl da olsa mevcut olan dinlerinin emirlerine yönelmişlerdir.
Görüldüğü üzere; insani değerlerin ortak adı Din ile, vatandaşları arasında refahı, mutluluğu ve güveni sağlayanlar, hedeflerini Dünya hakimiyeti olarak belirlerken, biz ise kendi Dinimizle dindarımızla uğraşmaktan, vatandaşımızı potansiyel suçlu görmekten ve buna şartlanmaktan kurtulup adamların projelerini dahi okuyamıyoruz, okuyanların, uyarmak isteyenlerin de fikirlerini suç sayıyoruz. Bu bağnazlıktan vazgeçip kafamızı soktuğumuz kumdan çıkarıp, Amerikalı ve Avrupalının penceresinden bakmak zorundayız. Süratle bu hatamızdan vazgeçmezsek, kaybetmiş olduğumuz kimliğimizi bulmazsak, daha çok seneler Avrupa kapısında bekleriz. Yabancı bir ülkeye giderken vatandaşına kimliğini belirleyen pasaport veriyoruz ama Avrupa Birliğine girmek için devlet olarak kimliğimizi ortaya koyamıyoruz. Çünkü kimliğimiz kayıp.
Ortada bir gerçek var. Dün olduğu gibi bugünde İslam toprakları, ölüm kokusunun ve korkusunun bulutlara kadar yükseldiği, toprakların derinliklerine dek sindiği yerlerdir. Bu durumumuza hep kader dedik, müsebbip aramadık, aratılmadık. Oysa dün olanları dünlerde bırakıp, bugün bu durumumuza müsebbip arayacak olsak, hemen karşımıza öncelikle siyonist Yahudiler, İngilizler ve ABD emperyalistleri ile bunların satılmış işbirlikçileri, diğer bir ifade ile seçilmişler Modernler ve aydınlar çıkar.
Dost diye senelerdir yutturulan iç ve dış gerçek düşmanların kimliklerini deşifre etmek zorundayız. Emperyalistlerin ve uşaklarının Siyasal, Askeri, Ekonomik, Sosyal ve kültürel kimliklerle nasıl çalıştıklarını, bulundukları İslam ülkelerinde nasıl beyin yıkadıklarını, krallara, şeyhlere, şıhlara, ülke idarecilerine nasıl ağ attıklarını, petrolün nasıl yağmalandığını, bölgede hâkimiyetini nasıl tesis ettiklerini, halklarını nasıl sindirdiklerini, sinmemekte direnenleri nasıl ortadan kaldırdıklarını, namus ve iffetlerinin nasıl ayaklar altına aldıklarını her gün görüyor, acısını da yüreklerimizde hissediyoruz,. Islah edeceklerini ve medeniyet getireceklerini söyleyenlerin yaptıkları ve getirdikleri, yapacakları ile getireceklerinin apaçık göstergesidir.
Güzel Peygamberimizin bir uyarısı ile konumuzu noktalayalım” Ahir zamanda deccal çıkacaktır. Bir elinde su, öbür elinde ateş olacaktır. Su olarak görünen aslında son derece yakıcı bir ateş, ateş olarak görünen de aslında sudur. Siz ona yetişirseniz ve elindekini almak zorunda kalırsanız, ateşi alın” buyruluyor. Öncelikle HŞ’ deki deccalı tanıyalım. Aldatma ile iş gören, son derece marifetli ve bir o kadar da şerli, kan ve gözyaşına doymaz, bütün bunları da Allah adına yaptığını söyleyen anlayışın temsili adıdır. Bu tarife göre Yahudi ve Hıristiyan âlemine şöyle bir bakalım, Tarif ile ne kadar uyuşuyorlar değil mi? Çeşitli senaryo ve projeler ile İslam âlemine Medeniyet, maddi rahatlık, huzur ve adalet getireceğiz diyorlar ama Komünizm tehlikesini karşı kurulan, SSCB’nin dağılmasından sonra misyonunu tamamlamış olan NATO’nun hem devamına hem de güçlendirilmesine çalışıyorlar. Demek ki dünya barışını tehdit eden tehlike daha bitmedi, Yeni düşman İslam yeryüzünde daha silinmedi. İslam âleminde yaptıkları ve yapmakta oldukları vahşet, amaçlarını açıkça ortaya koyuyor.
AB ve ABD hayaliye yanıp tutuşanları da, deccalın elindeki suyu almaya çalışanlar olarak görüyorum. Bunlar; yüksek amperle ısınmış ampulde ışığı görüp de Ona doğru uçuşan, yaklaşınca veya ampule değince de yanıp ölen böcekler gibidir. ABD ve AB deccalı nın aldatmaya yönelik vaatlerine kanmamak gerekir. Sevgili Peygamberimiz de böyle buyuruyor ve bizleri uyarıyor.
Onların bizlere su diye gösterdikleri, belki kendi inanç ve değerlerine uyabilir. Ama biz Müslüman ve Türk toplumuna asla uymaz. Zira vereceklerinin karşılığında bizlerden istedikleri öz değerlerimizdir, inancımızdır, onurumuzdur, şahsiyetimizdir, kimliğimizdir ve vatanımızdır. Atalarımızın savaş meydanlarında canlarını ve kanlarını ortaya koyarak elde ettiklerini, masa başı oyunlarla teslim etmemizi istemektedirler.
Başkalarının helak olmamızı hazırlayan projelerini tasdik etmek yerine, benliğimizde mevcut olan değerlerimizle kimliğimizi ve inancımızı muhafaza edecek kendi projelerimizi yapalım. Muasır medeniyet seviyesine ulaşalım. Bunun için muhtaç olduğumuz güç, mandacı ve devşirme zihniyetlerde değil, damarlarımızdaki asil kanda, Allah ve Resulüne olan inancımızda mevcuttur. Yarın geç kaldığımızı söylemek yerine bu gün mutlaka bir şeyler yapalım diyor selam ve saygılar sunuyorum.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

