Cumhuriyet İstibdada Boyun Eğmeyecek
Özgürlük ve demokrasi yolundan 93 yıl boyunca hiç sapmamış olan Cumhuriyet'in cesur insanları 9 ay sonra hâkim karşısına çıktılar.
Basının en karanlık dönemi olarak 1993 yılını gösterirlerdi üniversitedeki hocalarımız.
Lakin bugün baktığımızda tanık olmadığımız o dönem bugünkü zulmün karşısında çok hafif geliyor.
Zulme maruz kalan gazetelerden biri olan Cumhuriyet zulmedenlerin karşısında geçmişte olduğu gibi şimdide dimdik durmaya devam ediyor.
Üç gündür, televizyon ve gazetelerden Cumhuriyet davasını takip ediyorum.
Evindeki parkeleri değiştirdiğin adamın oğlu soruşturma geçiren bir şirkete mal satması, On yıl sene önce aynı büroda bir sene çalıştığın avukat sonradan milletvekili olup Meclis Başkanvekilinin hesabına para göndermesi, Cumhuriyet yayın politikasını değiştirmesi...
Mahkeme bunları ciddi bir delilmiş gibi görüp suç olarak sayıyor.
Bir gazetenin yayın politikasını değiştirmesi ne zaman suç oldu anlamamız mümkün değil!
Bu dava, Cumhuriyet gazetesini susturma, sindirme, çökertme operasyonundan başka bir şey değildi.
Dokuz ay boyunca da böyle sürdü gitti.
Haksızlığa karşı, hukuksuzluğa karşı, adaletsizliğe karşı, zulüm ve zorbalığa karşı yükselen sesi kısma girişimiydi bu.
Vicdanlı insanların bu üç günlük davadan çıkarmış olduğu en net tespit şudur ki, bu davada yargılanan sadece ve sadece gazeteciliktir.
Bunun lamı cimi yoktur.
Bu mahkemede 15 yıldır tüm baskılara karşı dik durmayı başaran Cumhuriyet iktidar tarafından yargılanmaktadır.
Yapılan haberi, yazılan köşe yazısını, atılan manşetlerden bir suç bulmaya çalışmaları cumhuriyet gazetesinin siyasi iktidarı nasıl koltuklarında hoplattıklarını açıkça göstermektedir.
Türkiye'de gazetecilerin hakikatleri yazdıklarında, baskılara, sindirmelere karşı dik durdurmaları durumunda yargılandığını, tutuklandığını, kötü muameleye maruz bırakıldığını biliyoruz.
Bundan değil midir ki ifade özgürlüğünde en son sıralardayız...
Boşu boşuna dünyanın bir numaralı gazeteci hapishanesi olunmadı.
Cumhuriyet gazetesi davası sadece 11 gazeteciyi ilgilendiren bir dava değil.
Bu davadan çıkacak sonuçla gazetelere mahkeme yoluyla tehdit eden, doğru haber alma hakkının olmadığı, tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkan sözlere bakılması gerektiğinin sembolik anlamı ve sonucu olacak.
Bu dava başta genç gazeteciler olmak üzere hepimizin geleceğini ilgilendiren bir dava.
Gazeteciliğin sadece Ankara'nın emrinde olduğu, yalan ve iftarının olduğu, tek bir ağızdan çıkacak söze bakıldığı, manşetlerde nefret ve intikam dilinin hâkim olduğu bir ülkede basın özgürlüğü mücadelesidir bu dava.
Cumhuriyet gazetesi hiçbir istibdatçının karşısında eğilmez, ezenin yanında yer almaz.
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

