Cumhurun Başkanını Seç(ebil)mek
10 Ağustos Pazar günü Cumhurbaşkanlığı ilk tur seçimi yapılacak.
İlk tur seçimde geçerli oyların salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde ikinci tur seçime gidilecek.
İkinci tur seçim ise 24 Ağustos Pazar günü yapılacak.
Ve neticede, yarışan 3 adaydan biri cumhurbaşkanı olacak.
Ancak, önemli olan kimin cumhurbaşkanı olacağı değil seçilen cumhurbaşkanın gerçek anlamda Cumhurun başkanı olabilmesidir.
İşte bu noktada bu seçim bize bunu belirleme fırsatını vermektedir.
Böyle olduğu içindir ki bu seçim çok önemlidir.
Önemli olduğu için de diğer seçimlere kıyasla çok daha fazla önemsenmeyi hak etmektedir.
Çünkü bugüne kadar sözde seçimlerle ya bir cunta başı cebren kendini cumhurbaşkanı seçtirmiştir. Ya da cuntanın işaret ettiği biri cumhurbaşkanı olmuştur. Veya-Demirel’i konuşmaya hiç gerek yok-Özal ve Gül’ün cumhurbaşkanı oldukları gibi, sırasıyla birincisi, küresel güçlerin Türkiye’yi serbest piyasa sistemine entegre etme projesinin bir parçası olduğu için, ikincisi ise gömlek değiştirerek sistemin bir parçası olduğu için ancak cumhurbaşkanı olabilmişlerdir.
Bugün ise Türkiye tarihinde ilk defa gerçeğe yakın bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktır.
Yani; ilk defa halk kendi cumhurbaşkanını seçecek ve yarışan 3 adaydan birini cumhurbaşkanı yapacaktır.
Bu önemlidir.
İşte bunun iyi değerlendirilmesi gerekir.
Ki, seçilen cumhurbaşkanı gerçek anlamda cumhurun başkanı olabilsin.
Peki, bu nasıl olacak?
Şöyle olacak;
Eğer seçilmiş bir cumhurbaşkanı, gerçek anlamda halkın özgür iradesi ile yapılmış bir anayasaya, evrensel hukuka ve en önemlisi de politik ahlaka dayanarak değil de bugün küresel güçlerin Türkiye’ye dayattığı, evrensel hukuktan ve politik ahlaktan uzak anti demokratik cunta anayasası ile ben yoluma devam edeceğim diyorsa, bu cumhurbaşkanı halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı olur ancak Cumhurun Başkanı olamaz.
Şimdi bu gerçeklikten hareketle Erdoğan ve Ekmeleddin’in mevcut sistemin devamından yana oldukları yani; bu ülkede, 1920 den ölümüne kadar, 7 dönem milletvekillik yapmış, çeşitli komisyonlarda görev almış ve adalet bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuş olan Mahmut Esat Bozkurt’un, "…biz Türkiye denen, dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusumuz inançlarında bahsetmesi için bundan daha müsait bir ortam bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım. Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır. Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost, düşman ve bu dağlar bu hakikati böle bilsin." İfadesinde kendini bulan tekçi, ırkçı, bölücü, ayrımcı, ayrıştırıcı zihniyetin devamından yana oldukları, bugüne kadar ortaya koydukları performansla sabittir.
Ayrıca, cumhurbaşkanlığı seçiminde her ne kadar 3 aday yarışacak gibi görünüyor olsa da esasen iki çizgi yarışacaktır.
Tabii bu, “Erdoğan ile Ekmeleddin huy ikizleridir” anlamında değildir.
Aralarında elbette ki farklılıklar vardır ve olacaktır.
Mesela;
Erdoğan’ın, zaman zaman sözde dışarıya özde ise içeriye dönük olarak küresel ve bölgesel güçlere karşı sert tavır takındığını ve ayrıca sanki değişimden yanaymış gibi davranarak bunların tümünü sadece ve sadece siyasi rant devşirmeye yönelik kullandığını ve böyle bir siyasi karaktere sahip olduğunu biliyoruz.
Eklemeddin’in de bugüne kadar ortaya koyduğu performansla Erdoğan’dan pek de farklı biri olmadığı, sadece biraz daha sakin ancak çok daha statükodan yana biri sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Bir başka ifadeyle; biri vagonu sallayarak yol alıyoruz diye halkı kandırmaya çalışırken diğeri vagonun sallanmasını dahi statüko için bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Zaten böyle biri olduğu içindir ki CHP ve MHP gibi statükocu partileri bir araya getirebilmiş ve bu partilerin ortak adayı olabilmiştir.
Ve neticede; Erdoğan ile Ekmeleddin’in birbirlerinden farklılıkları elbette ki var ve olacaktır. Ancak bu farklılıklar, bu adayların temsil ettikleri dinci-milliyetçi muhafazakâr kimliklerinin dışına çıkmalarını sağlayabilecek boyutta olmayacağı bir gerçekliktir. Dolayısıyla, cumhurbaşkanlığı yarışında her ne kadar 3 aday olsa da 2 çizginin yarışacağı açıktır. Yani; bir tarafta mevcut sistemi savunan dinci-milliyetçi tekçi statükocu zihniyet, diğer tarafta ise mevcut zihniyete karşı olan ve herkesin kimliği ile var olabileceği, radikal demokrasiyi savunan zihniyet olacak ve bu iki zihniyet yarışacaktır.
İşte bu farkın iyi değerlendirilmesi ve ona göre karar verilmesi gerekir.
Tabii bu da yetmez.
Ayrıca, derin aklın hilelerini de görerek bu hilelerin de boşa çıkarılması gerekir.
Yani;
Hep sistemin veya düzenin sıkıntılarından şikâyet edilir; Ekonomik sıkıntılar, dışlanmalar, yok sayılmalar, horlanmalar, İnançların yasaklanması, kısıtlanması, yaşam biçimine müdahale, demokratik hakların yasaklanması, kullanımının engellenmesi, kullanmaya kalkanların terörist olarak yaftalanması, yargılanması, hayatlarının karartılması, İşkence, tecavüz, katledilme vs. bunlar hep dillendirilir ancak yine de sistemi veya düzeni savunan statükocu partilere destek olmaya devam edilir.
Şimdi hem sistemden ağzı yandığı için yakınan hem de ısrarla bu sistemin sürmesinden yana olan partileri destekleyenlere baktığımızda karşımıza özellikle Kürt Sünniler ile Kürt Aleviler çıkmaktadır. Türk Sünnilerle, Türk Alevilerin sistemle, sisteminde bunlarla bir sorunu yok. Çünkü bunlar “ne mutlu Türküm diyene” politikasından hayatlarına yansıyanlarla mutlular. Tabii namuslu Türkleri bunlardan ayırmak gerekir.
Peki, bu Kürt Sünni ve Kürt Alevilere ne oluyor da sırf Kürt oldukları için zulme uğradıkları halde yine dönüp kendilerine zulmeden sistem partilerini desteklemeye devam etmektedirler?
İşte burada Allah’la, dinle ve mezheple aldatmak devreye girmektedir.
Bir taraftan din kardeşliği aldatmacası, diğer taraftan mezhep ayrımcılığı ile halklar bölünerek karşı karşıya getirilmekte ve sistem partilerinin ve dolayısı ile de sistemin hizmetine sokulmaktadırlar.
Ki, bugün bu hile Kılıçdaroğlu projesi ile devrededir.
Şöyle ki;
Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığına getirilmesi ile CHP ile yol ayrımında olan Alevilerin tekrardan CHP’ye kazandırılması sağlanmıştır.
Bu, Kemalist zihniyetin idamesi yükümlülüğünün bir bakıma Alevi yurttaşlara ihale edilmesi anlamındadır.
Şimdi buraya kadar sorun yok, denilebilir.
Ancak, 30 Mart yerel seçimlerinde ve 10 Ağustos tarihinde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin, MHP ve MHP’lilerle işbirliği ve ittifakının, bugün yaratmış olduğu algı ile hile içerisinde hile olduğu açığa çıkmıştır.
Bugün Kürtler, bana zulmeden Kemalist zihniyetin kitlesel destekçisinin Aleviler olduğu algısına sahiptirler. Buradan hareketle de Kürtler, “Türk devleti dışarıda Kürtlerin karşısına IŞİD gibi örgütleri çıkarırken, içeride de Alevileri Kürtlerin karşısına veya tam tersi Kürtleri Alevilerin karşısına çıkarmaya mı çalışmaktadır.” endişesini yaşamaktadırlar.
İşte bu noktada cumhurbaşkanlığı seçiminin, Seyit Rıza’nın, “Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun!” şiarıyla değerlendirilerek hilelerin boşa çıkartılması gerekir. Ki, gerçek anlamda bir Cumhurun Başkanı seçilebilsin.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

