“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
15 Eylül 2017 · 836 okunma

EĞİTİM POLİTİKTİR!

 

   

    18 eylül pazartesi günü 2017-2018 eğitim-öğretim yılı başlıyor.18 milyona yakın öğrenci ile Hollanda nüfusundan daha fazla olan öğrenciler yeni müfredat ve ders kitapları ile karşılaşacaklar.

    Yeni müfredatta, fikirlerini savunur yada savunmayız ama gerçek şu ki,bu ülkenin kurucusu ve kurucu iradesini manevi olarak temsil eden Atatürk tırpanlandığı gibi, bilimsel(!) ve lâik eğitim(!)dinamitleniyor, evrim teorisi çıkarılıyor,birtakım hurafeler din kisvesi altında sunuluyor,"lâiklik,dinden uzaklaştırır" hatta sosyal medyada iddia edildiği gibi "erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı olur" türünden kadınları aşağılayan absürd yargılar bulunuyor.Bu müfredatın Irkçı, mezhepçi, dinci, gerici bir müfredat olduğu anlaşılıyor.

    Eğitim-siyaset ilişkisini irdelemek için, İsterseniz, eğitim ile ilgili birkaç tanım yapmak suretiyle konuyu ele alalım.

    En genel anlamda eğitim,"Yeni kuşakların toplum yaşamında yer almaları için, gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme sürecidir".

Eğitim,"Bireyin davranışlarında, kendi yaşantısı yoluyla, amaçlı olarak istendik değişim meydana getirme sürecidir".

    Sosyoloji açısından eğitim, bir " kültürleme" dir. Toplumun, bireylerini kendi kültürünün istek ve beklentilerine uygun olarak etkileyip değiştirme süreci, "kültürleme"dir.kültürleme,eğitim sonucudur ama eğitimden daha geniş bir anlam içerir. Kültürleme, toplumsallaştırma/sosyalleştirme ve eğitim süreci olarak ta tanımlanabilir.

     Mademki, eğitim, bireyin davranışında "istendik" değişim meydana getirmek ise ki, öyledir! O halde bir davranışın, bir yaşam tarzının, bir fikrin hatta bir dinsel inancın "istendik"  olması görecelidir. Bir ülkede uygulanan eğitim sistemi ve müfredat siyasal bir içerik taşır, bu açıdan eğitim politiktir!

     Makalenin başlığında,"eğitim politiktir" diye bir iddiada bulundum, daha doğrusu bir gerçeği ortaya koydum. Bunu binlerce argüman ile somut örnekler ile kanıtlamak mümkündür! Burada, ekonomik sistem tercihi ile eğitim sistemi ilişkisini bir örnek üzerinden ele alarak, eğitimin politik olduğunu kanıtlayalım.

     24 ocak 1980'de alınan köklü ekonomik kararlar ile serbest piyasa ekonomisine yani devlet ağırlıklı karma ekonomik sistemden, özel sektör ağırlıklı kapitalist sisteme geçiş öngörüldü. Gerçi bu amaç DP hükümetinden bu yana vardı ve yer yer uygulandı... Özelleştirme, daha doğru bir ifade ile kamu mallarını, kaynaklarını sermaye sınıfına peşkeş çekme gündeme geldi. Geniş emekçi halk kitlelerinin tepkisini ortadan kaldırmak amacıyla Amerika destekli askeri faşist darbe gerçekleştirildi.

     Darbenin tek nedeni bu olmasa da, en büyük nedenlerinden biri de buydu!!!Darbeden üç yıl sonra işbaşına gelen Turgut Özal, uyguladığı neo-liberal politikalar ile vahşi kapitalist sistemin kapısını araladı. Özellikle ithalat çılgınlığı ile yabancı ürün ve mallara olan talep körüklendi. Uluslararası düzeydeki çok uluslu şirketler(ÇUŞ) Türkiye'yi hem ucuz emek-işgücü hem de mallarını pazarladığı, sattığı, kendileri için cennet, ülkenin geleceği açısından ise cehennem yarattılar. Çikita muz ile başlayan ithalat çılgınlığından, büyükbaş hayvan ve onu beslemek için saman ithalatına kadar evirildi Türkiye.

    İçinizde hatırlayanınız vardır! 1980 öncesi, "Yerli malı haftası" vardı ve özellikle okullarda kutlanırdı. Topluma, kendi ürettiği ürünleri, malları tüketerek, sömürgen, yağmacı, talancı kapitalist - emperyalist sistemin ekonomik bağımlısı olmamak bilinci iletilirdi. Okullarda, çocuklara-gençlere yerli malı ürün tüketme bilinci empoze edilirdi. Peki, bugün, "Yerli malı haftası" nı okullarda kutlamak mümkün mü? Hayır! Çünkü yerli mal kalmadığı gibi, ulusal ekonomi hâlâ hız kesmeden yağma - talan ediliyor.

     Üretmeden tüketen bir toplum ise sonunda kapitalist - emperyalist devletlerin pazarı ve sömürge alanı olmaktan kurtulamaz.

Şimdi anlaşıldı mı, eğitimin politik bir olgu olduğu...

     MEB'e bağlı okullarda, Türk-İslam gibi tek bir milliyet ve tek bir din dayatıldığı için,okullar birer asimilasyon kurumu, merkezi gibi çalışıyor. Özellikle milliyetlerden Kürtler ve din ile de Alevilerin çocukları, gençleri asimile ediliyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi gibi bir dersin zorunlu olması bile eğitimin politik olduğunun göstergesidir!

    Devlet, tekçi bir zihniyete ve faşist anlayışa sahip olduğu için, eğitim politikalarını Türk-İslam üzerine inşa ediyor! AKP hükümetleri de, devletin tekçi-faşist eğitim politikalarını daha da tahkim ettiği gibi, eğitimi, din eksenli ve Türk-İslam odaklı bir eğitim politikası ile kendi tabirleriyle "dindar ve kindar nesil "yetiştirmeye hız kesmeden devam ediyor! Son olarak MEB müfredat değişimi ile, lâik, demokratik, bilimsel, çağdaş, anadilde eğitim sistemi yerine, din ve özellikle Hanefi mezhebini ve hurafeleri, tekçi zihniyet ile ırkçı eğitimi ikame ediyor. Bunun sonucu olarak da, ırkçı, mezhepçi nesiller yetişiyor ve bu kaçınılmaz bir sonuca dönüşüyor.

     Dindar nesillerin yetişip yetişmediği tartışmalıdır ama kindar nesil yetiştiği, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamlarda artış olduğu, bazı cemaat ve tarikat yurtlarında küçücük çocukların ırzına geçildiği bir realitedir! Ahlâkî değerlerin çürüdüğü hatta kokuştuğu da bir realitedir! Bir dinsel inanca sahip olup, ibadet yaptıktan sonra, bir ahlaka, erdemli bir kişiliğe sahip olmanın gerekmediği düşünce ve zihniyetinin giderek yaygınlaşması da bir realitedir!

Eğitim ve diğer alanlarda uygulanan politikaların oluşturduğu sonuç işte budur...

     Bir siyasi iktidar, kendi siyasi tercihlerine, dünya görüşüne ve kısacası ulaşmak istediği hedeflere göre eğitimi dizayn eder.

     AKP'de bunu yapıyor ama onlar "dindar ve kindar nesil" değil de, dinci, gerici, yobaz, itaatkar, biatçi, kul-köle ve onur yoksunu bir nesil hedefledikleri ortada.

Çünkü AKP ve saray, cehaletten, karanlıktan besleniyor. Siyasi ve kişisel ikballerinin güvencesi, ümmete ve dolayısıyla sürüye dönüşmüş bulunan yığınlar...

      Yeni müfredattan da anlaşıldığı üzere, şu an uygulanan eğitim sistemi ki, buna sistem demek bile tartışmalıdır.

      Bu eğitim sistemi ve uygulanan müfredat ile sorgulamayan, eleştirel düşün(e)me yen,her türlü otoriteye boyun eğen,özgün bir düşünce üret(e)me yen, düşüncesini ve kendisini ifade edemeyen,itaatkar, biatçi, köle ruhlu nesiller yetişir ki, bunun böyle olduğu anlaşıldı ve kanıtlandı.

Din eksenli eğitim yetmemiş olacak ki, hemen hemen bütün okullar imam hatibe dönüştürüldü. Zaten, şu anda da ülkeyi imamlar yönetmiyor mu?!!!

      Üç yılda bir yapılan ve en son 2015'de yapılmış olan,6 aralık 2016'da sonuçları açıklanan, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD)"Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme" yani PİSA raporunda Türkiye, 70 ülke arasında 50.sırada yer aldı.

Türkiye, 2015 sonuçları ile 2003'ün bile gerisinde kaldı. Türkiye, sıralamada 70 ülke arasında fen'de 51. matematik'te 48. okuma ve okuduğunu anlamada ise 49.sırada yer aldı.

Aslında, bu sonuç, çocuklarımızın başarısızlığından değil, uygulanan eğitim sisteminin ve müfredatın bilim dışı, çağdışı ve absürd olmasından kaynaklı...

O halde aydınlık bir gelecek ve mutlu yarınlar için çözüm...

     Lâik, demokratik, akılcı, bilimsel, anadilde eğitim!!!Bu eğitim sistemi ve çağdaş bir müfredat ile yeni nesiller, olayları akıl-mantık süzgecinden geçirerek, eleştirel tutum ve yaklaşım göstererek,dogmatik düşünüşe panzehir oluşturarak, olayları dinsel dogmaların yada hurafelerin etkisiyle değilde, neden-sonuç ilişkisi bağlamında ele alarak davranır, kendi inancını çevreye dayatan bir yobaz değilde, inancını yada gayet doğaldır ki, inançsızlığını kendi iç dünyasında yaşayan, herkesin hak ve hukukuna saygı gösteren, emeği kutsal değer olarak bilen, bir kişiye yada inanca-fikire körü körüne bağlanmayan, eleştirel ve sorgulayıcı, akılcı davranan bilinçli, erdemli nesiller yetişir. Elbetteki, ailesel, çevresel ve özel koşullardan kaynaklı istisnai durumlar olacaktır!

    Bilgi üret(e)me yen, bilimin ışığında yol almayan toplumlara, ileri aşamada "köle toplum" payesinden başka bir paye biçilmez.

Onun içindir ki, Hâci Bektaşi Veli:

 

"Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" demiş.

 

 Umutta kalın, dirençli olun.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.