“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
13 Nisan 2018 · 1,2B okunma

EKONOMİ Mİ? HİÇ SORMA!

 

 

   "Hiç sorma" söylemi ile bir durumun vahametinden söz edileceğini bilirsiniz!

    Ülkemizin ekonomik durumunu anlatmaya başlamadan önce maalesef vahim bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu baştan belirtmek için, Ekonomi mi? sorusuna açıklık getirmek ancak "Hiç sorma" denilerek ifade edilir.

     Hani, denilir ya : "Ne sen sor, ne de ben söyleyeyim "diye. Ama biz yinede her zaman olduğu gibi, "Kral çıplak" dedik ve demeye de devam edeceğiz.

    Bu yazıda belirtmiş olduğumuz bütün verileri, açık kaynaklardan, özellikle de TÜİK' in istatistikî bilgilerinden derlemiş olduğumuzu söyleyelim.

    AKP, Kasım 2002 seçimlerinde 3Y olarak adlandırılan Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasakları ortadan kaldırmak iddiası ile iktidar olmuştu. Yaklaşık 16 yılı kapsayan süreçte, bırakalım bunları ortadan kaldırmayı, her üçü de tavan yaptı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın "Para'dan altı sıfır attık, bir milyon olan tuvalet, bir lira oldu" demesi komik olduğu kadar, halkın zekâsı ile de alay etmektir. Paranın az ya da bol sıfırlı olması değil, paranın değeri, alım gücü önemlidir. Parada az sıfır olması sadece hesaplarda kolaylık sağlar.

     Önce şunu belirtelim ki, bir ülkede yoksulluğu ortadan kaldırmak için, hem yolsuzlukların hem de yasakların ortadan kaldırılması elzemdir. Yolsuzluk ile halkın verdiği vergiler söz, karar ve imza yetkisine sahip olan siyasi hükümet yetkililerinin ve bürokratların elinde kişisel çıkarlarını gerçekleştirecek bir araca dönüşerek, vergiler hiç edilecektir. Halkın refahı yerine beylerin kişisel hesapları, mal ve mülkleri artacaktır.

    Yasakların olduğu yerde ise, demokratik hukuk devleti olmadığı, yatırımcı kendini güvende hmeyeceği için, yeni yatırımlar yapılmaz hatta sermaye dışarıya akar ya da kaçar. Bu sonuç da yoksulluk doğuracağı gibi, var olan yoksulluğun da derinleşeceği anlamına gelir.

    Devletin resmi kurumlarının, sendikaların tespitlerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1608 TL. Oysa şu an uygulanan asgari ücret 1600 TL. Emeklilerin ve özellikle SSK işçi emeklilerinin yarıdan çoğunun maaşı hem açlık sınırının hem de asgari ücretin çok altında.

      Yeni emekli olan işçi emeklisi ise 1000 TL'nin altında maaş alarak, açlığa mahkûm edilerek açlık ve sefalet içinde yaşamaya çalışıyor. Ama siyasi iktidar mensuplarına sorsanız, Türkiye 7,4 büyüdü.

    Mademki büyüme oranı yüksek, neden çalışan işçi, memur ve emekliye büyümeden kaynaklı olarak "refah payı" vermiyorsunuz? Tabi ki onlarda biliyor ki, büyüyen ülke ve halk değil, büyüyen bir avuç asalak, yandaş ve kapitalist. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin derinleşmesi zaten bunun somut kanıtı.

     Bir ülkenin ekonomik olarak gelişmişliğinin bir ölçütü de istihdam ve işsizliktir. Ülkemizdeki işsiz insan sayısı,

    TÜİK 2017 verilerine göre 3.454.000 olup, %10,9. İşsizliğin doğal sonucu ise yoksulluk, açlık ve sefalet.

Şimdi soruyorum: Siz hiç AKP hükümetleri döneminde bir fabrika, ekonomik bir işletme, bir tesis açıldığını duydunuz mu, gördünüz mü? Hayır dediğinizi duyar gibiyim.

     Peki, kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) niteliğinde olan en kârlı ekonomik kurum ve işletmeleri özelleştirme adı altında yandaşa peşkeş çeken, satılmadık bir şeker fabrikaları kalmıştı ki en son onları da satan, pardon peşkeş çeken hangi hükümetlerdi?

AKP dediğinizi duyar gibi oldum.

      Bizim gibi ekonomisi dışa bağımlı ve kapitalist- emperyalist sistemin kölesi olan,uluslararası sermaye ve onların çok uluslu şirketlerinin açık pazar ve sömürü, yağma - talan alanına dönüştürülen ülkelerde "Devalüasyon" demek doğrudan enflasyon demektir. Kasım 2002'de AKP  iktidar olduğu zaman Dolar 1.60 TL iken, bugün ise 4.15  TL oldu. Yani dolar, Türk Lirası karşısında yaklaşık üç kat değer kazandı. Bir başka ifade ile Türk Lirası Dolar karşısında yaklaşık üç kat değer kaybetti.

Euro Kasım 2002'de 1.64 TL iken bugün ise yaklaşık 5.15 TL oldu.

    2002'den bu yana yaklaşık 16 yılda çiftçinin,tarım üreticisinin durumuna bir bakalım ve bunu 1 Litre Mazot(Motorin) fiyatı ile 1 kg Buğday fiyatının karşılaştırmasını yapalım ki neyin ne olduğunu rakamlarla ortaya koyalım.

 

    2002'de yani AKP iktidar olduğu yıl 1 Litre mazotun ortalama fiyatı 1.30 TL  (1 Lira 30 kuruş)1 kg Buğdayın da ortalama fiyatı 41 kuruş. Çiftçi/tarım üreticisi, emekçisi 3.17 kg Buğday ile 1 Litre Mazot alabiliyordu.

   Nisan 2018'de ve bu yazıyı yazarken 1 Litre Mazot fiyatı 5.46 TL(5 Lira 46 kuruş)

Buğday borsalarına bağlı değişken olan 1 kg Buğday fiyatı da yaklaşık 90 kuruş.

Buğday üreticisi 6 kg Buğday ile 1 Litre Mazot alabiliyor.

     Bu karşılaştırma sonucu görmekteyiz ki çiftçi, AKP hükümetleri döneminde yani 16 yılda %100 fakirleşmiş.    İhracatımız(dış satım)az ithalat(dış alım) fazla olduğu için de cari açık büyüdü. Bunun üzerine birde her yıl artan bütçe açığını eklersek durumun vahameti ortaya çıkıyor.

    En büyük gelir kalemini oluşturan turizm olup, ülke içindeki güvenlik sorunu ve izlenen yanlış dış politika nedeniyle hem turist sayısında hem de turizm gelirinde büyük bir düşüş yaşandı ve yaşanıyor. Haliyle bu da ülke ekonomisini olumsuz etkiliyor.

   Her gün başta benzin ve mazot olmak üzere bütün akaryakıt ürünlerine zam geliyor hatta bunun otomatiğe bağlandığını söylemek de yanlış olmaz. Bildiğiniz gibi akaryakıt ürünlerine zam demek iğneden-ipliğe bütün ürünlere zam demektir. Tekelci ve yandaş medya artık "zam" demeye dilleri varmadığı için "fiyat güncellemesi" diyorlar.

    Elektrik, Su, doğalgaz bir yıl içinde açıklanan enflasyon rakamlarının çok üstünde zam görürken,başta temel gıda maddeleri olmak üzere sebze-meyveye süreki zam yapılmakta.Hatta ekmeğe yapılan zammı gizlemek için, gramajını düşürerek aynı fiyatla satmak gibi bir aldatmacaya başvurdular.

 

    A' dan Z' ye bütün ürünlerin fiyatı sürekli artarken, asgari ücretlinin, işçinin, memurun ve özellikle emeklilerin yıllık maaş artışları ise enflasyon rakamlarının altında kalıyor ki, TÜİK' in açıkladığı enflasyon ile çarşı-pazar enflasyonu da çok farklı.

     Tek geçim kaynağı maaş olan bordro mahkûmları olarak bilinen dar gelirlilerin hem ekonomik hem de sosyo-kültürel yaşam koşulları gittikçe zorlaşıyor.

   AKP hükümetleri "Sosyal Devlet "olgusunu oy devşirmenin ve sadaka kültürünün aracına dönüştürerek uyguladı. Yoksul ve yardıma muhtaç yurttaşlara yapılan yardımlar sanki halkın vergisi ile değil de, AKP'nin ya da kendi ceplerinden yaptıkları bir yardım gibi algı oluşturdular. Hatta bu yardımlar ile özellikle yoksul ve cahil yurttaşlarda minnet duygusu ile itaatkâr topluluk ve biat kültürü oluşturdular.

     Ülkemizde üretim ekonomisi değil, ranta dayalı ekonomi ve vahşi kapitalist sistem geçerli olduğu için, bir avuç sermayedarın ve yandaşın dışında bütün toplumsal kesimler ve özellikle de yoksul-emekçi halkın yaşam koşulları gittikçe zorlaşıyor,

     Bu ülke emekçiler için cehenneme dönüştürülürken; ihaleci, rantçı, sömürücü, asalaklar için de cennete dönüştü.

     Bu tabloya birde iç borç ve milyar dolarlık dış borcu eklersek hatta dış borcun çevrilemez hale geldiğini, borcun faizini ödemek için yeni borç alındığını belirtirsek ekonominin içinde bulunduğu vahamet daha iyi anlaşılır düşüncesindeyim!

   Bir toplumun genel çoğunluğunun maddi yaşam koşulları insan onuruna yakışır bir düzeyde değilse, refah toplumuna ulaşılmamışsa, bir yöneticinin 1150 odalı sarayda şatafat içinde yaşaması,hangi etik değere, hangi vicdana göre izah edilebilir ki?

   Genel hatları ile açıkladığımız ülkenin ekonomik tablosu ortadayken, sizler hâlâ "Yerli ve milli" olduğunuzu iddia edeceksiniz haaa.

   Ülkenin bütün ekonomik kaynaklarını, değerlerini küresel sermayenin çok uluslu şirketlerine ve onların içteki işbirlikçisi yandaş kapitalistlere peşkeş çekeceksiniz ve halkı aptal yerine koyarak, zekâsı ile alay ederek "Yerli ve milli" olduğunuzu iddia edeceksiniz haaa. Buna, Kargaların gülüp-gülmediğini bilemem ama elin adamları bi yerleriyle gülüyor! Bundan da çok eminim.

     Son olarak şunu söylemek istiyorum ki, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu değiştirmenin, insanca yaşam koşullarını oluşturmanın, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen ilişkilerine son vermenin, sınıfsız, sömürüsüz, eşitlikçi toplum kurmak için tek kurtuluş yolu,

Tek reçete sosyalizmdir. İdeal olan ise sosyalizmin üst aşaması olan komünizmdir.

 

Çünkü Sosyalizm "herkesten yeteneğine göre, herkese emeği kadar"

Komünizm ise "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar" ilkesine dayanır.

 

 Umutta kalın, dirençli olun.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.