EMEKLİLER AÇLIĞA MAHKUM EDİLDİ
Sahi, kimdir emekli?
Yaşı geçmiş, çalışma gücünü büyük oranda kaybetmiş ve toplumun, çalışanların sırtından geçinen bir asalaklar topluluğu mu; yoksa en verimli gençlik yıllarını bu ülkenin büyümesi, gelişmesi ve kalkınması için harcamış, üretmiş, çalışırken ödemiş olduğu primleri ile ulusal ekonomiye büyük katkılar sunmuş kişi midir?
İşte, bir toplumun ve de özellikle hükümet, devlet yetkililerinin bu soruya verecekleri, verdikleri cevaplar ile emekliler saygın, değerli bir kitle olarak ta; değeri bilinmeyen hatta asalak bir kitle olarak ta algılanır, değerlendirilir.
Aslında, bu cevaplar bir zihniyet ve ahlâkî bakışın tezahürü olduğu kadar, aynı zamanda toplumda uygulanan siyasal yönetim ve ekonomik sisteminde bir göstergesidir!
Bu bağlamda şunu söylemek mümkündür!?
Sosyalist toplumda emek kutsal(!) bir değer iken, kapitalist toplumda ise bir üretim aracı ve ücretli köledir. Karl Marks, proletarya için diyor ya : "Zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yoktur!"
Sol ideolojik bakış açısında emek, en kutsal değerdir. Emeğin kutsal bir değer olarak ifade edildiği birtakım dinsel argümanlarda vardır(!) Emeğe saygı, insana ve onun zihinsel ya da bedensel gücü ile oluşturmuş olduğu üretimsel değerlere saygıdır. Yaşamı dönüştüren, insan ve bütün canlıların yaşam koşullarını bilim ve teknoloji ile değiştirerek kolaylaştıran harcanan emektir. Maalesef, teknoloji doğanın tahrip edilmesinde, bitkilerin, hayvanların, börtü-böceğin yaşam alanlarının yok edilmesinde kullanıldığı da bir realitedir!
Bir ülkeyi bina olarak düşünecek olursak, binanın inşaatında, temelinde, harcında, tuğlasında demirinde, çatısında emeklilerin alın teri, emeği vardır.
Toplumun bu insanlara vefa borcu vardır!
Siyasi iktidar mensuplarının da bütün yurttaşların olduğu kadar emeklilerinde yaşam koşullarını iyileştirmek ve insanca yaşam koşulları sağlamak gibi bir görevleri, sorumlulukları vardır ya da olması gerekir.
Oysa yapılan bütün araştırmalar emeklilerin büyük çoğunluğunun yoksulluk hatta tek gelir kaynağı sadece emekli maaşları olan emeklilerinde açlık sınırının altında yaşamaya çalıştıklarını ortaya koymaktadır. Özelikle SSK işçi emeklisi kitlenin ekonomik durumu çok daha kötüdür. Emekli Sandığı'na bağlı memur emeklilerinin durumu göreceli olarak işçi ve esnaf emeklisinden iyidir.
Ülkemizde yaklaşık 12 milyon emekli olup, bunların büyük çoğunluğu ise 4A'lı işçi emeklisidir. İşçi ve esnaf emeklilerinin yılda iki kere, ocak ve temmuz aylarında, altı aylık enflasyon oranında maaşları artıyor Memur emeklileri gibi sendikal örgütleri ile toplu sözleşme, pazarlık yapma durumları da maalesef yok, bu hak tanınmıyor. Oysa memur emeklileri genelde enflasyon oranından fazla zam alıyor. Sakın olaki burada işçi, memur ayrımı yaptığımı sanmayın. Benim için zihin emekçisi memurda, beden gücü ile çalışan ya da çalışmış olan emeklide emekçidir ama temel güç, tabi ki işçi sınıfı yani proletaryadır.
Tüm Sivil Emekliler Derneği Başkanı Gültekin Kurtoğlu, Temmuz 2017'de bir gazeteye yaptığı açıklamada, 15 yıldır iktidarda bulunan AKP'nin emeklileri perişan ettiğini belirterek, emeklilerin sorunlarını ve hükümetten isteklerini şöyle sıralıyor:
1 -Açlık ile yoksulluk sınırları arasında sıkışan, çoğunluğu açlık sınırı altında yaşamını sürdüren emekli sefalet içindedir. Bu durumu yaratan, 15 yıllık siyasi iktidarın emekliye uyguladığı ücret ayırımı politikasıdır. İktidarın bu tutum ve davranışı emekli sandığı emeklileri ile İşçi ve Bağ-Kur emeklileri arasında ücret uçurumuna neden oldu.
2-Memur Sendikalarıyla yapılan toplu sözleşmeden, memur emeklisi ücretinde belirli artış sağlanırken, işçi ve Bağ- kur emeklisine yapılan artış yetersiz kaldı.
3-Açlık sınırının 1600 TL'yi geçtiği ülkemizde 2 milyon memur emeklisi açlık ve yoksulluk sınırları arasında sıkışıp kaldı. 10 milyon işçi ve Bağ-Kur emeklisi de açlık sınırı altına itildi.
Gerçek hayat pahalılığını yansıtmayan enflasyon düşürüldükçe 12 milyon emekli ücreti eridikçe eridi. Yaşamının en verimli dönemini halkına, ülkesine, ailesine hizmet vererek geçiren emeklinin %70'i 'aybaşını nasıl getireceğim' endişesi içinde kaderine terk edilip açlığa mahkûm edildi.
4-Emekli ücreti; gerçek enflasyon verilerine ve milli gelir artışına göre saptanmalı.
5-Altı aylık dönem artışlarında temel gıda enflasyonu baz alınmalı.
6-Taban aylığı açlık sınırı üzerine çekilmeli.
7-Emekliler arasındaki ücret ayırımı giderilmeli.
8-Sağlıkta katkı payı kaldırılmalı.
9-Banka promosyonu her yıl verilmeli.
10-Dini Bayramlarda emekliye birer maaş ikramiye verilmeli.
Hizmet süresi ve prim gün sayısını tamamlayıp, Emeklilikte Yaşa Takılanlar(EYT)kitlesi var ki, hükümet bunların sorunlarına ise tamamen duyarsız. Hükümet gittikçe emeklilik yaşını yükseltmek istediği için EYT kitlesinin taleplerini karşılaması mümkün görünmüyor.
İsterseniz, bu sorunlar arasında sıralanan emeklilerin maaş farklarına değinerek bu konuda 2000 yılından önce ve 2000'den sonra emekli olanların maaşları arasındaki eşitsizliği, adaletsizliği ortaya koyalım.
Temmuz 2017 maaşlarını baz alarak belirtelim. Bildiğiniz gibi SGK(Sosyal Güvenlik Kurumu)Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-kur olmak üzere üç birimden oluşuyor. Bir kişinin SSK işçi emeklisi olabilmesi için 3 koşul var:
1 - Hizmet süresi (en az 25 yıl)
2-Prim gün sayısı (kademeli olarak artıyor)
3-Yaş (Hizmet başlangıcı belirleyici)
Neyse! Bu üç koşul kadın ve erkekler için değiştiği gibi yıla bağlı olarak da değişkenlik gösteriyor.2008'de ki değişiklik ile de işe yeni girenler için emekli olmayı hayale dönüştürdüler...
Gelelim esas soruna.
Hizmet süresi, prim gün sayısı ve yaşı aynı olan iki emekliden biri, Türkiye Emekliler Derneği verilerine göre, 2000'den önce emekli olmuşsa, en düşük SSK işçi emekli maaşı Temmuz 2017'de yani halen geçerli maaş 1439 TL;2000'den sonra emekli olanın ise 858 TL.
(Küsuratları attık ve tam sayıya yükselttik)
1439 -858=581TL Fark:581 TL.
Yandaş medya, en düşük SSK işçi emekli maaşı olarak 2000 öncesinde emekli olanların maaşını yazıyor, söylüyor. 2000'den sonra emekli maaşları çok düşük olduğu için dilleri söylemeye, kalemleri yazmaya varmıyor.
Şimdi soruyorum: Hani, geçtiğimiz hafta TÜİK, 3.çeyrekte Türkiye'nin %11,1 büyüdüğünü açıkladı ya. Şayet, bu rakam doğru diyorsanız ki, öyle diyorsunuz zaten. Peki, emekliler ve asgari ücretliler, bütün çalışanlar için ocak ayında altı aylık enflasyon oranının dışında “refah payı”nı da maaşlara yansıtmayı düşünüyor musunuz?
Bir ülkenin ekonomik olarak büyümesinin birtakım göstergeleri vardır! Bunlardan biri de çalışanların ve özellikle asgari ücretlilerin, emeklilerin ulusal gelirden aldıkları payın, maaşlarının artması, yaşam koşullarının iyileşmesidir.
Eeeee, asgari ücretin 1404 TL; en düşük işçi emeklisi maaşının 858 TL olduğu bir realite ise Türkiye büyüyor demek bir hikâyeden ibarettir! Büyüyen hatta şişen birilerinin olduğunu ama bunun Kesinlikle Türkiye olmadığını da biliyoruz.
Yıllardır ha çıktı ha çıkacak diye emeklileri oyaladığınız "intibak yasası" ( uyum yasası) çıkararak 2000'den önce ve 2000'den sonra emekli olanların maaşları arasındaki gittikçe açılan makası daraltarak eşit ya da eşite yakın ve insanca yaşam koşulları sağlayacak bir maaş vermeyi düşünüyor musunuz?
Böyle bir düşünce ve çalışmanız yok biliyorum. Eeee, o halde bu soruları niye soruyorum dersiniz.
Söylemleriniz ve eylemleriniz arasındaki tutarsızlığı bilmeyenlerde bilsin istiyorum. Hepsi bu yani.
Umutta kalın, dirençli olun.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

