“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
01 Mart 2022 · 116 okunma

ENFLASYONUN TOPLUMSAL YAŞAMA- HALKIN GEÇİM DÜZEYINE- OLAN BAŞLICA ETKILERI ÜZERINE KISA NOTLAR...

 

 

            Türkiye Ekonomisin 2022 Yılı Ocak Ayı enflasyon göstergeleri Resmi istatistiklere göre % 50 civarındadır; ekonomistlerin farklı ağırlılıkla hesapladıkları enflasyon ölçümüne göre ise %100 oranını aşmıştır.

              Bu oranlardan hangisi daha gerçekçi kabul edilirse edilsin; gelişmiş ülkelerin ortalama enflas oranlarının %4-6 civarında olduğuna göre,  hem Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hesaplanan hem de ekonomistlerce (ENAG) hesaplanan %100  ya da %50 enflasyon oranları ekonominin ve halkın  katlanma sınırlarının  çok üstündedir.

           Memur, işçi ve emekli gibi sabit ücretle geçinen kesimlerin ücret ve maaşlarına yapılan zamların %25 ile %35 Aralığında kalmıştır.

            Ancak fiyat artışları bu oranların çok ütünde olduğu için toplumun tüm sabit gelirlilerinin gerçek (reel) gelir ve refah kaybına uğradıklarını kabullenmek gerekir.

            Ekonomistlerin klasik şöyle bir benzetmeleri vardır. Fiyatlar asansörle, ücretler ise merdivenle yükselir. Eğer ülkelerin siyasi iktidarları sermaye sınıfı yanlısı olurlarsa ücretlerle fiyatlar arasındaki makas işçi, memur, emekli... gibi sabit gelirliler zararına daha da açılır.

          Yoksullaşma hızlanır. Başka bir söylemle de enflasyon sermaye sınıfını daha zengin sabit gelirliler ise daha da yoksullaştırarak gelir dağımını bozar ve yaşam koşullarını zorlaştırır.

            Enflasyon, yani fiyatların yükselmesi, kamu ve özel mal ve hizmetlerin fiyatlarına eklenmiş dolaylı vergiler gibidir. Halkın gelirinde azalma etkisi yaratır ve satın alma gücünü düşürür.

            Bilindiği gibi dolaylı vergiler en adaletsiz vergilerdir. Çünkü dolaylı vergiler gelirden ya da kazançtan değil mal ve hizmet fiyatlarına bindirilerek tahsil edilir. Aynı malı alan ya da aynı hizmetten yararlanan kişi, milyarder de ya da emekli ve asgari ücretli de olsa yine aynı miktar vergi ödemek zorunda kalır.

          Türkiye deki vergi sistemi zaten adaletten uzaktır. Yaklaşık olarak kamu gelirlerinin %73 kadarı dolaylı vergilerden, % 27 kadarı ise sermaye sınıfından alınan geir ve kurumlar vergisinden oluşur. Özellikle, aşırı enflasyon yükü ile birlikte, temel gıda,  elektrik, doğal gaz, su v.b.  zorunlu mal ve hizmetler üzerine eklenmiş olan dolaylı vergiler ve yapilan aşırı zamlar dar gelirli halkın daha da yoksullaşması ve geçim sıkıntısı çekmesine neden olur.

             Enflasyonun reel ve parasal olmak üzere iki ana nedeni vardır. Reel nedenler,  üretim artışını, mal ve hizmet üretimini kısıtlayan etkenleri yeterince dikkate almayan plansız, programsız ve çoğu tutarsız ekonomi politikaları; parasal nedenler ise emisyon, borçlanma ve kredi genişlemesi gibi finansal yanlış politikalardan oluşur.

               Eğer bir ülkede sürekli olarak yüksek enflasyon varsa o ülkedeki toplam arz ya da piyasaya sürülen mal ve hizmet miktarı ekonomideki toplam talebi karşılayamıyor demektir.

             Eğer toplam mal ve hizmet arzındaki eksiklik, gıda, enerji, sağlık gibi sektörlerde daha fazla ise halkın enflasyondan olumsuz etkilenmesi daha çok olur. Yoksulluk dar gelirlilerce daha derinden duyumsanır.

           Peki, eğer özetlemek gerekirse,  enflasyonun şimdiye kadar gözlenmiş ölçülmüş ya da toplumca duyumsanan baçlıça sonuçları neler olabilir?

          Enflasyonda ulusal paranın değeri düşer;  yabancı dövizlerin ulusal para cinsinden fiyatları da yükselir. Kamu ve özel sektörün yabancı para cinsindeki borç yükü ise artar.

         Enflasyon gelir dağılımını bozar. Enflasyon sürecinde dar gelirliler fakirleşmiş, ser maya sınıfı daha da zenginleşmiş olur.

- Enflasyon iç fiyatları artırdığı için ihracatı azaltır, ithalatı artırır. Turizmi pahalılaştırır. Döviz kıtlığını çoğaltır.

- Enflasyon tasarrufları ve dolayısıyla da yatırım kaynaklarını azaltır. Üretim  ve mal arzı  azalır..İşsizlik artar. Geçim zorlaşır. Gelecek kuşkusu yaygınlaşır. Umutsuzluk genelleşebilir.

             Enflasyon milli gelirin yapısını bozar. Mevcut yatırımlar ülkenin temel gereksimi olan alanlardan kısa vadeli spekülatif alanlara kayar. Temel ekonomik girdilere, mesleki ve teknik eğitime,  bilime, teknolojiye aktarılacak kaynak kalmaz.

            Enflasyonda ticaret ahlakı dejenere olur. Zora düşen esnaf borcunu ödeyemez duruma düşerken, kimi kuruluşlar da finansal olanakları olduğu halde borçlarını ödemekten kaçınırlar. Protestoya giden senetler hızla çoğalır.

İşletmelerin borç ödemekten kaçınmalarının ana nedeni, gelecekte borcunu değeri daha düşük  bir para ile ödeyerek  firmasının borç yükünü hafifletmektir.

             Enflasyon toplumu görece yoksullaştırdığı için halkın sağlığa, eğitime, kültüre ve sanata yapacağı harcamalar azalır. Toplumsal refah ve gelişme düzeyi bundan zarar görür.

           Sürekli ve kronikleşmiş enflasyon, yarattığı işsizlik ve yoksullaşmaya bağlı olarak toplumsal ahlakı ve aile içi barışı bozar. Ailevi geçimsizlikler ve boşanmalar artar.

          Enflasyon,  sonuçta, ekonominin ve ülkenin gidişatından rahatsızlık duyan ve umutsuzluğa kapılan  nüfus oranını yükseltir. Bu durum toplumsal huzursuzlukları,  siyasi gerilimleri, grevleri, uyuşmazlıkları ve sokak gösterilerini artırır.

Peki, Çözüm nedir?

Halkın yaşadığı bu olumsuz sosyo ekonomik sorunların çözümü aciliyet kazanmıştır.

           Üretime, yatırıma, istihdama, döviz kazanmaya, verim ve üretim artışı sağlayacak teknolojilere yatırım yapan, topluma ve ekomik üretim ve tüketim birimlerine yani halkın tamamına yeniden güven ve özgüven sağlayan, sosyal adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasinin erdemine yürekten inanan bir değerler dizisi ve politika değişimine şiddetle gereksinme vardır.

            Ya mevcut siyasi iktidar, bu ve benzeri paradigma ve politika değişikliğine gidecek ya da  halk demokrasi yoluyla bunları başaramayanları iktidardan indirecek ve  başarabileceğine halkı inandıracak  yeni bir  iktidar arayışı na gidecektir.

****************

İYİ VE UYGAR İNSAN KİMDİR?

1_İyi insan kimdir?

              İyi insan tüm yaşamında kendisini ve herkes için her zaman iyiyi ve adaleti isteyen, bedensel ve zihinsel emeği ile üreten, bilincini, ahlaki ve akli iradesini sürekli olarak iyiyi ve adil olanı bulmak: iyiliği, adaleti ve doğruluğu egemen kılmak icin kullanan insandır. İyi insanın rotası, ahlakı ve davranışları iyilik, doğruluk, üretkenlik ve adalet üzerine kurgulanmıştır. Sistematik olarak bunların tersini yapanlar ise kötü insan sınıfına girer.

 

2_ Uygar( medeni) İnsan Kimdir?

 

Uygar insan ise; çağdaşdaş hukukun, çağdaş demokrasinin ve  anayasal düzenin somut buyruklarına gönüllü ve vicdani olarak boyun eğen;  ayrıca ahlakın ve vicdanın sesinden ayrılmadan aklın ve bilimin verilerini kullanıp, yaşamı her alanda ve her anlamda sorgulayarak, hep daha iyinin ve daha adilin arayışında olan insandır.

 

3_İyi ve Uygar İnsan Kimdir?

 

İyiliğin komutanı insanın ahlakı ve vicdanıdır. İyilik içseldır; genelde içten gelen tutum ve davranıştır. Hâlbuki uygarlık, insanın kamusal alandaki tutum ve davranışları ile ölçülür. Uygarlık dışsaldır.

                  İyi ve uygar insan ise, yukarıdaki iki maddede açıklanan değerler sistemini birlikte içselleştirmiş ve bunları gündelik yaşamının her alanına aktarabilmiş insandır. İyi insanın aklı, ahlakı ve duyguları barışıktır ve üretkendir. Iyi insanın, iyilik, ahlak, adalet, üretkenlik ve güzellik için aklı, gönlü ve istenci (iradesi)  hep uyum ıçin de kalır.

Kötü insanların ise hem içsel ve hem de dışsal uyarıcıları her zaman sorulu ve defolu olur.

*****************

HASSO İLE HUSSO

 

            Bizim köyde, Hasan isminden olanlara,“HASSO” ve Hüseyin isminden olanlara da, “HUSSO” diye isimlendirirler.

              Hasso dedikler kişi, eşeğine binip odun yapmaya giderken, köyün hemen alt kısmında Husso’yla karşılaşır ve Hasso’nun nereye gideceğini sorar.

           Hasso, “falan mıntıkaya (bölge) gidip de, kendime odun yapacağım” der. Hasso’nun odun yapacağı bölgede ayı gördüklerinde; Husso denilen kişi, Hasso’ya der ki, oralarda ayı varmış, ayıdan Korkmaz mısın der.

          Husso da “ yook, ayıdan neden korkayım ki, o da can taşıyan bir hayvandır, beni gördüğünde, elbette ki kokup ve kaçar” der. Husso, peki ayı senden korkmayıp da, sana saldırırsa ne yapacaksın? Hasso da, baltamla ayının kafasını yararım.

              Husso, baltan yoksa, ne yaparsın? Hasso der ki, kazmam, dehemle vurup ayıyı öldürürüm. Husso, onlarda yanından yok bil, ne yaparsın ayıya? Hasso da, oradaki bir ağaca çıkıp da, köydekilerden yardım isterim, gelip beni kurtarırlar der. Husso da, ayı da ağaçıkıyor ve çıkarsa seni parçalamaz mı? Hasso, bir soluna bakar, bir sağına bakar, düşünür ve verecek başka bir cevabı artık kalmayınca;  Hussoya kızarcasına bakadurur ve der ki, Husso sabah sabah bana doru söyle, BENDEN Mİ YANASIN, YOKSA AYIDAN MI YANASIN?

  Doğru söyleyin! Rusya'dan mı yanasınız, Amerika'dan mı yanasınız?

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.