FAŞİZMİN "TEK TİP İNSAN" DAYATMASI!
"Cezaevlerinde tek tip kıyafet uygulaması yönetmeliğe takıldı. Düzenlemenin yasal dayanağı olan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) uygulama yönetmeliğinin bir ay içerisinde yayımlanacağı hüküm altına alınmıştı. Süre 26 Ocak’ta dolmasına rağmen yönetmelik halen çıkarılamadı. Bu nedenle cezaevlerinde tek tip uygulaması başlamadı". (Basından)
Faşist diktatörlük, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980'de hapishanelerde tutuklu ve hükümlülere tek tip elbise giydirmek istemişti. Özellikle 12 Eylül’de gemi azıya alan askeri faşist diktatörlük, büyük baskı ve işkencelerle tek tip elbise giydirmeyi denedi ama özellikle sol siyasi tutuklular, hükümlüler, devrimciler bu uygulamaya direndiler. Hatta göstermelik olarak yapılan duruşmalara atlet, fanila, kilot ile çıktılar ama sonunda kazandılar ve faşist yönetim bundan vazgeçmek zorunda kaldı.
Şimdi de AKP hükümeti, apoletsiz sivil faşist yönetim,15 Temmuz darbe girişiminde bulunan ve yakalanıp hapse atılan FETÖCÜ lere yönelik olarak tek tip elbise giydirme düşüncesiyle bir KHK yayınladılar. Amaç, farklı, aykırı her türlü görüş, düşünce, fikir ifade edilmesini önlemek suretiyle tek tip insan ve dolayısıyla tek tip toplum yaratmak.
Tek tip elbise giydirmek aslında tek tip insan ve tek tip toplum yaratma arzusu bütün baskıcı, otoriter faşist yönetimlerin ortak özelliğidir. Belli meslek gruplarının tek tip elbisesi yani bir tür üniforması ile tutuklu ve hükümlülere tek tip elbise giydirmeyi birbirine karıştırmayalım Cezaevlerinde uygulamak istedikleri tek tip elbise ile amaçladıkları, tek tip toplum yaratma düşünceleridir.
Amaç, sorgulamayan, düşünmeyen, itiraz etmeden her şeye boyun eğen, sineye çeken ve iktidara itaat eden biat kar, kişiliği ezilmiş, onuru kırılmış, öz güveni sarsılmış, kul ve köleye dönüşmüş insanlar ve toplum yaratmaktır. Çünkü faşizm, halkın korku duygusundan, sinmesinden güç alarak baskı-zulüm uygulayarak kendini devam ettirir. Faşizmin en çok korktuğu, hak ve özgürlükler talep eden bilinçli ve örgütlü insanlar, toplumlardır. Faşizm, kendisine biat ederek boyun eğmeyen herkesi
"vatan haini, terörist" olarak yaftalar.
Oysaki vatan haini ve halk düşmanı olan faşistlerdir.
İsterseniz faşizmin siyasal anlamına da değinelim.
Faşizm, kapitalizm emperyalist aşamaya ulaştıktan sonra ortaya çıkan bir yönetim şeklidir. Bu yönetimde, burjuvazinin finans kapital unsurlarının hem kendi ülkelerinde hem de siyasi ve ekonomik açıdan bağımlı kılarak sömürdükleri ülkelerde hak ve özgürlükleri gasp ederek, baskı-zulüm uygulayarak oluşturdukları bir yönetim şeklidir. Finans kapitalin (Banka sermayesi ile Sanayi sermayesinin iç içe geçerek, Banka sermayesinin egemen olmasıdır. Bir tür modern tefeciliktir) en şovenist unsurlarının hâkim olduğu bir yönetim. Kısacası, faşizm, emperyalizmin kanlı silahı; kapitalizminde çocuğudur... Temel yöntemi, baskı-zulüm ve şiddet ile kendisine tehdit unsuru olarak gördüğü her bireyi, her kitleyi ezmek, burjuvazinin ve ağa-babalarının çıkarını, kendisinin de siyasi ikbalini sağlamaktır!
Siyaset bilimci Dr.Lawrence Britt, 20. yüzyılda görülen en tipik faşist rejimleri (Hitler'in Almanya'sı, Mussolini'nin İtalya'sı, Franco'nun Ispanya'sı, Suharto'nun Endonezya'sı, Pinochet'in Şili'si)inceleyerek, faşizmin 14 karekteristik özelliğini tespit etmiştir. Bu özellikler şunlardır:
1-İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi.
2-Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması.
3-Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi.
4-Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması.
5-Ulusal güvenlik takıntısı.
6-Din ve yönetimin içiçe geçmesi.
7-Cinsel ayrımcılığın şahlanışı.
8-Özel sermayenin gücünün korunması.
9-Emek gücünün baskı altına alınması.
10-Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma.
11-Aydınların ve sanatın küçümsenmesi.
12-Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama.
13-Hileli seçimler.
14-Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer şeyleri kullanma eğilimindedir.
Faşizmin tanımından da anlaşılacağı üzere, dünyadaki en olumsuz ve kötü olan çok şeyi içerdiği için, hiç kimse kendisinin faşist olduğunu ya da faşizan uygulamalar yaptığını kabul etmediği gibi, kendisine faşist denilmesini bir hakaret olarak algılar.
Şu anda AKP'nin bütün politikaları, uygulamaları tek adam rejimini, faşizmi tahkim etmeye yöneliktir. 12 Eylül'ün faşist generalleri kitap yaktırırlardı, şimdi de bir muktedir, düşündüğünü ifade eden muhalifleri hapse attırıyor! Faşizm, bir dayatma ve zorba rejimidir. İnsanları ve dolayısıyla toplumu tek tip hale dönüştürme projesidir. Faşizmi, Türkiye özgülünde düşündüğümüz zaman şunları söyleyebiliriz: Topluma tek milliyet olarak Türklük, tek din olarak İslamiyet, tek mezhep olarak Hanefilik, tek siyasal seçenek olarak dinci-gericilik, ırkçılık, tek yaşam tarzı olarak dini ibadet ve ritüeller, kadın ve kadın hakları yok sayılarak erkek egemen toplum dayatılıyor.
Faşizm, insanın varoluşun unun, onurlu yaşamanın özünü yok etme ve insanı kul-köle haline dönüştürme hareketidir.
Ülkemizde hüküm süren faşizme, AKP iktidarının beslendiği ideolojik Kaynaklar ve icraatlarını baz alarak dinci-faşizm deniliyor.
AKP hükümetleri, tarafsız-objektif yayın yapması gereken TRT'yi iktidarlarının borazanı yaptıkları gibi, yandaş medyayı da oluşturarak toplumun çoğunluğunu tek tip insan,tek tip kafa, tek tip zihniyet,tek inanç, tek yaşam tarzı ile adeta bir tebaaya dönüştürdüler.Hükümeti eleştiren, itiraz eden,yapılan haksızlıklara karşı çıkan, hak ve özgürlüklerini talep eden herkese "vatan haini, terörist" yaftasını yapıştırmaktalar.
Din sömürüsü ile iktidar oldukları, İktidarlarını devam ettirdikleri gibi, toplumu uyutmanın, uyuşturmanın aracına dönüştürerek toplumu din ile afyonladılar.
Bir yandan egemen sınıf burjuvazinin çıkarlarını önceleyip geniş kitleleri işsizliğe, yoksulluğa, açlığa, sefalete mahkûm ettikleri; bir yandan da dini toplumsal yaşamın her alanında egemen kılarak İslami ilke ve kurallarla yönetilen teokratik bir rejim amaçladıkları hatta bunu da belli ölçüde gerçekleştirdikleri için AKP, dinci-faşist parti ve iktidardır. Dinci-faşist iktidarlarını tahkim etmek, sürekli kılmak içinde milliyetçiliği kullanmakta, Türk-İslam odaklı politikalar üretmekteler. Şu anda ki bütün politikalarının temelinde ise 2019 Başkanlık seçimini(!)kazanmak düşüncesi var.
Burjuvazi ve onların siyasi temsilcileri konumunda olan sistem yürütücüleri, ekonomik krizin faturalarını işçilere, yoksul - emekçi halka çıkarırken, kapitalistler de azgın sömürüyü yoğunlaştırıyor, OHAL koşulları da fırsata çevrilmek suretiyle grevler erteleniyor ya da yasaklanıyor.
Göstermelik burjuva demokrasisi daraldıkça daralarak baskı-zulüm gittikçe artıyor, tahkim ediliyor. İşçileri, emekçileri halkı bölmek için burjuvazinin temsilcileri dinci fanatizmi körüklüyor; şovenist milliyetçilik, ırkçılık toplumda yaygınlaştırılıyor. Kürtlerin demokratik, siyasal hak ve özgürlük talepleri şiddetle, baskı-zulüm ile cevap bulurken, siyasi iradeleri gasp edilerek belediyelere kayyum atanıyor, özgür iradeleri ile seçmiş oldukları eş genel başkanları, birçok milletvekili hapse atılıyor.
Sizleri, Nazım Hikmet'in "Düşman" adlı şiiri ile baş başa bırakıyorum. Büyük usta, faşizmi ve faşistleri ne de güzel anlatmış.
"Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı,
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
-çürüyen diş, dökülen et-,
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,
ve elbette ki, sevgilim, elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet.
Bursa da havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleyman’a düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman..."
Umutta kalın, dirençli olun.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

