GAZETECİYSEN BOYUN EĞMEYECEKSİN; BOYUN EĞECEKSEN GAZETECİYİM DEMEYECEKSİN!
Makaleme başlık olan slogan, basın emekçilerinin bir eyleminde gözüme ilişmişti. Bir basın mensubunun, gazetecinin hatta bir yazarın takınması gereken tavrı, tutumu ve davranışı ne güzel ifade ediyor bu söz; bu slogan, bu etik ilke, onurlu ve dik duruşun ifadesi...
Bildiğiniz gibi, her yıl 10 Ocak "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak kutlanmaktadır.
150'yi aşkın gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede, gazeteciler gününü kutlamak ironik bir durum olsa gerek. Her şeye rağmen yinede bu ülkede Yerel basın olsun, Ulusal basın olsun, kalemini satmamış ve halkın objektif haber alma hak ve özgürlüğünün gereğini yerine getiren yiğit, namuslu gazeteciler, yazarlar, basın emekçileri var.
Onlara selam olsun!
AKP iktidara gelir gelmez yaptığı işlerden biri de, medya diye adlandırılan bütün yazılı; görsel ve işitsel basını yani gazeteleri, televizyon kanallarını, radyo istasyonlarını kendi propagandalarını yapmanın, kendi seçmen kitlesini konsolide etmenin hatta muhalif kesimlerden oy devşirmenin aracına dönüştürerek havuz ve haram - yalan medyası oluşturdu. Emir ve talimatlarla basın, kendilerinin güdümünde bir borazancılar topluluğuna döndü.
Medya, dizayn edilerek AKP'nin yayın organlarına dönüştürüldü! Dönüştürülemeyecek olan bir yığın gazete, radyo ve televizyon ise kapatıldı, TMSF' ye devredildi ya da kayyum atandı. Muhalif medyayı hizaya sokmak için ekonomik, mali baskılar uygulandı. Buna dayanamayan medya organları kapandığı gibi, geri kalanları da kendileri kapattılar. Kendilerinin kalemşorları olmayan, siyasi hükümeti eleştiren, halktan ve emekten yana olan onurlu gazetecileri, televizyon ve radyo programcılarını ise kurumlarına baskı yaparak işten atıp, işsizliğe, açlığa mahkûm ettiler.
Sizler siyasi hükümet olarak, çıkar ilişkisinde bulunduğunuz, ihale ve rant sağladığınız yandaş iş adamlarından topladığınız milyon dolarlarla havuz medyası, haram-yalan medyası kurarak, her gün onlarca yandaş gazetede aynı başlıklarla, büyük puntolarla kendi methiyenizi yaptırın, algı yönetimi sağlayın muhalifleri yerden yere vurun, her gün onlarca televizyon kanallarında sabahtan, akşama hatta gece yarılarına kadar bangır bangır bağırın, gazetecileriniz, televizyoncularınız bir muktedire kim daha çok biat eder yarışına girsinler, muhaliflere hakaret ve sövgüyü elden bırakmasınlar ama siz, kendi kısıtlı mali olanakları ile ayakta durmaya çalışan, işçinin, emekçinin, ezilenin, kürdün, alevinin, demokratın yani ötekileştirilmiş bütün toplum kesimlerinin sesini bir nebze de olsa duyurmaya çalışan, özgür ve bağımsız, objektif habercilik yapan muhalif televizyon kanallarının yayınını durdurarak ya da kapatarak susturun! Ohhh ne ala....
Bu durum, OHAL fırsatçılığı olup, faşizmi ve dinci gericiliği tahkim etmektir! Ama hiç bir zaman faşizm ve dinci gericilik bu topraklarda kalıcı olamayacaktır.
Bu böyle biline...
Gazetecilik bir meslektir ve her mesleğin olduğu gibi, gazeteciliğin de birtakım etik kuralları, değerleri vardır. Gazeteci, hiçbir kişi ve kurum ile çıkar ilişkisi, beklentisi olmadan, halkın objektif haber alma hak ve özgürlüğünün gereğini yerine getirmelidir. Aklını kiraya vermemeli, kalemini satmamalıdır. Gazetecinin kalemi, namusudur.
Gazeteci, ister demokratik bir ortam ve koşulda, isterse ağır baskı-zulüm koşulları altında olsun "kral çıplak" diyebilmeli, halkın gözü, kulağı, dili ve hatta atan yüreği olmalıdır. Siyasi erk sahibi olan iktidar, şayet kendinden yana olmayan herkese baskı-zulüm uyguluyor, bütün hak ve özgürlükleri gasp ediyor, yoksul - emekçi halkı işsizliğe, yoksulluğa, açlığa, sefalete mahkûm ediyorsa, ne pahasına olursa olsun gazeteci bunlara karşı çıkabilme, dur diyebilme cesaretine sahip onurlu bir insan, bir aydın, bir muhalif olmalıdır. Hiçbir güce biat etmeden, çıkar amacı gütmeden gerçekleri yazmalı. Yazımın başlığında belirtilen:"Gazeteciysen boyun eğmeyeceksin; boyun eğeceksen gazeteciyim demeyeceksin" gibi bir tutum ve davranış göstermeli...
Egemen güçlerden, zalimlerden, hükümetten yana taraf olmak, yandaş olmak hatta yalaka olmak gazeteci olmak değil, olsa olsa ayaktakımı olmaktır. Gazetecinin de bir siyasi fikri, dünya görüşü, bir yaşam tarzı elbette ki vardır ve gayet doğaldır. Bütün gazetecilerin, basın mensuplarının tarafsız-objektif olmalarını istemek ve beklemek de pek sağlıklı bir düşünce değildir! Gazeteci, haberleri kamuoyuna, topluma hiçbir algı yönetimi, manipülasyon amacı gütmeden objektif-tarafsız habercilik yapma etik ilkesine uyarak iletmelidir. Olayın gerçeği, özü neyse yalnızca onu aktarmalıdır.
Bir olayın haber değeri olup-olmadığını siyasi iktidar cephesinden değil, olayın toplumsal ve siyasal bağlamda geniş kitlelere etkisi açısından belirlemek gerekir ki, basın etiğine uygun olan da budur.
Ama yandaş medyanın gazetelerine(!) baktığımız zaman, toplumun genel çoğunluğunun, sosyal medyanın büyük bir kısmının gündem maddesi olan bir olay, bırakalım ana sayfada büyük puntolarla vermeyi, iç sayfalarda satır aralarında dahi bulamazsınız. Çünkü adı üstünde "yandaş medya" hükümetin emir ve talimatları ile yayın yapıyorlar.
OHAL koşullarında olan, KHK' lar ile yönetilmeye çalışılan(!)bir ülkede hâlâ ileri demokrasi var diye apaçık gerçekliği çarpıtarak yalan söyleyen, "zam" demekten dahi imtina ederek "fiyat güncellemesi" diyen, gerçek FETÖ cüleri bildikleri halde onları kollayan hatta içlerinden birçoğunun geçmişte fetöye methiyeler dizdiğini dünya-âlemin bildiği satılık ve yalakalar her muhalife FETÖCÜ, hain, terörist diye iftira atıyorlar... İşte böyle bir yandaş medya ile karşı karşıyayız. Maalesef toplumda malum bir kitlede bunlara prim veriyor, onları gerçek bir basın mensubu, gazeteci gibi değerlendiriyor. Oysa, bunların gazetecilik ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, çıkarı için itaatkar, biatkâr, kul-köle olmayı baştan kabullenmiş olan omurgasızlar.
Bu yandaş - yalaka taifesinden söz ederken aklıma Montesquieu'nun sözü geldi.
Montesquieu der ki:
"Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise o ülke batar".
Sizlere anımsatmış olalım ki, bu ülkede uygulanmayan bir anayasa ve düşünce - fikir ve basın özgürlüğünü ifade eden, güvence altına alan anayasanın maddeleri var (!)Var ama sadece var!
1982 anayasanın 26. maddesi:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir."
1982 anayasanın 28.maddesi:
"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz".
Artık sansüre de ihtiyaç kalmadı. Çünkü korku imparatorluğuna bağlı olarak çoğu gazeteci oto sansür uyguluyor. Gerçeği yazanlar ise hapsi boyluyor. Yandaş medyanın bütün görsel, işitsel, yazılı basını halkı kandırmanın, uyutmanın,
Uyuşturmanın bin bir yöntemini uyguluyor.
Televizyon ekranlarında gericiler, dinci-yobazlar, hurafeciler halkı aptallaştırmak, köleleştirmek için yarış içindeler...
Kalemini halkın hak ve çıkarlarını savunmak için kullanılan, demokratik, laik, özgür, tam bağımsız Türkiye ideali için yiğit ve onurlu bir duruş sergileyen gazetecilere selam olsun!
Bu uğurda mücadele ederken kalleşçe, alçakça katledilen yiğit ve onurlu gazetecileri, basın mensuplarını da saygıyla anıyorum!
Umutta kalın , Dirençli olun
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

