GEZİDEN AMASYAYA...
Gezi eylemlerinin başlamasının üzerinde bir yıl geçti.
Eylemlerin yıldönümü yine ülkenin dört bir tarafında ilk günün heyecanı ve kararlılığı ile eylemlerle anıldı.
Gezi eylemlerinde ve sonrasında meydana gelen olaylarda yaşamını yitirenler bir kere daha anıldı ve mücadelenin daha da büyüyerek devamına söz verildi.
Bu anmalarda da yine iktidarın huzuru bozuldu, uykuları kaçtı. Gezi’de karizmayı çizdiren başbakan, Gezi anmalarında da aynı haleti ruhiyeyle o çok güvendiği ve destan yazmaları ile övündüğü kolluk kuvvetlerini harekete geçirerek birçok anma etkinliğine yine saldırdı, yine yaralananlar, gözaltına alınanlar oldu.
Ama başbakan ve yandaşları şunu çok iyi anlamışlardı ki artık bu ülkenin halkları baskılara, haksızlıklara boyun eğmiyorlar ve başkaldırmayı, direnmeyi öğrenmişlerdi. Gezi, üzerine ölü toprağı atılmış bir devi uyandırmıştı. Soma’da yaşanan iş cinayetinden sonra, Soma halkı başkaldırmıştı, direniyordu ve taleplerini yüksek sesle haykırıyordu. Yaklaşık 12 yıllık AKP hükümeti döneminde ilk defa başbakanın makam arabası yüzlerce korumaya rağmen tekmelenmişti. Yakınlarını kaybedenler başbakanın kulağına yaşananların hesabını mutlaka soracaklarını haykırmışlardı. Artık insanlar dayatmalara sessiz kalmamayı öğrenmiş ve direniyorlardı. Rize’nin Küçükçayır köyünde kurulmak istenen hidro elektronik santral ( HES )’ e karşı köylülerin uzun süren kararlı mücadeleleri sonunda geri adım attırıldı. Projeden şimdilik vazgeçildi. Son olarak Amasya’da, yine Gezi benzeri bir tutumla, kent merkezindeki mesire alanında kesilmek istenen ağaçları korumak için Amasya halkı ayaklandı ve kararlı direnmeleri sonucunda burada da kolluk kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldılar.
Bütün bu direnişler, AKP hükümetinin ve başbakanın Gezi’de çizilen karizma çizgilerini daha da derinleştirmiştir. Artık herkes bunu kafasına koymalı ve bundan sonra buna göre hareket etmelidir ki, bu halk artık boyun eğmemeyi öğrenmiştir, mücadele ağını her geçen gün daha da genişleterek örmektedir. Gezi’den Amasya’ya, aradan geçen sürede, yok sayılan, ötekileştirilen, ezilen halklar birlikte mücadelenin önemini kavramışlardır. Bundan sonra, bu ülke halklarının kardeşçe, barış içerisinde, özgürce yaşayabilmeleri için başlayan bu direnişlerin örgütlü bir yapıya büründürülerek, ete kemiğe dönüşebilmesi için, sosyalistlere, devrimci güçlere, öncü liderlere her zamankinden daha fazla görev düşmektedir.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

