“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
03 Kasım 2017 · 1,2B okunma

İSLAMİST-FAŞİST DİKTATÖRLÜK

 

 

    "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP'li Bülent Tezcan için suç duyurusunda bulundu. Bülent Tezcan, "Tekirdağ meydanında ben söylüyorum: Recep Tayyip Erdoğan, faşist diktatördür. Hem de onların anladığı dilden söylüyorum. Şeddelisidir diktatörün şeddelisidir hem de" ifadelerini kullanmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik ifadeleri nedeniyle Bülent Tezcan hakkında soruşturma başlattı.

Erdoğan,CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan hakkında "kişilik haklarını ihlal edici mahiyette, kişilik haklarına saldırı kastıyla fevkalede ağır hakarette bulunduğu gerekçesiyle 50 bin liralık manevi tazminat davası açtı".(Basından)

Diktatör kimdir?Diktatörlük nasıl kurulur?

    "Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış kimse"ye diktatör, onun bütün uygulamalarına diktatörlük denilir(TDK) Yani diktatörlükte "gücün tekelleşmesi" bir kişinin aldığı kararın topluma dikte edilerek uygulanmasıdır! Halk arasındaki bir söylemle diktatörlük, "astığı, astık; kestiği, kestik" bir yönetim anlayışıdır. Diktatör, kimseye hesap vermediği gibi, hesap vereceği ya da vermesi gereken kurum ve organları işlevsiz bırakan, kendisine bağımlı kılan bir kişidir.

   Bir insanın diktatör olup-olmadığını belirleyen ölçüt, o insanın demokratik yollarla, seçimle yada bir darbe ile iktidara, yönetime gelip-gelmemesi ile ilgili bir durum değildir! Örneğin, çoğu diktatör seçimle işbaşına gelmiş olduğu gibi, dünya tarihinde en büyük diktatör olarak bilinen faşist Adolf Hitler'de Alman halkının tercihi ve seçim ile iktidara gelmiştir.

   Seçimler sadece bir iktidarın, siyasal yönetimin oluşması için başvurulan demokratik(!)bir yöntemdir. Seçimden sonra esas belirleyici olan ise, yönetim anlayışı ve uygulamalar, icraatlardır!!!

Seçim, bir iktidarın, yönetimin oluşmasını sağlayan biçimsel bir yöntemdir. Asıl olan ise, yönetim anlayışı ve uygulaması olup, demokrasinin ilke ve kurallarına uyulup-uyulmamasıdır.

Meşru ve demokratik yollarla iktidara, yönetime gelen kişi ve kişiler, partiler, gruplar ya da sınıflar, baskı-zulüm düzeni kurarak, hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak suretiyle bir diktatoryal yönetim kurarsa, o yönetimin meşruluğu zaten ortadan kalkmış demektir! Baskı ve zulmün olduğu yerde artık direnmek bir hak olarak, meşru ve onurlu - erdemli bir eyleme dönüşür.

    Bir siyasal yönetimde, rejimde yasama, yürütme ve yargı organlarının güçler ayrılığı ilkesi çerçevesinde birbirlerine denge -denetim bağlamında etkisiz -yetkisiz kılınarak, bütün güç tekelleşmek suretiyle tek elde toplanarak, tek adam rejimi kurulursa, devlet hem parti devletine dönüşür hem de bütün siyasal, sosyal, ekonomik yaşam tek adam tarafından belirleneceği için totaliter bir rejim oluşur.

    Bütün hak ve özgürlükler ortadan kaldırılarak diktatörlük kurulur. Zaten, Totalitarizm'deki amaç, bütün yetkileri tek elde toplayıp merkezileştirmek, parti devletine ve gücü elinde bulundurana itaat etmeyi, biat etmeyi dayatarak halkı bir tebaaya, Kula - köleye dönüştürmektir!!! Dünya siyasal tarihine baktığımızda ve özellikle Ortadoğu coğrafyasında bunun sayısız örnekleri vardır! 

Diktatörü tanımladıktan sonra, şimdi de faşizm nedir? Tanımlayalım.

     Faşizm, kapitalizm emperyalist aşamaya ulaştıktan sonra ortaya çıkan bir yönetim şeklidir. Bu yönetimde, burjuvazinin finans kapital unsurlarının hem kendi ülkelerinde hem de siyasi ve ekonomik açıdan bağımlı kılarak sömürdükleri ülkelerde hak ve özgürlükleri gasp ederek, baskı-zulüm uygulayarak oluşturdukları bir yönetim şeklidir. Finans kapitalin (banka sermayesi ile Sanayi sermayesinin iç içe geçerek, banka sermayesinin egemen olmasıdır. Bir tür modern tefeciliktir) en şovenist unsurlarının hâkim olduğu bir yönetim. Kısacası, faşizm, emperyalizmin kanlı silahıdır... Temel yöntemi, baskı-zulüm ve şiddet ile kendisine tehdit unsuru olarak gördüğü her bireyi, her kitleyi ezmek, burjuvazinin ve ağa-babalarının çıkarını, kendisinin de siyasi ikbalini sağlamaktır!

     Faşizm, en geniş anlamıyla sermaye diktatörlüğü olup, sermayenin hizmetinde bulunan ve onların çıkarına uygun ekonomik politikalar üreten ve emekçi yoksul halka baskı-zulüm uygulayan politikacılar da faşisttir.

 

    Faşizm, her ne kadar siyasi bir kavram olsa da, her siyasetin de yaşamda bir karşılığı olduğu için, halk arasında çok geniş anlamda kullanılmaktadır. Zalime, zulmedene, acımasız, merhametsiz olana, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, yok edene, emek ve emekçi düşmanına faşist denir.

Eski komedi türü Türk filmlerinde bile ağaya "faşo ağa" denir.

Aleviler faşiste, Yezit'te derler. Alevilerin Yezit ile vurguladığı, tarihsel bir kişi olan Muaviye'nin oğlu Yezit olduğu gibi, zalim, haksız, merhametsiz, kan dökücü anlamında da kullanılır. Tabi ki, çoğu Sünni yurttaşta Yezit'i lanetlemekte ve zalime, haksıza... Yezit demektedir.

68 kuşağı devrimcileri, faşistin erkeğine(!)faşo, kadınına, asenasına ise, "faşige"derlermiş...

    Siyaset bilimci Dr.Lawrence Britt, 20. yüzyılda görülen görülen en tipik faşist rejimleri  (Hitler'in Almanya'sı, Mussolini'nin İtalya'sı, Franco'nun Ispanya'sı, Suharto'nun Endonezya'sı, Pinochet'in Şili'si)inceleyerek, faşizmin 14 karekteristik özelliğini tespit etmiştir.

Bu özellikler şunlardır:

 

1-İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi.

2-Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması.

3-Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi.

4-Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması.

5-Ulusal güvenlik takıntısı.

6-Din ve yönetimin içiçe geçmesi.

7-Cinsel ayrımcılığın şahlanışı.

8-Özel sermayenin gücünün korunması.

9-Emek gücünün baskı altına alınması.

10-Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma.

11-Aydınların ve sanatın küçümsenmesi.

12-Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama.

13-Hileli seçimler.

14-Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer şeyleri kullanma eğilimindedir.

    Faşizmin tanımından da anlaşılacağı üzere, dünyadaki en olumsuz ve kötü olan çok şeyi içerdiği için, hiç kimse kendisinin faşist olduğunu yada faşizan uygulamalar yaptığını kabul etmediği gibi, kendisine faşist denilmesini bir hakaret olarak algılar.

   İsterseniz, bu konuda komünistlerinde tutum ve tavrına kısaca değinelim.

Burjuvazinin bütün yalanları ve saptırması ile bugüne kadar komünistler için "vatan haini" denilmesine rağmen ki, her komünist hem yurtsever hem de enternasyonalisttir!  Bütün komünistler gururla komünist olduğunu belirtir.

    Komünistler için "vatan haini" diyenler için en güzel cevabı büyük usta Nazım Hikmet "vatan haini" adlı şiiri ile vermiştir. Komünistler, emekten - halktan yana oldukları ve sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya kurmak idealine, fikrine sahip oldukları için, ideolojik sağlam düşünsel temelde, haklılığın vermiş olduğu büyük bir güven duygusu ile hareket ederler.

    Türkiye sosyalist hareketinin komünist önderlerinden biri olan İbrahim Kaypakkaya, sorgu tutanağında şöyle der: "...Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiçbir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız..."

Faşist diktatörlük, baskı-zulüm politikalarıyla zulüm üretir. Zulüm, faşizmin doğasında vardır!

   "Zulüm, güçlü bir kimsenin yasaya ve vicdana aykırı olarak yaptığı kötü, acımasız, kıyıcı davranıştır..."

Adalete uymayan hareket, haksızlık, hak edene hakkını vermemek, eziyet, cefa ve işkencedir zulüm.

    Devlet ve toplum yönetiminde siyasi erk olan hükümetler de bütün bir halka ya da muhalif olarak gördükleri kesimlere karşı zulüm yapabilirler. Bazen bir etnik gruba, bazen bir inanç grubuna, bazende bir milliyete, ideolojik gruba karşı sistematik olarak zulüm uygulayabilirler.

   Yöneten-yönetilen, ezen-ezilen, sömüren - sömürülen ilişkilerinin egemen olduğu bütün sınıflı toplumlarda zulüm, devlet aygıtı aracılığıyla uygulanır.

    Anadolu'da zalimler için kullanılan bir söz vardır: "Zulmün artsın ki, tez zeval bulasın" diye. Yani, zalimliğin, kötülüğün, uyguladığın baskı, keyfiliğin artsın ki, sonun çabuk gelsin, belanı çabuk bulasın anlamında kullanılmaktadır.

   Türkiye'de faşist hatta islamist - faşist diktatörlüğün olduğunu kanıtlamak için bütün uygulamaları saymakla bitmeyeceğine göre, sadece bazı uygulamaları sıralamak bile yeter...

Bir ülke düşünün ki...

   Anayasa uygulanmadığı için, anayasal hak ve özgürlükler(!)ortadan kalkmış olup, en demokratik ve insani hak olan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanlara karşı güvenlik güçlerinin coplarla, biber gazıyla, basınçlı su ile hatta plastik mermiler ile saldırması, darp etmesi, tutuklaması...

    Diyanet İşleri Başkanlığı'na 8'e yakın bakanlıktan daha fazla bütçe ayrılırken, sadece Sünni -Hanefi inancına bağlı çalışan bir anayasal kurum hatta Alevileri asimile etme merkezi gibi görev üstlenen, seksen bini aşkın camii, yüz binlerce din görevlisi varken, Alevilerin ibadethanesi olan Cem evlerinin yasal statüsünü tanımamak, Alevileri ve inançlarını yok saymak...

Halkın özgür iradi tercihi ile seçilmiş olan HDP milletvekillerini hapse atmak, Kürtlerin iradesini gasp etmek...

Halkı, din, mezhep, etnisite, milliyet, yaşam tarzı üzerinden ayrıştırmak, kutuplaştırmak, ötekileştirmek, kendilerinden olmayanı yok saymak...

160'ı aşkın gazetecinin hapiste olması ve ülkenin cezaevine dönüşmüş olması...

Bir muktedire ve iktidar yetkililerine yöneltilen en küçük eleştiri bile hapse atılmanın bir gerekçesine dönüşmüş olması...

Bir yılı aşkın süredir ülkenin OHAL koşullarında olması ve KHK'lerle keyfi olarak yönetilmesi...

Fetö ile uzaktan yakından ilgisi olmayan hatta fetö ile kan ve doku uyuşmazlığı bulunan muhalifleri kamudan ihraç ederek işsizlik, yoksulluk ve açlığa mahkûm edilmesi...

    Fetöcü oldukları iddiasıyla haklarında adli ve idari soruşturma dahi açılmadan kamudan ihraç edilen, işlerine geri dönmek için açlık grevi gibi demokratik direniş hakkı ile bedenlerini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklanmış olması.

    Semih Özakça sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ama Nuriye Gülmen hala içerde. Ve iki genç insanın açlık grevi çok kritik bir aşamada...

   Yasama, yürütme ve yargı organlarının işlevi kalmayarak göstermelik hale dönüşmüş olması... Meclisin devre dışı kalması, yargının, emir ve talimat ile çalışması...

    İşsizlik, yoksulluk, açlık ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmiş, insanca yaşam koşulları ortadan kaldırılmış olan on milyonlarca insanın varlığı...

    A' dan Z' ye bütün ürünlere sürekli zam yapılması, bir sağanak yağmur misali zam (Havuz ve yandaş medya ise, zam'a, halkın zekâsı ile alay ederek, fiyat güncellemesi demesi de cabası ve bu da ayrı bir zulüm)

Erdoğan,2017 Temmuzunda işverenler ve yabancı yatırımcılara şunları söyleyebilmiştir:

    "OHAL' i iş dünyamız rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere OHAL' den istifade ederek anında müdahale ediyoruz"

    Erdoğan, bu itiraflarıyla, OHAL' i, işçilerin anayasal hakkı olan grev hakkını gasp etmek için kullandıklarını açıkça belirtmiş oldu.

   Devlet, tekçi bir zihniyete ve faşist anlayışa sahip olduğu için, eğitim politikalarını Türk-İslam üzerine inşa ediyor! AKP hükümetleri de, devletin tekçi-faşist eğitim politikalarını daha da tahkim ettiği gibi, eğitimi, din eksenli ve Türk-İslam odaklı bir eğitim politikası ile kendi tabirleriyle "dindar ve kindar nesil "yetiştirmeye hız kesmeden devam ediyor! Son olarak MEB müfredat değişimi ile, lâik, demokratik, bilimsel, çağdaş, anadilde eğitim sistemi yerine, din ve özellikle Hanefi mezhebini ve hurafeleri,tekçi zihniyet ile ırkçı eğitimi ikame ediyor. Bunun sonucu olarak da, ırkçı, mezhepçi nesiller yetişiyor ve bu kaçınılmaz bir sonuca dönüşüyor.

    16 nisan 2017'de yapılmış olan başkanlığa geçişi öngören referandumda, iktidarın bütün devlet olanaklarını, kaynaklarını kullanması, OHAL koşullarında referandum yapılması, özgür basının susturulmuş olması, referandumun eşit koşullarda yapılmadığı ve YSK' nın kendi yasası olan mühürsüz zarfların, mühürsüz pusulaların geçersiz olması gerektiği halde geçerli sayarak sonucun "evet" çıkarılması gibi şaibeli ve meşruiyeti olmayan "Başkanlık Sistemi”ne, daha doğrusu, tek adam rejimine geçilmiş olması...

Şimdi, bütün bu tespit ve değerlendirmeye bağlı olarak şunu ifade edebiliriz.

Ülkemizde, bir yandan dinci-gericilik topluma dayatılarak, İslami temelde(!)

teokratik bir rejim inşaa edilirken, bir yandan da, var olan vahşi kapitalist sistem en katı şekilde uygulanarak, sermayenin yani burjuvazinin diktatörlüğü tahkim ediliyor!!!

İşte bu açıdan Türkiye'de islamist - faşist diktatörlük var diyoruz.

Diyeceksiniz ki,"diktatör kim?"

   Bütün karar alma mekanizması ve uygulamalar kimin iradesi ile yapılıyorsa, diktatör odur. Tabi ki, diktatörün de mutlak iradesi olmayıp, emperyalist ağa-babaları da etkilidir, hem de çok...

Diktatöre, diktatör demek, bir hakaret ve suç değil, bir durum tespitidir.

Diktatöre, diktatör demek kadar doğal daha ne olabilir ki!

Diktatöre, diktatör demeyi, hakaret ve suç saymak, diktatörlük değil de nedir?

   Faşizmin hüküm sürdüğü koşullarda yapılması gereken, çok geniş katılımlı olarak "Faşizme Karşı Birleşik Cephe" (FKBC)kurmak gerekir!

Bertolt Brecht ne diyor:

"Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşur".

    Bu yazıyı okuyan aklı evvelin biri diyebilir ki, "peki, diktatörlük varsa, bu yazıyı nasıl yazıyorsun?"

Hemen cevap vereyim...

    Bu yazı sonrası hakkımda soruşturma açılmayacağına ilişkin demokratik bir dayanak noktam, bir hukuki güvencem yok!

Oysa demokratik- hukuk devletlerinde fikir ve düşünceleri açıklamak özgürlüğü olduğu için suç değildir!

  Yazımı şöyle noktalamak istiyorum:

   Aydın insanlar her koşul altında "kral çıplak" diyen yani varolan gerçeği tereddütsüz olarak ortaya koyan insanlardır ve de böyle olması gerektiğini düşünüyorum.

Aydın insanlar, topluma ışık olmak,

   Aydınlatmak için, halka ilettikleri düşünce ve fikirleri nedeniyle gerekirse bedel ödemeyi göze alma yürekliliği, cesareti gösteren insanlardır.

 

Aydınlık yarınları inşaa etmek için...

 

Umutta kalın, dirençli olun.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.