“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
09 Kasım 2020 · 2,6B okunma

İzmir, Deprem ve Irkçılık

 

 

           Dünden beri şu haberlere ve yorumlara bakınca içimden dua ediyorum, Tanrım sana şükürler olsun ki beni böyle dinsiz, vicdansız ve merhametsiz yapmadın…

          Şimdi ismini hatırlayamadığım bir filmde de şöyle bir diyalog cümlesi vardı; Tanrı vicdandır, vicdanını yitirmişsen her şeyini yitirmişsin demektir.

           Bu yirmi yıllık bize yön veren akıl, bir ateş topu gibi artık, yaktıkça yakıyor, bu ateş topuna destek verenler de bu ateş topunun etrafındaki çemberi andırıyorlar, ateşe müdahale eden her suya müdahale eden bir güruh gibi bu çember!

          Demokrasi her toprakta kolay kolay yetişmiyor, zor yeşeren bir ağaç gibidir demokrasi, nazlı bir ağaç, filizlerini korumazsan kurur ve yeniden dikmek için uğraşırsın. İnatla uğraşırsan, bir daha, bir daha, bir daha dersen ancak yeşerir ve kök salar.

             Kök salarsa da bu demokrasi ağacının altında / gölgesinde, o büyük gölgede, herkes huzur bulur. Yoksa baskı, gericilik, faşizm tepemizde duran bir kuraklık gibi, hepimizi ısıtan değil de yakan bir ateş olur.

           Rusların ünlü edebiyatçısı Dostoyevski; bir fikir ayrılığına rağmen karşındakine saygı duyabiliyorsan, insan olmuşsun demektir, der!

              “Allah bizi depremle sınıyor” diyen bir grup güruh, bir grup deprem uzmanı! Münafık, acılı kentimiz İzmir’de olan depremden iktidara ve baş harfi alfabenin ilk harfiyle başlayan “malum partiye” basit, düzeysiz ve bir o kadar da ahlaksız esprilerle, dini de dolgu malzemesi yaparak, İzmir “kâfir Şehri”dir algısı oluşturmaya çalışıyorlar.

             İçkiden kesilen vergilerle aldıkları maaşları güzel güzel ve hiç yutkunmadan boğazından geçiren sözde din adamları, yetkili ve etkili olan “o din kurumu” çıkıp bir cümle sarf etmiyor ve tersinden her şeye maydanoz olan o din kurumu yani diyanet, sus pus!

                    İzmir halkının çoğunluk oyuyla seçilmiş belediye başkanına söylenenlere bakınca, sanki kayyım belediye başkanlarının atandığı yerde deprem olmuyormuş ya da olmayacakmış gibi bir hava…

“İzmirliler içkiye daha çok sahip çıkın, Nihat Hatipoğlu’na daha fazla saldırın, Fransa’ya daha fazla sahip çıkın, bizi ilgilendirmez CHP’nin içkici kalesi İzmir, Allah sizi sınıyor…” daha onlarca hakaret ve hem de ne hakaretler; iktidar, siyaset, ırkçılık ve faşizm kokan hakaretler…

               Bu esnada görüntü verenler ya, en ilginci ise, altında insanların olduğu bir enkazın üstünde duran şu bakan, elinde telefon ile görüntü veren odun ve orman bakanı!

              Bir kent bu kadar düşmanlaştırılmaz durup dururken. Bu akıl fukaralarının arkasında bir güç olmamış olsa, hemen organize olamazlar. Zekâ ve akıl yoksunu bu güruhun merhameti ise hiç yok, vicdanları ve “Tanrı”ları da yok bu cümle sahiplerinin!

                 Şimdi örneğin bu deprem Kayseri’de olsaydı Abdullah Gül yüzünden oldu derlerdi, İstanbul’da olsaydı İmamoğlu yüzünden oldu derlerdi, Bingöl’de olsa HDP derler, Suriye’de olsa YPG derler… örnekleri çoğaltmak mümkün, kolay ve ayrıştırıcı, faşist bir dilin yansımasıdır bütün bu dil. Bu dil ve bu dilin yansımasıdır ki, kilisede yaşlı bir kadının boğazını kesebiliyorsun, bu dilin yansımasıdır ki bir öğretmenin boğazı kesiliyor ve ardından tepe ırkçılar devreye girip; biri, İslam dininin peygamberini kötüleyen karikatürler ile ülkesinde güç olmaya çalışıyor, iktidarını perçinliyor, onun karşısına çıkan bizimki de karşıt ırkçılık söylemleri ve saldırılarıyla iktidarını perçinliyor.

Ahh ırkçılık, daha kaç yıl kapitalizmin ve faşizmin ekmeğine sürülen yağ olacaksın!

Daha kaç yıl ekmeğini yiyecek acaba senin, siyaset ve onun arka planı devletler…

 

ALLAH BİZİ SINIYOR!

 

“Allah bizi sınıyor İzmir depremi ile” demiş bir sosyal medya kuklası!

Evet Allah bizi sınıyor, gerçekten de Allah bizi sınıyor!

Allah bizi hem sınıyordur hem de kınıyordur…

       Bu gözler, bu sözler, bu akıl, bu dil, bu merhamet, bu din, bu iman benim size verdiklerim değildir, diyor Allah belki de!

Dünyaya gözlerinizi siz nerede açtınız diyor Allah, en son ne zaman, kime bir iyilik yaptınız diyor.

        Siz başka bir yeryüzündensiniz diyor, bunca zulmü görmediğiniz için, bunca ayrımcılığı görmediğiniz için ve sessiz kalarak taraf olduğunuz için Allah bizi kınıyor.

Ve Allah bizi sınıyor da tabii ki;

Ekmek bulamayanlarla sınıyor, askıda ekmek ile sınıyor…

İki yüz elli gramlık paketlenmiş Rize çaylarıyla sınıyor bizi, keyif çaylarıyla Allah bizi sınıyor…

Orman ve odun bakanının enkaz üstündeki o dünkü fotoğrafı ile sınıyor…

Elli bin euroluk çanta ile Allah bizi sınıyor…

Ve, yok bu çanta simülasyondur diyen o “simülasyon gazeteci” ile sınıyordur Allah bizi…

Evet Allah bizi sınıyor, kayyımlar ile, KHK’lar ile, adalet ile saray ile sınıyor belki de.

Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun…

Allah bizi sınıyor sadece, sizi de kınıyor; benim verdiğim vicdanı, aklı, merhameti kötüye kullandınız, diyerek sizi de kınıyor.

Aynaya bakın, göreceksiniz!

********************

Gofretin*, kalemin ve kitabın arasında kalan sözcükler…

 

         Hikâyelerden kopan sesler, bazen bir anıya, bazen eski bir durağa götürür insanı, unuttuğun bir damak tadına koşarsın, bulabilirsen bir mahalle bakkalını, gidip önünde durursun. Öyle oldu, sokağın hemen başındaki Sivaslı yaşlı karı kocanın işlettiği bakkala gittim bir anda telaşla.

           Gofret var mı gofret, dedim telaşla, bir çocuk telaşıyla, beş kiloluk büyük kutulardaki gofret var mı amca. “Yok, küçük paketler var”, dedi…

               Benimle yakın yaş kuşağında olan çoğumuz o büyük kutulardaki gofretlerden tatmışızdır, ya da o büyük beş kiloluk kutulardan “finger” bisküvisi yemişizdir, değil mi?

          Keşke politikacılar, anılarını, geçmiş hikâyelerini, çocukluk özlem ve hatıralarını meclislere, yönettikleri makamlara ve o saray bahçelerine taşıyabilselerdi.

             Altın kaplama musluklar yerine, çocukluk düşlerini taşısalardı yaşadıkları yerlere, deri koltuklara sırtını verip KaHKahalar arasında belediye kayyumları atanmasaydı, bir kaç saat içinde fezlekelerle halkın seçtikleri vekilleri halkın vergileriyle yapılan hapishanelere göndermeselerdi! Ama nasıl, mümkün mü, değil.

                 Biz büyüyünce dünya kirlenmedi, yoo siz yönetince dünya kirlendi. Sadece dünya mıdır kirlendeğil, söz kirlendi, umut kirlendi, aşk kirlendi, inanç kirlendi. Siz kirlettiniz her şeyi, ürettikçe kirlettiniz, sevdikçe kirlettiniz, dokundukça kirlettiniz, savaş ile, söz ile, nutuk ile, yalan ile…

            Çünkü vicdandan kopmaktır geçmişten kopmak, siz bundan koptunuz. Merhametten kopmaktır çocukluktan ve anneden kopmak, siz bundan da koptunuz.

              Sağ olsun Selahattin Demirtaş, okurken Leylan kitabını, bir daha 2017 yılında basılmış olan Seher’e gittim bu sabah ikinci defa. Leylan’ın kapağındaki buğday başağına bakınca Seher Kitabı’ndaki “Annemle Hesaplaşma” öyküsüne gittim, bir daha okudum, sağ olsun diyorum yazana, çünkü anıları kucaklayıp insanın önüne seriyor o hikâye… KHK’ lı günlere gittim, o ilk KHK’ ların yayımlandığı günlere, Kadıköy’de oturduğumuz günlere, yağan yağmura, yoldan geçenlere…

           Sonra direnişçi bir arkadaşımızın ismi üzerinden, Seher arkadaşımıza bakıp, “bak Demirtaş senin adını vermiş yazdığı kitaba” dediğimiz günlere…

               Neyse, bizim bakkalın yeni paketli gofretlerinden alıp eve getirdim yıllar sonra unuttuğum bir tadı, önce yazınsal bir hatırlamadan, sonra da çay yanında yediğim gofret ile yeniden Leylan’ın sayfalarına döndüm…

              Okurken bazı sayfaları atlıyorum, atlamak zorunda kalıyorum, adını sevdiğim Şükrüllah’ın bana getirdiği kitapta bazı sayfalarda baskı hatası olmuş boş kalmış, sanırım boş bırakılan sayfaları Demirtaş gelecek kuşaklara bırakmış, onlar gelip tamamlayacaklar bu sayfaları der gibi…

             Yaslı bir toprağın geçmişiyle, yoksulluğuyla, anılarıyla, aşklarıyla yol alan Selahattin Demirtaş, yazarlık iddiasından çok yaşama ve hakikate tanık olurken gerçekliğin katılığı retoriğin önüne geçiyor…

            Politikanın soğuk yüzüne bayrak çekmek iddiasından uzak oluşu ve yer yer söylemlerindeki mizah anlayışı aslında hayatı sevdiriyor insana, gülmek yanında düşündürmeyi de salık veriyordu.

             Yaşadıklarının yanında yazdıklarında da duygu var, aşk var, anıların bıraktığı bir geçmiş var, bir bellek var…

           Birkaç yıl önce, on bir yaşındaki oğlum “baba, Selo’nun gazoz açılışı törenini izledin mi” deyip bana bir video izletmişti, Selo bir törende çakmakla bir gazoz kapağı açmıştı, açılışa da birçok davetli genç katılmıştı… Bir açılış töreni ve mizah, gerçi açılış sonrası kimse istihdam edilmedi bir yerlerde ama! O da Selo’nun eksikliği, gitti saz çaldı!

            Tabii başkaları da açılışlar yaptı, hakkını yememek lazım, dünyanın en büyük sarayını açtı, hatta ülkenin istihdam yükünü de bayağı azalttı, bahçeye bahçıvan bile aldı, ama saraydaki güller kokmuyor! Adam mizah da yaptı, ülke şu anda bir mizah yeri, hepimiz kendi kendimize gülüyoruz!

         Hayal gücümüzü yitirmeden… diye başlayan bir metin yazmıştık yıllar önce bine yakın yazar çizer imza atmıştı… Buğday başaklarını düşünüp Leylan’ı okuyunca, Seher’de hüzünlenince, Devran sahnelenince, gördüm ki duvarlar bile hayal gücünü engelleyemiyor.

 

            Gofretin*, kalemin ve kitabın arasında kalan sözcüklerle dünya güzelleşiyor. Ben yine gofret almaya gidiyorum Selo, bizim sokaktaki bakkala koşacağım, birlikte koşacağım bir kardeşim yoksa da şu an, yolda geçen çocuklar var, büyümemiş çocuklar, koşan çocuklar var,

          Hayal gücünü yitirmeyen çocuklar, “anne babam gelecek mi” derken eve bir ekmek eksik alan çocuklar var bu ülkede, gofretimi onlarla paylaşacağım, bizden yana eksik kalan sayfaları tamamlasınlar diye

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.