KURAN OKUMANIN ANAHTARI
|
Gazetemiz yazarlarından Sami Varol yeni bir yazı dizisi yazmaktadır. Bu yazı dizisi her hafta devam niteliğinde olacaktır. SONNOKTA Kura’nı okumanın ve anlaşılmasına yardımcı olacağı kanaatinde bulunmam nedeniyle her surenin öz anlamlarını yazmaya çalışacağım. İnşallah… |
ENFÂL SÛRESİ :
Konusu savaş ve savaş hukukudur. Sûre’nin ekseni Bedir savaşı olmaktadır. Bu vahyin ve imanın zaferiydi. Bu zaferle başlayan iman hamlesi, daha önce eşi görülmemiş bir toplum ve siyaset tarzını üretti. Bu zafer, o güne kadar şahsi başarı destanları yazan İslam toplumuna “İslam cemaati” hüviyetini kazandırdı. Artık yer yüzünde canını hakikate şahit kılan şahsiyetler değil, bir cemaat vardı.
Enfâl Sûresi tek cümleyle şöyle özetlenebilir: iman en büyük imkandır. Çünkü yaratılmış hiçbir şey gücünü kendisinden almaz. Allah’ın yardımını Allah’a yardım edenler hak eder. Sûre, sebebe değil müsebbibe dikkat çeker. Sadece savaş ahlâkını değil, aynı zamanda ahlâk savaşını da öğretir. Hak bâtıl savaşı, asla rakamlara, ganimet hırsına, toprak kazanımına ve dünyevi herhangi bir çıkara indirgenemez.
TEVBE SÛRESİ :
Tevbe Sûresi Kur’an’da besmele ile başlamayan tek sûredir.
Sûre’nin ana teması tevhit, adâlet ve İslâm cemaatinin güvenliğidir. Sûre, adâletle güvenlik yada ahlâkla güvenlik arasındaki hassas dengenin nasıl kurulacağını öğütler. Bunun için İslâm cemaatini çok sıkı ve tavizsiz bir özeleştiriye tabii tutar. Sûre, İslâm cemaatinin güvenlik problemini, adâlet ve ahlâki ilkeler çerçevesinde çözmeyi amaçlar. İlk 40 ayet sosyal disiplini tesis eder ve toplumu oluşturan farklı inançtan insanlara İslâm cemaatinin var oluş sebebi olan sabitelerden ödün verilmeyeceğinin altını çizer.
Mali yükümlülüklerle ilgili pasajlar, kendini cemaatin güvenlik görevinden muaf tutmak isteyen zengin kesime ahlâki sorumluluğunu, yöneticilere de gelir dağılımında adaleti sağlama yükümlülüklerini hatırlatır.
İslâm cemaatinin fertleri, canı malı pahasına akideyi savunma yükümlülüğünde gevşeklik gösteremez. Bunu yapanlar, çok sert bir eleştiriye tabi tutulur. Bunlar içerisinden iki yüzlülüğü tescilli olanlar, İslâm cemaatinden kesin ve net bir dille dışlanır.
Sûrede ki Allah’ın “bir tek, sonsuz, her şeyi gören, tek kurtarıcı, hep bağışlayıcı, en güçlü, tevbeleri hep kabul eden” olarak vasfedildiği cümleler sadece insanın Allah’a muhtaçlığını değil, kulluk onuruna sahip şerefli bir varlık olarak özgürlük ve özerkliğine de dolaylı bir atıf içerir. Bu, kişinin benlik, tarih, kabile, aşiret, servet, töre v.b gibi iç ve dış baskılardan özgürleşmesinin önünü açan bir özerklik ve özgürlük alanına tekabül eder. Kişi bu özgürlük ve güvenlik garantisini güç, para, makam veya oylamayla değil, Allah’la yaptığı itaat sözleşmesi sayesinde kazanır. Taraflardan birinin Allah olduğu bir sözleşme, insan için asla vazgeçilmez bir onur, özgürlük ve güvenlik garantisidir.
Sûre vahiyle ilgili bir pasajın ardında Allah resulü’nü âlemlere rahmetin tecelli kılan engin şevkat ve merhametinin tescili mahiyetindeki muhteşem iki âyetle son bulur.
YÛNUS SÛRESİ :
Sûre’nin konusu ilâhî rehberlik ve bu rehberliği reddedenlerdir. Elâ tembih edatının en çok geçtiği sûrelerden biridir. Bu da sûrenin uyarı levhası olma niteliğini gösterir. Allah’ın hakikatin kaynağı ve ölçüsü olduğu dile getirilir. Âhireti inkârın temelinde mânevi körlüğün yattığı dile getirilir. Hakikati yalanlama problemi yanlış anlama probleminin sonucudur. Sûre, ilahi rehberliğin peygamberler eliyle geldiğini Hz. Nûh, Hz. Musa, Hz. Yûnus örneği üzerinde aktarır. Hz. Musa kısasında en dikkat çeken nokta, evlerin insana istikamet açısı veren birer ”karargah” haline getirilmesi talimatıdır.
Sûre insanların kaderini eylemlerinin belirlediğini ifade eden bir pasajla son bulur.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

