MALATYA SİYASETİNDE ZÜBÜKLÜK
Uzun zamandır Malatya'da sol siyaseti konuşuluyor. Her partinin kendi iç dinamiğine göre sorunları olduğu görülmektedir. Demokrat ve aydın siyasetinde ise, partide güç mücadelesi ve partiyi ele geçirme becerisiyle meşgul edilmektedir. Gerçeklerin konuşulmadığı, parti seçmeninin sürekli yön değiştirdiği bunun nedeninin ise partiye olan inancın ve güvenin kalmadığı görülmektedir.
Mevcut yöneticiler ve temsilci olan zatlar bu dağınıklığı toparlamak yerine kendi güçlerini göstermek ve sürekli yeşil ışık altında sırıtarak gözükmek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Buna dur demek ise, hiç kimsenin işine gelmiyor. Bunu fırsat bilenler ise, güçlü olduklarını her fırsatta ispat etmeye, seçimlerde delege ile göstermeye çalışıyorlar. Ve başarılı da oluyorlar.
Bugün bunu gördüm. Adam sonunda kendini ispat etti. Siyasetin gidişatı bir göstergedir. Bunu bilen bazı sözde uyanıklar ve kasaba siyasetçileri her daim bir zübük ağayla yollarına devam ederler
Bunu bir hikâye ile de pekiştirmek istiyorum... YALAMAK. YALAMAK...
İşte onlardan biri de Siyasetçi Çavuş Ağadır. Çavuş Ağa, köyün en zengini ve uyanığıdır. Her işini çeşitli hilelerle yapar yaptırır. Ve işlerini de öyle halleder. Genelde Ağa sözde her işe karışmaz. Kimseyle uğraşmaz. Her işini yanında bulunan zübük marabasına yaptırır. Çok becerikli olan bu marabası da kendisinin sır küpüdür.
Karşılıklı çıkar ilişkileri birbirlerine hiç dokunmadan günlerini gün ederler. Ağa bir gün Marabasını yanına çağırır. Hazırlık yap yola çıkacağız der. Marabada hiç merak etmeden tüm hazırlıkları yapar. Sıkıntılı bir yolculuk olacağını bilen Çavuş Ağa, Marabasını sıkı sıkıya tembih eder. Sakın benim yanımdan hiç ayrılmayasın. Hiç kimseye de bir şey söylemeyesin der. Gün gelir yola çıkarlar. Yolları uzun ve çetrefillidir.
Belli bir süre gittikten sonra Çavuş Ağa bakar ki, Marabası pek rahat değil. Ona dönerek der ki, yolumuz çok uzun gidiş dönüşümüz uzun zaman olacak. En iyisi biz uçakla gideceğimiz yere gidelim der. Marabası da kabul eder. Uçağa binerler belli bir yolculuktan sonra uçak düşer. Düşerken de ağa sürekli, evdekilere ve Marabasına çok kötülük ettiğini, onlarında affetmeleri için yalvarır. Ama nafile elden bir şey gelmez.
Çünkü havadalar ve uçakları düşmektedir. Maraba bu duruma güler geçer. Çünkü gülmesinin sebebi, uçak düşüyor nasıl olsa öleceğiz neden ağam yalvarıyorsun der. Ağa da ettiği kötülüklerin ve haksızlıkların kendisini zamansız yakaladığı için yalvarış ve çırpınışlarına çığlık katarak bağırıp durur. Bu arada uçak yere çakılırken Çavuş Ağa ile Marabası iki ayrı çukura düşerler. Çavuş Ağa bal çukuruna, Marabası ise bok çukuruna düşer.
Çavuş Ağa derki Marabasına gördün mü uçak düştü ama biz ölmedik. Ağalığım yine belli oldu. Sen bok çukuruna ben ise bal çukuruna düştüm diye sevinir. Fakat ağa bal çukurunda çırpındıkça batar. Bu seferde Marabasına yalvarır. Marabasına derki gel beni yala bal yiyesin der. Maraba da sevinerek yalamaya başlar.
Yaladıkça Ağanın yüzü gülmeye, Marabanın ise suratı asılır. Bakar ki yaladıkça, Ağa dışarı çıkıyor. Kendisi batıyor. Dayanamaz sonunda ağam ben seni bal için yalayacağım ama sende beni bok için yala ki ikimizde aynı anda bu çukurdan kurtulalım der. Maraba yalamayı bıraktığı anda Çavuş Ağa çukura batacağını ve öleceğini anlar. Mecburen Ağada başlar Marabayı yalamaya. Ve böylece başlarlar birbirlerini yalamaya.
Ağa boku yalar, Maraba da balı yalar. Sonuçta ikisi de çukurdan kurtulurlar. Döner köylerine gelirler. Maraba anlatır. Ağa susar. Ağamla uçakla giderken, uçak düştü. Ağam bal çukuruna ben de bok çukuruna düştük. Birbirimizi yalaya yalaya temizledik ve kurtulduk der. Siyasetçi kasabalılar dinlerler. Ve hiç seslerini çıkarmazlar. Demek ki ağalık her zaman yeterli olmuyor. Arada bok yemekte varmış…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

