Memleketimden manzaralar (4 ve son )
Yazı değiştiğinde 18 yaşında bir insan bir gün veya bir yıl önce ne biliyor idiyse, bir gün veya bir yıl sonra da aynısını, hatta daha fazlasını biliyordu, çünkü görgü ve tecrübesi artmıştı. Yazı değişmeden önce hangi kitapları okuyor idiyse aynı kitapları okumaya devam etti. Yâni “bir gecede cahil” falan kalmadı. Kitaplarını kimse kimsenin elinden almadı, Osmanlı döneminde basılmış olan bu kitaplar halâ da var.
Televizyonlara çıkarak, “kitapları toplayıp meydanlarda yaktılar” diyen, kimi fesli, kimi cübbeli, kimi sarıklı, kimi sakalsız-bıyıksız-kravatlı, kimi profesör unvanlı soytarıların, bunlar halkın beynini iğfal ettikçe, “bana oy geliyor” diyerek keyiflenen politikacıların sorumluluk duygusu yok mu, hayâ duygusu yok mu, bunları dinleyip inananların, aynı cümleleri ezberleyenlerin, aklı, fikri, irfanı, iz’anı, muhâkeme yeteneği ve feraseti yok mu? Bir büyük dönüşüm anında, şurada burada, birkaç fanatiğin yaptığı yanlışları genelleştirmek doğru mu?
Bu gün, belki ters yönde, ama çağdaş bir topluma asla yakışmayan yüzlerce yanlış yapılmıyor mu? Bunların üstünü titizlikle örtmeye çalışırken…Benim aklımın ermeye başladığı 1950-51 yılında dahî, Malatya ya 20 km mesâfede bir köy olan Eğribük de 1928 doğumlu babamdan önce önce doğmuş kadınlar arasında okumayı bilen annem, teyzem dahil tek okuma yazmayı bilen hiç kimse yoktu.
Mezar taşlarını çok az insan okuyabilirdi
“Efendim yazımızı değiştirdiler, dedelerimizin mezar taşlarını okuyamaz olduk” ifadesi de bir safsatadır, okumuşların cehalet itirafı, politikacıların siyaset silâhıdır. Bu adamlara, “bırakın üstündeki yazıyı, babanızın, dedenizin mezarında taş var mı?” diye sormak lâzımdır. Anadolu’da binlerce mezarlıktaki kaç mezar taşının üzerinde eski yazıyla yazılmış bir ifade var? Anadolu’daki milyonlarca kırık dökük mezar taşını, İstanbul’daki birkaç bin, hoca, şeyh, veli, paşa mezar taşlarına mı benzer sanıyorsunuz? Veya böyle olmadığını bildiğiniz hâlde, böyleymiş gibi bir algı yaratarak halkı aldatmaya utanmıyor musunuz?
Politikacılar için bir şey demiyorum, çünkü onların ar damarı çatlamıştır, akla, iz’âna ve vicdana hakaret niteliği taşıyan her şeyi söylemekte ve yapmak işleridir ya.. Ama ekran şarlatanı hocalar, sarıklılar, fesliler, profesörler, helâl haram tanımayan iş adamları, artık bu milleti aldatmaktan, kamplaştırmaktan, aramızdaki güven duygusunu, sevgi ve muhabbeti yok etmekten vaz geçin. Kendi marazlı kimlik sorunlarınızı,
İslâmiyet ile perdeleyerek, bu milletin içine nifak sokup mahvetmek suretiyle tatmin hastalığından kurtulun. En büyük kötülüğü İslamiyet’e karşı yaptığınızı görmüyor musunuz?
Bu politikaların, bir taraftan on binlerce, El Kaide, Taliban, İŞİD ve daha bilmem ne sempatizanı ve militanı yarattığının, diğer yandan milyonlarca insanı dinden, milletten ve memleketten soğuttuğunun farkında değil misiniz? Bu vebali nasıl taşıyacaksınız? Madem din adına konuşuyorsunuz, bir de şu hadisi okuyun. Hz Muhammed der ki: “Bizi aldatan bizden değildir”. Ama nafile, çünkü sizler için din, manevi bir zarafet ve letafetle yaşanan değil, ihtiraslarınız uğrunda, işinize geldiği gibi tepe tepe kullanılan bir şeydir ve hatta bilmezsiniz ki bu, dinen putperestlik ve küfürdür.
Tekrar Cumhuriyet dönemine gelelim
Ekteki tablodan anlaşılacağı üzere, ülkemizde okuryazarlık oranı, yazı devriminden sonra hızla yükselmiştir: Yazı devriminden yedi yıl sonra, yani 1935 yılı nüfus sayımı esnasında, okuryazarlık oranının iki kattan fazla arttığı görülmektedir. Çünkü bu arada halk için kurslar açılmış ve herkese okuryazarlık öğretmek için çok büyük bir çaba sarf edilmiştir. Kız-erkek ayırımı yapmadan çocukların okula gönderilmesi kanunen zorunlu kılınmıştır. Buna rağmen erken Cumhuriyet döneminde insanlar kız çocuklarını okutmamak için her çareye başvurmuştur.
Ekteki tabloya göre, yıllar itibariyle okuma-yazma oranlarındaki artış şöyledir:
1935 yılında ortalama % 19, erkeklerde % 31, kadınlarda %8’dir.
1950 yılında ortalama % 32, erkeklerde % 48, kadınlarda % 17’dir.
1965 yılında ortalama % 46, erkeklerde % 65, kadınlarda % 28’dir.
1980 yılında ortalama % 66, erkeklerde % 81, kadınlarda % 50’dir.
2000 yılında ortalama % 87, erkeklerde % 94, kadınlarda % 79
2012 yılında ortalama %95, erkeklerde %98, kadınlarda ise %92’dir.
Dolayısıyla, “yazımızı değiştiler, bir gecede cahil kaldık” lâfı külliyen yanlıştır.
Ayrıca, yüz binlerce insana papağan gibi bu lâfı ezberletmek, o insanların, zaten zayıf olan, ‘hakikat, adalet ve hakkaniyet’ hassalarını, duygularını, büsbütün felç etmektir, dumura uğratmaktır, ağır bir vebaldir, topluma karşı büyük bir kötülüktür. Cumhuriyetten önce âlim miydik?
Ayrıca, Cumhuriyetten önce millet zaten cahil olduğu içindir ki yazı bu kadar kolay değişmiştir. Eğer Osmanlı döneminde bu millet iyi eğitimli, bilgili ve kültürlü olsaydı hiç kimse yazıyı değiştirmeye gerek duymazdı, aklına bile getirmezdi.
Asırlar boyunca bu millet fakir, eğitimsiz ve kültürsüz bırakıldığı içindir ki, yazı bu kadar kolay ve suhuletle değişmiştir. Şapka olayı gibi, Müslümanlıkla hiç alakası olmayan, basit bir sembolden dolayı başını veren kesimden bir kişi dahi, yazı değiştiği zaman tırnağını bile feda etmemiştir. Hâlbuki yazının değişmesi şapka olayından bin kat daha önemlidir. (Eğer şapkanın İslâmiyet’le bir alâkası olsaydı, şimdi fes giymek için de bir kampanya yapılırdı ve Diyanet İşleri Başkanı, görevi dışında başı açık gezmezdi.
Eğer keramet yazıda olsaydı, yazısını değiştirmemiş olan tüm Arap âleminin, İranlıların, Pakistanlıların, Afganlıların durumunun bizden daha iyi olması gerekmez miydi? Özellikle Arap dünyasına bir bakın, hepsi de Müslüman, hepsi de Kuran’ı aslından okuyor ama hepsi de gelişmiş ülkelerin oyuncağı olmuş ve birbirine kurşun atıyor. Bir konuyu daha anlatayım: 1927 yılında eski yazıyla okuryazar olan 1,1 milyon insanın en az on beş yirmi katına, yani 20 milyon civarında insana, kuran kurslarında, imam hatip liselerinde, üniversitelerin ilâhiyat fakültelerinde, Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde, tarih bölümlerinde, maaşı devlet tarafından ödenen hocalar marifetiyle eski yazı öğretilmiştir. Her yıl milyonlarcasına daha öğretilmeye de devam edilmektedir. (Belediyelerin, cemaatlerin, tarikatların bu yöndeki gayretlerini de hesaba katmıyorum). İnsanları dinden soğutan çeyrek din adamları, bilimin ‘b’ sini bile bilmeyen çeyrek profesörler, devlet mülküne el koyarak zenginleşen iş adamları, terör örgütlerine katılan binlerce militan ve insanlık camiasında yüzümüzü yere baktıran, Makyavelist ve şarlatan politikacılar…
Yabancılar okuyor da biz neden okuyamıyoruz?
İmam hatip okullarına, Kuran kurslarına, ilâhiyat fakültelerine biz değil de onlar mı gidiyor. Siz, sıkışınca, “canım, bu dünya kâfirler için, öte dünya Müslümanlar için” diyerek esrar uykusuna dalın… Beyler, üç yüz yıl önce, atı alıp Üsküdar’ı geçenler, şimdi Güney Doğu Anadolu’nun dağlarında cirit atıyor. Beğenmediğiniz Lozan Coğrafyası bile altımızdan kayıyor. Hâlâ gerçekleri görüp uyanma zamanı gelmedi mi?
Kalbi ıstırapla dolu samimî din adamlarını, laboratuarlarda uyuyan bilim adamlarını, toplumun kaderini değiştirmek ve dünya ile rekabet etmek için çırpınan işadamlarını, velhâsıl, şikâyet etmeden, suçlu aramadan, cehalete mazeret uydurmadan, alın teri ve göz nuru dökerek çalışan, dürüst, bilgili, yüksek ahlâklı saygıdeğer insanlarımızı tenzih ediyorum.
Asıl sorun, eğitimin kalitesinin düşüklüğüdür, kaliteli insan yetiştirememektir ve hatta ‘yüksek kaliteli eğitimin’ ve ‘kaliteli insanın’ ne demek olduğunu dahi bilmemektir; üniversite mezunlarının diplomayı aldıktan sonra ve çoğu üniversite hocalarının bile profesör olduktan sonra kitabı kalemi bir köşeye atmasıdır. Bilimde, teknolojide ve ekonominin her alanında geri kalmamızdır. Okumayan, yazmayan, düşünmeyen, araştırmayan, tecessüsü (merakı) olmayan, okuduğunu ve duyduğunu sorgulamayan, ahlâkî değerlerine sahip çıkamayan, doğruyu delikanlıca savunamayan, zalimin karşısında boyun eğen, sevdiği insanın yalanını doğru kabul edip papağan gibi ezberleyen, sevmediği insanın söylediğini, mutlak hakikat olsa bile reddeden bir toplum güdülmeye hazırdır, heveslidir. Nitekim güdülmektedir ve hiçbir sorununu sağlıklı bir biçimde çözememektedir. Böyle bir toplum, ister eski yazıyı, ister yeni yazıyı, ister Çin, ister maçın yazısını kullansın; ister saltanatla ister cumhuriyetle, ister demokrasiyle, isterse şeriatla yönetilsin, durum çok da fazla değişmez. Etrafınızdaki ülkelere bakın ve değişmediğini görün. (SON )
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

