“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
07 Kasım 2016 · 604 okunma

Memleketimden manzaralar(3)

 

 

 

Bu gün, belki ters yönde, ama çağdaş bir topluma asla yakışmayan yüzlerce yanlış yapılmıyor mu? Bunların üstünü titizlikle örtmeye çalışırken… Benim aklımın ermeye başladığı 1950-51 yılında dahî, Malatya ya 20 km mesafede bir köy olan Eğri bük de 1928 doğumlu babamdan önce önce doğmuş kadınlar arasında okumayı bilen annem, teyzem dâhil tek okuma yazmayı bilen hiç kimse yoktu.

Mezar taşlarını çok az insan okuyabilirdi

“Efendim yazımızı değiştirdiler, dedelerimizin mezar taşlarını okuyamaz olduk” ifadesi de bir safsatadır, okumuşların cehalet itirafı, politikacıların siyaset silâhıdır. Bu adamlara, “bırakın üstündeki yazıyı, babanızın, dedenizin mezarında taş var mı?” diye sormak lâzımdır. Anadolu’da binlerce mezarlıktaki kaç mezar taşının üzerinde eski yazıyla yazılmış bir ifade var? Anadolu’daki milyonlarca kırık dökük mezar taşını, İstanbul’daki birkaç bin, hoca, şeyh, veli, paşa mezar taşlarına mı benzer sanıyorsunuz? Veya böyle olmadığını bildiğiniz hâlde, böyleymiş gibi bir algı yaratarak halkı aldatmaya utanmıyor musunuz?

 Rusya, 1917’den evvel çarlar tarafından yönetilirken, Puşkin’leri, Lobaçevski’leri, Çaykovski’leri, İvan Gonçarov’ları, Çehov’ları, Turgenyev’leri, Dostoyevski’leri, Tolstoy’ları, Pavlov’ları ve daha birçoklarını yetiştirdi. Dünyanın bir numaralı devletlerinden biriydi, en az yüz elli yıl boyunca Osmanlı’ya kök söktürdü. Rusya 1917 yılında, 180 derecelik bir dönüşle, insanlık tarihinin en trajik devrimini, en radikal, en hayal edilemez dönüşümünü gerçekleştirdi; mülkiyeti kaldırıp komünizme geçti, Bu defa Maksim Gorki’leri, BorisPasternak’ları, Soljenitsin’leri, YevgeniYevtuşenko’ları, YuriGagarin’leri ve daha nicelerini yetiştirdi. Yine birinci sınıf devletlerarasındaydı, Hitler Almanya’sını yenen ülkelerden biri oldu, atom bombasını yapan ikinci ülkeydi, uzaya ilk füzeyi, ilk insanı gönderdi, çok sayıda Rus Nobel mükâfatı aldı ve yine, yetmiş yıl boyunca, en korkulu rüyamızdı. 1989 yılında yüz seksen derecelik bir dönüş daha yaparak kapitalizme geçti.

Bunca radikal dönüşümlere rağmen Rusya hâlâ birinci ligde oynuyor ve hâlâ biz, ayağına basmamaya dikkat ediyoruz.

Neden ve nasıl oluyor bu? Çünkü neredeyse herkesin ‘Büyük Petro’ dediği, ama adamın ne yapmaya çalıştığını anlayamadığımız için bizim ‘Deli Petro’ dediğimiz Çar, batının gücünün nereden geldiğini anlamak için, bundan üç yüz yıl önce saltanatını bırakıp ve kimliğini gizleyip, Avrupa’ya işçi olarak çalışmaya gitmiştir. Hâlbuki o tarihten neredeyse yüz yıl öncesinden itibaren Osmanlı sultanları saraya kapanmıştır. Dördüncü Murat’ın Bağdat seferinden sonraki üç yüz yıl boyunca, “acaba tebaam nasıl yaşıyor, aç mı, susuz mu” diye merak edip İzmit’in doğusuna geçen, bir tek Osmanlı Padişahı yoktur. Bu bir şaka değil, tam üç yüz yıl…

Hâlbuki Ruslar, Çar Petro’dan itibaren, bireyin ve toplumun kalitesini yükseltmek için yoğun bir çaba içine girmiş ve birinci sınıf bir toplum yaratmıştır. Bu nedenledir ki, rejim ne olursa olsun, birinci ligde oynamayı başarıyorlar ve ona buna esip gürleyen biz, NATO üyeliğimize rağmen, Rusya söz konusu olunca sus pus vaziyetinde kalıyoruz…

Peki, ister Osmanlı, ister Cumhuriyet döneminde biz, dünya çapında kaç kişi yetiştirdik? İster Osmanlı, ister Cumhuriyet döneminde ve hangi kesimden olursa olsun, birazcık öne çıkanları itibarsızlaştırmak ve mahvetmek için, “bu bizden değil, bu bize boyun eğmiyor, bu bize bîat etmiyor” diyerek yapmadığımız zulüm kaldı mı? Hangi kesimden olursa olsun, biraz öne çıkıp da, karakollarda, mahkemelerde, hapislerde süründürülmemiş kaç kişi var?

Fransa’da 1968 öğrenci olayları esnasında, sosyalist Filozof Jan Paul Sartre olayların içinde ve en önünde yürüyor. Kabine toplantısı esnasında içişleri bakanı, “Bu adam tahrikçidir, tevkif edilmesi gerekir” diyor. İkinci Dünya Harbi kahramanı ve muhafazakâr, sağ görüşlü Cumhurbaşkanı De Gaulle, “Jan Paul Sartre demek Fransa demektir, tevkif kelimesi telâffuz dahî edilemez” cevabını veriyor. Bir süre sonra da, Sartre’ı hapse atmak yerine seçime gidiyor ve ardından kendisi istifa ederek olayların yatışmasını sağlıyor. Beyler, işte Fransa’yı büyük, güçlü ve hattâ, İslâm dünyasının tüm kaçkınlarına sığınak kılan budur.

Ey okumuşlar, ey hocalar, ey profesörler, ey bürokratlar, ey işadamları, ey politikacılar; en az üç asırdan beri devam eden geri kalmışlık ıstırabından, şahsiyet ve haysiyet kırılmalarından sonra anlayın artık bunu. “Bizim oğlan bina okur, döner döner gene okur” fasit dairesinden kurtulun.

Ey, kürsülerde ve ekranlarda tozu dumana katarak, ağzından alev saçarak beyin yıkamaya çalışan, bir hayal dünyasının slogan ilkelliğine toplumu mahkûm eden insanlar, kiminizin cehalet kompleksini tatmine çalıştığını, kiminizin para ve ikbal kazandığını herkes biliyor. Ama bunun sonu yok, doyamazsınız. Bari topluma acıyın, torunlarınıza acıyın. Çünkü bunun faturasını toplum, yakında çok ağır bir biçimde ödeyecektir. Her zaman söylüyorum, bir kere daha söyleyeyim:

Değişim kaçınılmazdır, kendiliğinden değişmeyeni, bir gün birileri mutlaka ve zorla değiştirir, üstelik şeref ve haysiyetini de elinden alır. 2008 de  98 yaşında vefat etmesinden önce bir yaşlı nineye sordum: “Anne, okumayı öğrenirken, neden yazmayı da öğrenmedin?” Cevabı şu oldu: “Oğlum, okumayı öğrendiğime şükür, eskiden kızları okula göndermezlerdi, hele yazmayı asla öğretmezlerdi, oğlanlara mektup yazar diye korkarlardı”.

         Bazı üst düzey Osmanlıların dahî okuryazar olmadıklarına dair tarih kitaplarında bilgiler vardır. Yedisekiz Hasan Paşa gibi……

Şüphesiz ki, İstanbul başta olmak üzere, İzmir, Bursa, Edirne vesaire gibi, Batıdaki önemli merkezlerde okuryazarlık oranı ortalamanın birkaç kat üstündeydi. Ama Orta ve Batı Anadolu’ya doğru gittikçe okuryazarlık oranları ortalamanın çok daha altındaydı. Meselâ, 1927 yılında yapılan ilk genel nüfus sayımı verilerine göre, Çorum’da okuryazarlık oranı, ortalama olarak % 4, erkeklerde % 8, kadınlarda ise binde 9’du. Çorum örneği bütün Anadolu kentleri için geçerliydi. Kadın-erkek arasındaki okuryazarlık uçurumu ise ülkenin her tarafında aynı vahamet düzeyindeydi.İşte bugünlerde arayıp bulamayacağınız “İstidâcılar” mühürcüler diye bir meslek grubu vardı..

      I. Cihan Harbi esnasında, bir köye birkaç ayda veya birkaç yılda bir defa mektup geldiği zaman, köylünün, okuryazar bir adam bulup da bunu okutması veya birkaç satır cevap yazdırması için, yayan-yapıldak, köy köy dolaşması veya şehre gelmesi gerekiyordu. Hattâ, 1960’lara kadar, valiliklerin, kaymakamlıkların, nüfus dairelerinin, tapu dairelerinin etrafında bir tabureye oturmuş, vatandaşlar için dilekçe yazan, sıra sıra ‘istidâcılara dert anlatır, çare ararlardı…’

Oysa aynı dönemde Kayseri’de bulunan Rum ve Ermeni kızlarının neredeyse tamamı kendi cemaat okullarında ve hatta Amerikan, İngiliz, Fransız vesaire misyoner okullarında eğitim görüyor, sadece okuma ve yazmayı değil, pek çoğu, lise düzeyinde, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya vesaire öğreniyor, önemli bir kısmı yabancı dil biliyor, bazıları da yurtdışında eğitim görüyordu.

Batı dünyası ile aradaki bu farktır, şu veya bu şahıs, şu veya bu parti değildir. Bunlar sadece birer sonuçtur, sebep değildir. Bu gün yaşanan sıkıntıların temelinde de bu farkın halâ giderilememiş olması yatmaktadır.

Devam edecek

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.