ÖZGÜR, DEMOKRATİK, EŞİT VE ADİL SEÇİM Mİ; BOYKOT MU!?
Siyasi partilerin seçim ittifakına ilişkin düzenlemeyi kapsayan ‘Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ TBMM Genel Kurulu’nda sabaha kadar görüşüldü ve AKP ile MHP'nin oylarıyla kabul edildi.
Bir ülkenin bugününü, geleceğini etkileyecek olan seçim ve ittifak yasası, ister mecliste grubu bulunsun isterse bulunmasın bütün partilerin hatta Demokratik Kitle Örgütlerinin geniş katılım ve ortak uzlaşı ile yasalaşması gerekirken AKP ve MHP işbirliği ile kabul edildi. Hatta meclis tv' nin canlı yayında olmadığı gece yarısı, yangından mal kaçırırcasına oylanarak sabahın ilk saatlerinde meclisten geçti.
26 maddeden oluşan bu yasa, seçimlerin özgür ve demokratik olarak yapılmasını olanaksız hale getirebileceği gibi, seçim güvenliğini ortadan kaldıracağı, seçim sonuçlarının da güvenilir olmayacağı anlaşılıyor.
12 Eylül Askeri faşist darbesinin ürünü olan %10 seçim barajını 16 yıllık iktidarı süresinde kaldırmayan AKP, ittifak yasası ile güya bu engeli kaldıracaklarını belirtiyorlar ama işin gerçeği şu ki, başkanlık seçiminde %50+1'i bulamayacaklarını anladılar. Böyle olunca hem MHP tabanından oy alıp seçim kazanmak hem de baraj altında kalma olasılığı yüksek olan MHP'yi meclise taşımak. Zaten şu an AKP ve MHP fiili olarak bir tür koalisyon ortakları.
CHP milletvekili ve PM üyesi Selin Sayek Böke Twitter’dan, “Bu yasaya göre ya çekilmeyi tartışmamız lazım ya da boykot etmeyi” mesajını paylaştı.
Seçimlerin demokratik, özgür, eşit ve adil olarak yapıl(a)maya cağı belli ise seçimlere katılmamak, seçimleri boykot etmek demokratik bir tutum, haklı bir eylemdir. Boykotun AKP'nin ekmeğine yağ sürmek gibi bir amaç ve sinsi plan olduğunu söylemek de haksız bir yargıdır.
Boykot derken, bireyselliği aşan, örgütlü ve geniş katılımlı bir boykottan bahsediyoruz.
Yeni seçim ve ittifak yasasının özgür, demokratik, adil, eşit seçim koşullarını ortadan kaldıracağı düşüncesine samimiyetle inanan; Partiler, Demokratik kitle örgütleri, bu ortak sorun karşısında geniş katılımlı bir çalışma ile Bildirge yayınlayarak, bu seçim ve ittifak yasası ile OHAL koşullarında, mevcut YSK gözetiminde ki seçimlere katılmayacaklarını, boykot edeceklerini ülke ve dünya kamuoyuna açıklayabilirler.
Sandık güvenliğinin olmadığı, yurttaşların özgür iradeleri ile oy kullanamayacağı,
Seçimlerin denetimini sağlamakla sorumlu olan YSK' nın siyasi iktidarın emrine girdiği ve bütün bu etkenlerin sonucu olarak halkın iradesinin sandığa yansımayacağı belli olan koşullarda seçimlere katılmak, meşruluğu olmayan seçimleri meşrulaştırmak demektir.
Şimdi, kamuoyu adına bu seçim ve ittifak yasası ile seçimlere girmeyi düşünenlere soruyorum:
Hem bu yasanın seçim güvenliğini ortadan kaldıracağını söylüyorsunuz hem de Kazanacağımız seçimleri neden boykot edelim? Biz seçimleri kazanacağız diyorsunuz. Peki, güvenli olmayan bir seçimi biz kazanacağız demek ne derece tutarlı ve inandırıcı bir açıklama?
16 Nisan 2017'de yapılmış olan başkanlığa geçişi öngören referandumda, YSK kendi yasasını bile hiçe sayarak mühürsüz zarfların, mühürsüz pusulaların geçersiz olması gerektiği halde geçerli sayarak sonuç "Hayır" çıkacakken "evet" çıkmasını sağlamadı mı?
Yeni çıkan yasa ile artık mühürsüz zarflar geçerli sayılacağına göre, seçimlerin sonucu güvenilir olur mu?
16 Nisan 2017'de yapılan referandum'da sonuç şaibeli, bu sonucu tanımıyoruz denildiği halde halkın iradesi olan oy'lara sahip çıkılabildi mi?
2017'de halkın iradesine, oy'larına sahip çık(a)ma mış olanların, partilerin,2019 seçimlerinde sahip çıkabileceği halka ne kadar inandırıcı gelir ve halk güven duygusu içinde sandığa gider?
Özgür, demokratik ve güvenli olmayan bir seçime katılmak, meşruluğu olmayan seçimleri meşrulaştırmaz mı?
2019 seçimlerine, kuruluş amaç ve görevi seçimlerin özgür, adil, güvenli yapılmasını sağlamak olan anayasal kurum YSK' nın bir üyesi hariç bütün üyelerin kararları ile referandum sunucuna gölge düşürüldüğü halde aynı üyelerden oluşan YSK ile seçimlere gitmek doğru mudur?
Aynı sonucun tekrarlanmayacağının güvencesi var mıdır?
Şimdiden anlaşılıyor ki, 2019 seçimlerine de OHAL koşullarında gidilecek. Peki, her seçim döneminde ve özellikle 2017'de yapılan referandum'da AKP hükümeti, devletin bütün kaynaklarını, olanaklarını, OHAL koşullarını kullanarak bütün muhaliflere karşı baskı-zulüm, korkutma, sindirme politikaları uygulayarak, bütün muhalif basını(!)baskılayarak gitmedi mi?
Peki, bütün bu olumsuz koşullarda seçimlerin sağlıklı yapılabileceğine, halkın özgür iradesinin sandığa yansıyabileceğine inanıyor musunuz?
Yeni seçim ve ittifak yasası ile 2019 seçimlerine gidilirse şayet, bu seçimin Türkiye'nin gerçek anlamda son seçimi olabileceğini öngöremiyor musunuz?
O halde dünya tarihine, diktatörlükle yönetilmiş olan ülkelerin geçmiş seçim sonuçlarına bakın. Orada iktidar partisi ve diktatörün bütün seçimleri en az %90'larla kazandığını, pardon, halkın iradesini sandıkta gasp ettiğini göreceksiniz.
AKP iktidarı OHAL koşullarını kullanarak kendisine muhalif gördüğü bütün yapıların, örgütlerin, siyasi partilerin siyaset yapma alanlarını kuşatarak, bir kısmını kriminalize ederek mücadele iradelerini kırmayı, teslim alarak biat ettirmek istiyor ki, ittifak yasasının da buna yönelik olduğu kuşku götürmez bir realitedir! Zaten ayrışmış ve kutuplaşmış olan toplum ittifaklar ile bu ayrışma, kutuplaşma derinleştirilerek dinci, mezhepçi, şoven milliyetçi argümanlar, politikalar, uygulamalar ile kitlesini konsolide etme, yeni oylar devşirmek; OHAL Ile faşizm tahkim edilerek azınlıkta kalanların teslim olarak biat etmeleri amaçlanıyor.
OHAL ve KHK' lar la yönetilen bir ülkede serbest seçim koşulları yoktur! Böylesi koşullarda yapılan seçimlerde sadece faşizme meşruiyet kazandırılır, göstermelik meşruiyeti de seçimler ile tescillenmiş olur. Özgür, demokratik, eşit, adil olmayan seçimlerde faşizm güçlenerek çıkacağı için bir avuç sermayedarın dışındaki bütün halk zararlı çıkar. Bu koşullarda yapılacak her seçim halkı oyalama, umut tacirliği olduğu gibi, faşizmin ömrünü uzatarak, baskı-zulüm politikalarını da sürekli kılar.
Halkın iradesinin meclise yansımadığı, muhalif milletvekillerinin demokratik bir ortam bularak temsil ettiği toplum kesimlerinin, halkın çıkarlarını korumak; geliştirmek için mücadele etme olanağından yoksun kaldığı işlevsiz hale dönüşmüş olan mecliste bulunmak sadece burjuvazinin zulmüne meşruluk kazandırmaktan başka anlamı da olmayacaktır.
Türkiye'de artık özgür, demokratik, eşit, adil seçim yapma koşulları kalmadığı gibi, seçilmiş olan milletvekillerinin de mecliste özgürce mücadele etme koşulları da kalmadı. Tutuklu bulunan, hapiste yatan onlarca HDP milletvekilinin olduğunu unuttunuz mu yoksa.
Bir soru ile yazımı noktalamak istiyorum.Özgür,demokratik, eşit ve adil bir seçim mi;boykot mu?!
Umutla kalın Dirençli olun
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

