TECAVÜZ, SAPIK DAVRANIŞ; İDAM DA CİNAYETTİR!
Bir sapığın,12 Şubat tarihinde 4 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz etmesi ile birlikte kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada "İdam isteriz" çığlıkları artmaya, ipler sallanmaya başladı.
Tüyler ürperten bir cinayet, bir katliam ya da çocuklara, kadınlara yönelik bir tecavüz meydana geldiği zaman toplumun vicdanı kanıyor(!)Halk, büyük bir öfke içinde "bu katilleri, sapıkları asın" diyor.
Yalnız insanlara karşı değil, bütün canlılara, doğaya karşı suçu sabit görülenler, hak ettikleri en ağır ceza ile cezalandırılmalıdır ki hem adalet yerini bulsun hem de toplum vicdanı huzur bulsun. Bunda herkesin hemfikir olduğu düşüncesindeyim!
Bir katile, bir sapığa ceza vermekteki amaç, uzun süreli acı çektirmek, onu adeta yaşarken öldürmektir. Oysa bir insan idam edildiği zaman anlık bir acı ile yaşamı son bularak ödüllendirilmiş oluyor. Bu açıdan idam, ceza değil, cinayettir!
Peki, idam edilen kişinin suçsuz olduğu sonradan anlaşılırsa ne olacak... Bu durumda toplum vicdanı kanayacağı gibi, adalete güven tamamen ortadan kalkacaktır. Gerçi, şu anda da adalete güven yok ya... Ayrıca,
İdam öyle bir yöntem ki, telafisi yok.
Toplumda bilinenin aksine, idamın caydırıcı bir yöntem olmadığı yapılan bütün araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır. ABD eyaletlerinin bir kısmında idam var, bir kısmında yoktur. İdamın yasal bir yöntem(!)olduğu eyaletlerde suç oranlarının hiçte düşük olmadığı bilinmektedir.
Demokratik ve uygar toplumlarda idam, ilkel bir öç alma dürtüsü kabul edildiği için idam yoktur! İdam daha çok otoriter, totaliter yönetimlerde hele hele faşist diktatörlüklerde ise temel yöntemdir.
İdam, devlet eliyle işlenen bir cinayet, yasal(!)bir yöntemdir.
Ülkemiz tarihine baktığımızda idamın yasal bir yöntem(!)olarak uygulandığı dönemlerde, bilinenin tam aksi olarak katiller, sapıklar gibi adi suçlular değil,"fikir suçlusu" siyasi mahkûmlar ve özellikle de solcular, devrimciler, sosyalistler, komünistler idam edilmiştir. Elbette fikir suç değil ama faşizm fikirden, aydınlık düşünceden korktuğunu hiçbir şeyden korkmadığı için suç sayıyor.
Ne çabuk unuttunuz Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin'in yani üç fidanların idamını!
Darağacında üç fidanı.12 Eylül 1980 askeri faşist darbe sonrası meydan meydan dolaşarak "asmayalım da, besleyelim mi?" diyen faşist Kenan Evren değil miydi?
17 yaşındaki Erdal Eren'in yaşı büyütülerek idam edildiğini ne çabuk unuttunuz...
Ne çabuk unuttunuz, idam sehpasında tabureye tekme atarak, sloganlar haykırarak ve gülümseyerek ölümle kucaklaşıp ölümsüzleşen o yiğit devrimci insanları...
Sizler idam cezasının katillere, bilumum sapıklara uygulanacağını mı sanıyorsunuz, düşünüyorsunuz?
Öyle ise çok ama çooook yanılıyorsunuz.
Onlar, faşizm için tehlike arz eden insanlar değil ki. Onlar halk için tehlike arz eden kişilerdir.
Tabii " kişi " denilebilirse.
Aslında, katilleri ve bilumum sapıkları idam etmek onlar açısından bir ödüldür. Çoğu katil ve sapığın içeride intihar etmesi bile bunun kanıtı değil de nedir?!
İdam idam idam diye çığlık atan insanlara soruyorum. Sahi, sizler ne kadar suçsuz ve masumsunuz? Bütün bu katiller, sapıklar suç işleme davranışını bu toplumsal kültürde değil de, Mars'ta mı öğrendi de bu dünyaya geldi.
Sosyoloji bilimine, sosyologlara göre suçlu insan yoktur, suçlu toplum vardır. Toplum suç işleme koşullarını oluşturur, kişilerde suç işler. Masum bir insandan, sapık bir tecavüzcü yaratan toplumun taa kendisidir. Erkek egemen, cinsiyetçi, cinselliği tabulaştıran, kadını bir obje, meta olarak gören zihniyet, erkeğin ilk cinsel ilişkisini "milli oldu",kadının ilk cinsel ilişkisini ise "oruspu oldu" diye ifade eden ikiyüzlü toplum değil de nedir?
Çocuklarının pipisinden övünç ve gurur duyan, yalvarırcasına "hadi aslan oğlum göster pipini amcana, dayına, halana, teyzene..."
Diyerek erkek çocuğu nezdinde adeta erkeklik organını, erkekliği kutsayan; kız çocuğunun değil cinsel organı, vücudunun bir bölgesi dahi göründüğü zaman onu azarlayan ve böylece kız çocuğu nezdinde kadınları baskılayan, aşağılayan bu toplumun genel çoğunluğu değil de kimdir?
İşte böyle bir toplumsal kültür içinde yetişen ve psikopat potansiyeli olan bir erkek, beyni ile değil, hormonları ile düşünerek, çocuklara cinsel istismarda bulunacak, kadınlara sarkıntılık, taciz, tecavüz gibi sapık davranışlar sergileyecektir.
Sizler bu toplumda bir kadının bir erkeğe tecavüz ettiğini duydunuz mu? Elbette ki duymadınız. Cinsiyetçi yaklaşım gösteren birileri şunu diyebilir. Kadınların erkeklere tecavüz etme fiziki gücü yoktur. Oysa işin gerçeği şu ki, kadın cinsel organı üzerinden kadınlık bu toplumda kutsanmış olmadığı gibi, kadının bütün cinselliğe ilişkin davranışı ayıplanmış, kınanmış hatta aşağılanmıştır. Bunu bilen ve böyle yetiştirilen hiçbir kadın, fiziki gücü yüksekte olsa bir erkeğe tecavüz etmez, tecavüze yeltenmeyi dahi düşün(e)mez, göze alamaz.
Toplumun tecavüzcüleri kınama, ayıplama ve idam edilmesini isteme hakkını kendinde bulmasının samimiyeti açısından, kendisini de sorgulaması, kendisiyle yüzleşmesi, çifte standartçı ikiyüzlülüğünden vazgeçmesi, cinselliğin doğal bir dürtü olduğunu kabul ederek baskıcı-yasakçı davranışını, tabularını yıkması gerekir! Elbette ki, bunun bugünden yarına gerçekleşmesi mümkün değil, bu bir sistem ve kültür sorunudur.
Tecavüz girişimi ve fiili tecavüz daha çok kadın-erkek ilişkisinin töre, dinsel fanatizm etkisiyle yadırgandığı, ayıplandığı, kınandığı hatta yasaklandığı kapalı toplumlarda görülür. Elbette ki her toplumda taciz, tecavüz gibi sapık davranışlar vardır ama kadın-erkek ilişkisinin kendi doğal mecrasında oluştuğu toplumlarda oranı daha düşüktür. Sigmund Freud'un tespit etmiş olduğu gibi, bastırılmış cinsel dürtüler, fırsat ve zaman kollanarak sapıkça bir davranış ile tezahür eder.
Çocuklara ve özellikle kadınlara yönelik şiddetin, tacizin, tecavüzün giderek arttığı, büyük bir toplumsal soruna dönüştüğü bir toplumun sosyolojik dokusu, kültürel kodları, genel zihniyeti, kadınlara algısı, bakış açısı değişmeden taciz ve tecavüzlerin ortadan kalkması hatta azalması mümkün olmadığı gibi, idam ise hiç çözüm değildir!
Bütün bunların değişmesi de bugünden yarına gerçekleşmesi mümkün olmayacağına göre, kuşakların ömrünü aşan bir süreci kapsayacaktır.
Bu bağlamda düşündüğümüz zaman müzminleşmiş bir yaraya neşter vurmadan, pansumanla yarayı sağaltmaya çalışmak, bir benzetme ile havanda su dövmektir.
Kadınların hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı, oyun çağındaki küçücük kız çocuklarının okula değil de kocaya gönderildiği, evlenen kadınların sosyal yaşamdan koparılarak eve hapsedilip kendisinin mahkûm, kocasının gardiyan olduğu, evlilik cüzdanının adeta erkeğin tapu belgesi olarak algılandığı, dinci-yobaz taifesinin, şarlatanların topluma "bir erkeğin annesinin diz kapağından tahrik olabileceği; bir babanın, öz kızına şehvet Duyabileceği”nin empoze edildiği, "kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin " anlayışının genel çoğunluk tarafından kabul gördüğü, okullarda karma eğitim yerine, kız ve erkek çocuklarının ayrı sınıflarda okutulmasının gittikçe yaygınlaştığı, kızların ve erkeklerin aynı merdiveni kullanmasının beis görüldüğü, kadın ve erkeklerin yan yana dahi durmasına tahammül edilmeyerek "ateşle barut yan yana durmaz" sözünün söylendiği, tecavüzcü sapık erkeği değil de, tecavüze uğramış olan masum, suçsuz ve yaralı kadın için ahlaksızca, vicdansızca,"dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek sulanmaz" denilebildiği, tecavüz mağdurlarının tecavüzcüleri ile evlendirildiği ya da tecavüz mağduru kadınların töre, namus adına öldürüldüğü bir toplumsal kültür ikliminde tacizlerin, tecavüzlerin önlenmesi ve azalması eşyanın tabiatına aykırıdır! İşte bu toplumsal kültür tacizleri, tecavüzleri besliyor hatta özendiriliyor, sapıkları yüreklendiriyor. Kültürün ve zihniyetin özendirdiği bir şeyde idam caydırıcı olamaz.
İster doğa olaylarında isterse toplumsal olaylarda olsun her olayın bir oluşum koşulu ve neden-sonuç ilişkisi vardır. Esas sorgulanması gereken de sonuçtan çok neden olmalıdır. Neden bilinirse zaten sonuç anlaşılır. Tecavüz ortaya çıkan bir sonuçtur ve onun oluşumunu sağlayan nedenler hem kişiden hem de toplumdan kaynaklıdır ama daha çokta toplum belirleyicidir!!!
Bazı insanlar da iyi niyetli bir düşünce ile "ben idama karşıyım ama sadece tecavüzcüler idam edilsin" diyor. Bir insan ilkesel olarak ya idamı savunur ya da idama karşıdır. Yok, sa, şu idam edilsin, bu idam edilmesin söylemi ve anlayışı ilkesel olmadığı gibi, göreceli bir düşünce olup, bir suçlu kategorisine uygulanacak olan idamın, zaman içinde genişleyerek yaygınlık kazanması olasıdır. Başta bunun an siyasi iktidar da kendi ideolojik tutumuna bağlı olarak kimlerin idam edilmesini, kimlerin idam edilmemesini belirleme fırsatı kazanır.
Çünkü Meclis'te çoğunluğu ve ağırlığı vardır. Hiçte öyle olmadığı halde,"milletimiz şunların da idamını istiyor, bunlarında idamını istiyor" diyerek idamı genel bir uygulamaya dönüştürebileceği için kategorileştirmek böyle bir sonuç oluşturabilir.
Sakın haaa, katilleri ve bilim um sapıkları idam etmeyin. Onları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırın ki, hak ettikleri uzun süreli, ömür boyu acı çeksin, adalet yerini bulsun.
Çocukların, kadınların bedenlerine dokunulmadığı, şiddetin, cinayetin, tacizin, tecavüzün yaşanmadığı bir toplum özlemi ile...
Umutta kalın, dirençli olun.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

