YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRABİLİR Mİ?
Sene 1995 ya da 96 yer İstanbul Caferağa kapalı spor salonu. Sosyalist bir sınıf partisinin kuruluş yılı şenlikleri. Salon tıka basa dolu coşku had safhada.
Sanatçılar birer birer sahne alıyor. Kimler yok ki, Selda Bağcan, Edip Akbayram ve daha nice yolundan ve mücadelesinden ödün vermemiş birçok devrimci sanatçı. Derken bir isim anons ediliyor, sazının tam ortasını sol eliyle kavramış sazını havaya kaldırarak ve koşarak giriyor salona, birçoğumuz ilk defa görüyoruz, birçoğumuz kısmen ismini duymuşuz. Ağzının içerisine giren seyrek bıyıkları ile sahnenin ortasına geliyor ve büyük bir saygıyla eğilerek salondakileri selamlıyor. Yeni yetme kendisini belki anasının sanatçı kimliğinden dolayı, ya da Alevi kimliğinden dolayı sol geleneğin bir parçası olarak gören bir genç sanatçı adayı.
Yavuz Bingöl.
Ben ilk Cafer ağa spor salonunda gördüğüm bu genç sanatçı adayını daha sonra nerede bir demokratik hak arayışı mücadelesi veren toplulukların ne kadar etkinliği varsa hemen hepsinde görmeye başladım. Yani sol, sosyalist, demokrat, ilerici, devrimci, Alevi, Kürt sistem karşıtı ne kadar toplum varsa bütün etkinliklerinde bu gence yer verdiler, kendisini adam sandılar, sanatçı olmasına katkı sundular, deyim yerindeyse ev sahipliği yaptılar. Kendisi de öyle görünmeye özen gösterdi hep.
Ta ki TRT bu şahsın kadife sesini keşfedip te televizyon ekranlarına çıkarana kadar. İşte o günden sonra ilk o ağzına inen bıyıklarını kesti, sonra küpe taktı. O ekran senin bu ekran benim diyerek tam bir ekran soytarısı olup çıktı. Ama adamın içerisinde öyle bir hırs varmış ki hızını alamadı dizilerde filmlerde roller almaya hatta başroller oynamaya başladı.Bir sanatçının her alanda yeteneğini sergilemesin de ne var diyebilirsiniz.
Meselenin özü şu, işte bu şahsiyetsiz şahıs, bir taraftan filmlerden rol yaparken bir taraftan da gerçek yaşamında rolünü kendince oynamaya devam etti. Gerçek yaşamdaki rolünü filmlerdekinden daha güzel oynadı ve kendisini bir yerlere çok iyi pazarlayabildi. Benim meselem o şahsın yaptığı işler ya da ne b.k yediği değil. Benim meselem girdiği yoldan, kendisini adam edenlere yani kendisine ev sahipliği yapanlara dil uzatmasınadır.“Yavuz” hırsız misali ev sahiplerini bastırmaya çalışmasını içime sindirememdir benim meselem.
Biz biliyoruz ki, bu memlekette kendisini sanatçı sanan birçok isim zamanla iktidar yalakalığına soyunmuş, konutlarda, saraylarda hükmedenlerle aynı sofraya oturabilmek için onurlarını, şereflerini, sanat adına akıttıkları alın terlerini bir çırpıda ayaklar altına almış saray soytarılığına soyunmuşlardır. Bu durum benim ve sanıyorum ki hiç kimsenin de hiç umurunda olmamıştır.
Ama itin biri çıkıp ta kendisine ev sahipliği yapanlara, özgürlük ve emek mücadelesinde canını
Berkin Elvan daha yaşında Haziran direnişinde başına gelen kalleş bir gaz kapsülü ile 9 ay yaşam mücadelesi verdikten sonra aramızda ayrılmıştır. Berkin kendisinden önce gidenler gibi bizlerin gönüllerimizdeki yerini almış, bundan sonraki mücadelemiziz en genç bayrağı olmuştur.
Berkin Elvan’ın annesini seçim meydanlarında yuhalatan erkin tepesindeki şahsın bu tutumunu haklı çıkarma, meşrulaştırma gafletine düşen bir şahsiyetsizin bu tutumunu ben şahsen içime sindiremiyorum.
Saray sofralarında beş dakikalık saltanat için, ya da Başbakanla, Cumhurbaşkanı ile aynı fotoğraf karesinde görünebilmek için onurunu satanları içime sindirebilmem mümkün değildir.
Bu onursuz şahsiyet doğduğunda Alevi kimliğini ve onurunu taşıyamayacağını babası da hissetmiş olmalı ki ona Alevi katliamı yapan Yavuz Sultan’ın adını koymuş.
Bu “yavuz ”it kendisine ev sahipliği yapanlara dil uzatmakla belki iktidar erkleri yanında kendisine daha fazla yer bulabilir.
Ama bu “yavuz” hırsız şunu da iyi bilmelidir ki, artık bu tür onursuz çıkışlarla ev sahiplerini bastıramayacaklar. Çünkü ev sahipleri artık dostunu düşmanını iyi tanımaya başlamıştır. Bundan sonra senin gibi onursuzların ne CD’lerini alacaklar, ne filmlerini ne de dizilerini izlemeyeceklerdir. Unutma ki ev sahipleri artık senin gibi “yavuz” hırsızlara evlerini sıkı sıkıya kapatacaklardır ve senin gibiler hep dışarıda kalmaya mahkûm olacaksınız.
Bir taraftan 14’ünde onuruyla canını veren Berkin Elvan.
Bir taraftan onursuzluğuyla Berkin’e ve Annesine dil uzatan “yavuz” it.
Bu halk artık bunlar arasındaki ayrımı iyiden iyiye yapmaktadır.
Daha şimdiden “yavuz”itin isminin verildiği sokağın ismi o ismi hak eden gerçek sahibine verildi yani Berkin Elvan’a.
Berkin ismi yıllar geçtikçe bayraklaşacaktır, ama “yavuz” itin ismi daha şimdiden onurlu insanların lügatinde silinmiştir.
“yavuz” iti doğurduğuna bin pişman olduğuna inandığım anası halk ozanı Şahsenem Bacı’nın önünde saygı ile eğiliyorum.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.



.jpg)

