“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “SPOR“ Yeni Malatya spor’u bu hale düşürenlerden hesap sorulsun “ÖRNEK REKLAM · 970×90
BIST14.501
DOLAR48,08
EURO56,09
ALTIN7.165
BITCOIN3.784.650
30° MALATYA
reklam
K
Konuk Yazar
06 Nisan 2018 · 1,1B okunma

ZULME BOYUN EĞENLER VE DİRENENLER!

 

 

    Günlük sohbetlerimlzde, dost meclislerinde yalnız kendi kişisel durumlarımız, sorunlarımız hakkında değil, toplumsal - siyasal olaylar ve sorunlar; ülkemizin, dünyanın gidişatı hakkında da düşüncelerimizi ortaya koyar, fikir teatisinde bulunuruz.

     Çoğu zaman da kendimizi bunun dışında tutarak, insanların toplumsal sorunlar karşısında ilgisiz - duyarsız olduğunu, yapılan haksızlıklar, baskı-zulüm karşısında suskun kaldığını belirterek, eleştiririz. Elbette ki bizler, haksızlıklar ve zulüm karşısında kendi koşullarımız, gücümüz, etkimiz oranında karşı çıkıyor, bunu bir düşünce ya da eylem ile ortaya koyabiliyorsak vicdani sorumluluk ile iç dünyamızda huzur buluyoruz ama büyük çoğunluğun suskunluk içinde "Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın" anlayışı ile hareket etmesinden de o derece rahatsız oluyoruz.

Toplum olarak ayrıştırıldığımız, kutuplaştırıldığımız için de bırakalım acıları ortaklaştırmayı, acılarımızı yarıştırır hale dönüştük demiyorum, dönüştürüldük!

Acının etnisitesi, milliyeti, dini, mezhebi, ideolojisi olmaz. Acı, acıdır ve gözyaşının rengi de yoktur!

     Aslında ülkemizde hiçbir zaman, hiçbir dönem tam anlamıyla ilkeleri, kuralları, değerleri ile demokrasi uygulanmadığı için, her siyasi iktidar kendi muhaliflerine ve belli milliyet, inanç, siyasi görüş mensuplarına karşı, daha çokta Kürtlere, Alevilere, devrimcilere, sosyalistlere, komünistlere karşı etnik, milliyet, mezhep ve ideolojik temelde haksızlıklar, baskı-zulüm yapmıştır.

     Bu kesimler zaman zaman katliamlara da uğramıştır.

Zaten antidemokratik faşist yönetimler, doğası gereği haksızlık ve baskı-zulüm üretir.

       AKP hükümetleri döneminde ve özellikle de OHAL koşullarında haksızlıklar, baskı-zulüm tavan yaptı. Bir yandan özellikle yoksul - emekçi halk üzerinde ekonomik baskılar, bir yandan da bütün muhaliflere yönelik olarak hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, baskı-zulüm ile karşı karşıyayız.

     "Zulüm, güçlü bir kimsenin yasaya ve vicdana aykırı olarak yaptığı kötü, acımasız, kıyıcı davranıştır..."

Adalete uymayan hareket, haksızlık, hak edene hakkını vermemek, eziyet, cefa ve işkencedir zulüm.

      Devlet ve toplum yönetiminde siyasi erk olan hükümetler de bütün bir halka ya da muhalif olarak gördükleri kesimlere karşı zulüm yapabilirler. Bazen bir etnik gruba, bazen bir inanç grubuna, bazende bir milliyete, ideolojik gruba karşı sistematik olarak zulüm uygulayabilirler.

   Yöneten-yönetilen, ezen-ezilen, sömüren - sömürülen ilişkilerinin egemen olduğu bütün sınıflı toplumlarda zulüm, devlet aygıtı aracılığıyla uygulanır.

      Anadolu'da zalimler için kullanılan bir söz vardır: "Zulmün artsın ki, tez zeval bulasın" diye....Yani zalimliğin, kötülüğün, uyguladığın baskı, keyfiliğin artsın ki, sonun çabuk gelsin, belanı çabuk bulasın anlamında kullanılmaktadır.

 

Şimdi Sana sesleniyorum!

 

Sen kim misin?

    Sen, haksızlığa karşı çıkmayan zavallı bir insansın. Elbette  sen yalnız değilsin ve maalesef milyonlarcasınız...!

      Siyasi iktidar taraftarı olabilirsin, aynı ideoloji ve dünya görüşüne, onlarla aynı yaşam tarzına da sahip olabilirsin ki, bu gayet doğal bir durumdur. Ama doğal ve insanî olmayan durumlarda var. Yapılan haksızlıklar, baskı ve zulüm gibi... Işte senin kişiliğin, karekterin bunlara karşı çıkıp-çıkmama ile belli olacaktır!

     Gelelim doğal ve insanî olmayan duruma...

Siyasi iktidar bir toplumsal kesime ya da hiç fark etmez bir kişiye dahi olsa bir haksızlık yapıyorsa ki, yapıyor... İktidarın devlet gücünü kullanarak haksızlık yapması da aynı zamanda bir zulümdür.

 

   Sen, bu haksızlık ve zulmü görmüyorsan(!) körsün...

 

   Sen, bu haksızlık ve zulmü duymuyorsan(!)

Sağırsın...

 

      Sen, bu haksızlık ve zulmü kınamıyor, dile getirmiyorsan dilsizsin... Hani, Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandı.

    Sen, bu davranışın, uygulamanın bir haksızlık ve zulüm olduğunu dahi bilmiyorsan, aptalsın...Bu söylemim sana karşı bir hakaret değil, bir durum tespitidir.

    Sen, bu haksızlık ve zulmü sineye çekerek susuyorsan ahlâksızsın...

    Sen, bu haksızlık ve zulmü destekliyor-onaylıyorsan hem ahlaksız hem de vicdansızsın...

    Haksızlık ve zulme karşı çıkmak istiyor ama karşı çık(a)mı yorsan, bedel ödemeyi göze al(a)mı yorsan korkaksın...

    Haksızlık ve zulme karşı çıkarsam işimi, ekmeğimi kaybederim düşüncesi ile susuyorsan, bireysel çıkarını her şeyin üstünde tutan bir egoist ve çıkarcısın.

    Haksızlık ve zulme bütün bu özelliklerin nedeniyle dur deme onuruna sahip değilsen, otorite karşısında boyun eğen itaatkârsın. Boyun eğerek, diz çökerek yaşayan biat kar bir kul ve kölesin.

    Bir insanın insan olabilmesinin en büyük göstergesinden biri de haksızlık yapan bırak siyasi iktidarı, babası dahi olsa karşı çıkmaktır. Bu saygısızlık da değil, bilakis insani bir görev ve sorumluluktur.

    Haksızlıklara, zulme karşı çıkabilmek önce gerçeği görmeye ve "kral çıplak" diyebilmeye bağlıdır. İşte bu nedenle siyasi iktidar halkın gerçeği görmesini, bilmesini engellemek için, olayları manipüle etmede, algı yönetiminde bir araç olarak kullanmak için medyayı hem tekelleştirdi hem de kendisinin borazanına dönüştürmek suretiyle yandaşlaştırdı.

    Siyasi iktidarın yapmış olduğu haksızlıkları, zulmü görebilmek bir bilinç olayıdır.

Okuma, araştırma, sorgulama, itiraz etme gibi zihinsel tutumu olmayan, iletişim ve haber kaynakları kısıtlı insanların ve hele hele dogmatik düşünüşe saplanmış, devleti kutsallaştırmış, makam-mevki sahibi insanların, hükümet yetkililerinin her dediğini dinsel bir ayet gibi kabul eden,

 İnanan, kendi haklarının dahi neler olduğunu bilmeyen, var olan haklarının(!) sanki kendisine bahşedilmiş haklar olduğu düşüncesinde olan insanların, başka insanların haklarının gasp edilmesini hak gaspı ve bir zulüm olduğunu algılayamaz.

 İşte bu insanların sayısı arttıkça ki, maalesef her geçen gün artıyor ve toplum karanlığa yuvarlanarak itaatkâr, biat kar kul ve köleler tebaasına dönüşüyor.

 

    En soylu ve onurlu davranış nedir?

 

     Haksızlık yapan, zulmeden zalimin karşısında; mazlumun, mağdurun yanında olmaktır.

Zaten, erdemli ve onurlu insan olmak da bu değil midir?!

     Haksızlığa uğrayan ve zulüm gören her insan belli oranda acı çeker.

 Bir insanın acılarını acısı olarak bilen, onunla empati kuran, onun acılarını etnisite, milliyet, din, mezhep, ideoloji gibi hiçbir aidiyet bilinci-duygusu ile  ayrım yapmadan, sadece insan yüreği ile koşulsuz paylaşan insan, soylu insandır,

    Büyük Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy der ki : "Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkalarının acısını da duyabiliyorsan insansın"

    İnsanları belli özellikleri ve ortak noktaları çerçevesinde kategorilere ayırmak pekâlâ mümkündür! İçinde bulunduğumuz ve yaşadığımız koşullar açısından iki tür insan vardır diyebiliriz.

     Haksızlıklara, zulme boyun eğenler ve direnenler!

Aydınlık yarınları da direnenlerin inşaa edeceği, tartışma götürmez bir realitedir!

     Yazımı, Adnan Yücel'i saygıyla anarak  "Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek" adlı şiirinden bir bölüm ile noktalıyorum.

 

"Saraylar saltanatlar çöker

Kan susar bir gün

Zulüm biter.

Menekşelerde açılır üstümüzde

Leylaklarda güler.

Bugünlerden geriye,

Bir yarına gidenler kalır

Bir de yarınlar için direnenler..."

 

     Umutta kalın, dirençli olun. 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
BAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUGÜNDEMBAŞKAN GEÇİT GELECEĞİN BİLİM ADAMLARI İLE BULUŞTUÖRNEK REKLAM · 970×90

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.