HAFIFTEN ISITILMAYA BAŞLANAN SEÇIM SÜRECINE GIRERKEN KÜRT SEÇMENLER ÇÖZÜM SÜRECINDE NASIL BIR TUTUM ALMALI
Erken bir yazı olmakla birlikte, en geç bir, bir buçuk yıl içinde nasılsa yapılacak bir seçimde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Asıl mesele, Kürtlerin barış talebini, demokratik haklarını ve siyasal ağırlığını koruyarak çözüm sürecinde nasıl bir tutum geliştirebileceği.
Bu açıdan bakıldığında Kürt seçmenin önünde iki önemli görev bulunuyor:
Hangi siyasi parti iktidarda olursa olsun, barış sürecinin seçim hesaplarına kurban edilmesini önlemek.
Barışın yalnızca silahların susması değil, eşit yurttaşlık, demokratik haklar, hukuk güvencesi ve toplumsal uzlaşma temelinde kalıcı hâle gelmesini istemektir.
Barış‘ı gerçekten arzu edenlerin kaygısı da tam burada önem kazanıyor: İktidarın süreci seçim hesabıyla yürüttüğü varsayımıile , muhalefetin ise sürec karşıtlığı veya yeterince destek vermeyerek süreci sekteye uğratma ihtimali Kürt seçmeni olabildiğince kaygılandırmaktadır
Böylece oluşan siyasal güvensizlik ortamı sürecin toplumsal Meşrutiyetini ve inandırıcılılığını ciddi bir biçimde sorgular hale getirir.
İktidar ve muhalefetin tutumunu değerlendirirken
İktidar için: Barış mı, güvenlik ve seçim siyaseti mi?
İktidarın süreci “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırması, önceliğin silahlı çatışmanın sona ermesi ve örgütsel tasfiye olduğunu gösteren bir siyasal çerçeve olarak sunması hedef, toplumun güvenlik ihtiyacı bakımından anlaşılabilir.
AncakKürtler açısından şu soruların açıkça yanıtlanması gerekir:
Kürt kimliği, dili ve kültürel hakları konusunda hangi somut yasal güvenceler getirilecek?
Yerel demokrasi, seçilmiş belediye başkanları ve siyasal temsil konusunda nasıl bir düzenleme yapılacak?
Çatışmanın sona ermesinden sonra hak ihlallerinin tekrarlanmayacağı nasıl güvence altına alınacak?
Sürecin seçim sonrasında da devam edeceğini gösteren kurumsal ve hukuki güvenceler var mı?
Barışın gerçek ölçütü, yalnızca silahların susması değil, silahların susmasından sonra yurttaşların haklarının güvenceye alınmasıdır.
Muhalefet açısından: İktidara karşı çıkmak ile barışa karşı çıkmak aynı şey olmamalı .
Ancak Muhalefetin sağcı milliyetçi, ulusalcı kanadı iktidarın hazırladığı bir yasayı sadece Kürt karşıtlığı üzerinden eleştirmesi kendilerine yakın hedef toplum açısından meşru görülebilir, ancak kalıcı barış taraftarı toplum açısından ise son derece itici ve endişe vericidir.
Özellikle yasa kapalı biçimde hazırlanmışsa, denetim ve şeffaflık sorunları varsa itiraz edilmesi demokratik siyasetin gereğidir.
Fakat “iktidarın yasasına karşı çıkıyorum” demek ile “barış için gerekli hukuki düzenlemeye karşıyım” demek birbirinden ayrılmalıdır. Muhalefet, yasaya itiraz ederken kendi alternatifini ortaya koymaz ve barışın gerekliliğini açıkça savunmazsa, Kürt seçmen açısından şu izlenim doğabilir:
İktidar barışı kendi siyasi projesine bağlarken muhalefet de barışın kendisini iktidara karşı mücadelenin bir parçası hâline getiriyor.
Bu, Kürt seçmenin muhalefete duyduğu güveni zedeleyecektir.
Nitekim çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde, CHP'nin geçmişteki çekingenliği ve bazı muhalefet partilerinin milliyetçi tutumları nedeniyle Kürt seçmenlerin kuşku duyduğu da tartışılmıştır.
2. Kürt seçmen yaklaşan seçimde ne yapmalı?
Bence en doğru yaklaşım, herhangi bir partiye koşulsuz bağlanmak veya bütün partileri aynı görmek yerine; barış ve demokrasi taleplerini seçim siyasetinin merkezine yerleştiren bağımsız bir seçmen tutumu geliştirmek olmalıdır.
Kürt seçmen Oy desteğini koşullara bağlayarak
iktidara veya muhalefete şu mesajı verebilir:
“Bizim oyumuz, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü, eşit yurttaşlığı, hukukun üstünlüğünü ve ekonomik adaleti savunan siyasal programa verilecektir. Hiçbir parti, oyumuzu kendisinin doğal hakkı olarak göremez.”
Bunun anlamı şudur:
İktidar barış sürecini yürütüyorsa, somut demokratik güvenceler talep edilmeli.
Muhalefet iktidarın yanlışlarını eleştiriyorsa, kendi barış ve çözüm programını açıklaması istenmeli.
Her iki tarafın da Kürt seçmeni yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamasına karşı çıkılmalı.
Seçimden önce somut bir demokratik program istemek
Kürt seçmenin yalnızca parti liderlerinin açıklamalarına değil, yazılı taahhütlere bakması daha sağlıklı olur.
Bunlar herhangi bir partiye özel talepler değil; demokratik bir barışın temel ölçütleri olarak bütün siyasi aktörlere yöneltilebilecek taleplerdir.
3. Kürt seçmen muhalefetten uzaklaşmalı mı?
Bütün muhalefetten uzaklaşmak da, muhalefete koşulsuz bağlanmak da doğru bir strateji olmayabilir.
Kürt seçmenin demokratik muhalefet içindeki ağırlığı, yalnızca bir partiye oy vermesinden değil, taleplerini diğer partilere de kabul ettirebilmesinden kaynaklanır.
Örneğin:
Bir parti barış sürecini destekliyor ama ekonomik politikaları yoksulluğu artırıyorsa, bu eleştirilmeli.
Bir parti iktidara karşı demokratik mücadele yürütüyor ama Kürt sorunu konusunda belirsiz kalıyorsa, açık tutum istenmeli.
Bir parti Kürt seçmenin desteğini istiyor fakat seçilmiş temsilciler ve temel haklar konusunda güvence vermiyorsa, bu durum sorgulanmalı.
Kürt seçmenin siyasal gücü, “Bize oy vermezseniz şu parti kazanır” korkusuna indirgenmemelidir. Seçmen, demokratik haklarını koruyacak biçimde hem iktidarı hem muhalefeti etkileyebilir.
4. Kalıcı barış için nasıl bir toplumsal siyaset gerekli?
Kalıcı barış, yalnızca Ankara'daki siyasi aktörlerin anlaşmasına bırakılamaz. Kürtler, Türkler, farklı kimlikler, sendikalar, kadın örgütleri, sivil toplum ve yerel topluluklar sürecin toplumsal tarafı olmalıdır.
Özellikle şu üç ilke önemlidir:
Eşit yurttaşlık
Hiçbir yurttaşın kimliği, dili veya siyasi düşüncesi nedeniyle ikinci sınıf görülmediği bir hukuk düzeni.
Karşılıklı güvenceler
Barış sürecine katılan tarafların haklarının, yükümlülüklerinin ve sürecin denetiminin açıkça belirlenmesi.
Toplumsal katılım
Sürecin yalnızca iktidar, muhalefet ve silahlı aktörler arasında değil, toplumun geniş kesimlerinin katılımıyla yürütülmesi.
Sonuç: Kürt seçmenin temel stratejisi
Benim değerlendirmeme göre Kürt seçmen için en güçlü siyasal tutum şu olabilir:
Barıştan vazgeçmeden, hiçbir siyasi partiye koşulsuz destek vermemek.
İktidara: “Barış istiyorsanız bunu demokratik haklar ve hukuki güvencelerle somutlaştırın.”
Muhalefete: “İktidara karşı çıkmanız, barışa karşı çıkmanız anlamına gelmemeli. Kendi demokratik çözüm programınızı ortaya koyun.”
Kürt seçmene ise: “Oy gücünüzü bölünmüşlük, korku veya mecburiyet üzerinden değil; ortak demokratik talepler, şeffaf taahhütler ve hesap sorabilme gücü üzerinden kullanın.”
Yaklaşan seçimde hangi partiye oy verilmesi gerektiği sorusunun tek ve herkes için geçerli bir cevabı yoktur. Ancak barış, demokratik haklar, hukuk ve ekonomik adalet bakımından en somut güvenceyi sunan aday ve partiye destek vermek; diğerlerinden de aynı ölçütleri istemek daha tutarlı bir demokratik seçmen stratejisi olur kanaatindeyim.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
