reklam reklam
DOLAR49,65
EURO55,60
BITCOIN3.991.183
18° MALATYA
Veli Beysülen
Veli Beysülen
26 Ekim 2026 · 11 okunma

Demokrasi Öldü, Hukuk Komada!

Sonra, HDP’nin seçilmiş belediye başkanları ile belediye meclis üyelerinin görevden alınmaları ve yerlerine kayyım atamalarıyla devam etti. 1 Ekim 2024 tarihinde iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin işareti ile çözüm sürecinin başlamasıyla birlikte iktidar, okları 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde birinci parti olan CHP’ye çevirdi. 30 Ekim 2024 tarihinde sabaha karşı, CHP’li İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınmasıyla CHP’li belediye başkanlarına yönelik 2 yıldır aralıksız devam eden operasyonlara start verilmiş oldu.


Artık bu ülkede her gün yurttaşlar kahvaltılarını operasyon, gözaltı ve tutuklama haberleri eşliğinde yaparak günün koşturmacasına başlıyorlar. Bu nedenle toplum gergin ve mutsuz. Herkes kafasında ne olacak bu işin sonu sorusuyla evden çıkıyor ve akşama kadar bu psikoloji ile günlük işini yapmaya çalışıyor. Maalesef bu durumun en net sonucu, toplumun mutsuz bireyler topluluğuna dönüşmüş olması. Bu mutsuzluğu evde, sokakta, işyerinde, toplu taşıma araçlarında, alışveriş için gidilen marketlerde, hastanede, okulda kısacası hayatın her alanında görmek mümkün. Elbette bu mutsuzluğun tek nedeni, her sabah evlere servis edilen hukuksuzluklar değil. Zira ülke insanının yaşadığı ekonomik ve sosyal birçok sorunun eklenmesiyle mutsuzluk katlanıyor. Söz gelimi; iktidarın uyguladığı paradan para kazanma politikası ve bu politikanın sonucu olan yoksuzluklar, yoksul halktan toplanan kaynağın bu yolsuzlukların üstünü kapatmak için kullanılması, sermayeye kaynak aktarılmasının yol açtığı derin yoksulluk ve 103 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en adaletsiz gelir paylaşımının yaşanıyor olması, en önemlisi de hukuksuzluğun ülkenin rutini haline gelmesi, hepsi bir arada bu ülke insanının gelecek kaygısı yaşayan bireyler topluluğuna dönüşmesinin nedenleridir.


Evet, hukuksuzluk ya da çifte standartlı hukuk ülkeyi adeta cendereye aldı. Bir yandan suç işleme serbestliği ile yargılanmaktan muaf olan iktidar mensupları, diğer yandan uydurma delillere ve gizli tanıkların gerçek olmayan ifadelerine dayandırılan fiili cezalandırmalar. Ülkenin rutini haline geldi. Basının büyük kısmı yandaşlıkta sınır tanımadan, muhalifleri karalarken, gerçekleri topluma ulaştırmaya çalışan az sayıdaki muhalif basın, lisans iptali, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) eliyle verilen yüksek meblağlı cezalar, operasyon ve kayyım atama gibi uygulamalarla susturuluyor.


Zaman zaman yazılarımda, demokrasinin sandıkla sınırlı olmadığını, sandığı destekleyen ve demokrasinin gerçek bir demokrasi olmasının olmazsa olmazları olan birçok hak ve özgürlüğün bulunduğunu yazarım.


Peki, nedir bir demokrasiyi gerçek demokrasi yapan bu temel hak ve özgürlükler? Bunlar, başta yaşama hakkı, çalışma, barınma, kendisi ve ailesinin yaşamına yetecek gelire sahip olma, barınma gibi insanın insan olmaktan kaynaklı sahip olduğu temel insan hakları, azınlığın çoğunluk olma hakkını kullanmakta sahip olduğu düşünce, düşünceyi yazılı ve sözlü yayma hakkı, eleştirme, sorgulama ve hesap sorma hakları, toplumun emekçi katmanlarının haklarını koruyup geliştirmek için sahip oldukları örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı, halkın haber alma hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarıdır. Dolayısıyla tüm bu haklar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Anayasa'ya uygun kabul edilmiş uluslararası sözleşmelerle teminat altına alınmıştır. Anayasa ülkeyi yönetenlerin sıkı sıkıya uymaları gereken ve yurttaşların uymalarını da sağlamakla yükümlü olduğu temel yasadır.


Anayasa, bir devletin yönetim biçimini, temel organlarını (yasama, yürütme, yargı) ve vatandaşların sahip olduğu temel hak ve özgürlükleri belirleyen en üst (üstün) hukuk metnidir. Tüm kanunlar, yönetmelikler ve hukuk kuralları, en üst hukuk metnine yani anayasaya uygun olmak zorundadır. Anayasa, Kuvvetler Ayrılığı ilkesine uygun yasama, yürütme ve yargının yetkilerinin kullanılmasına dair kuralları belirler. Temel hak ve özgürlükle, yani vatandaşların sahip oldukları temel haklar olan kişi dokunulmazlığını, ifade özgürlüğünü, örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını teminat altına alır ve bunların kullanımına ilişkin esasları anahatlarıyla belirler.


Evet, buraya kadar yazdıklarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaşmayı hedeflediği burjuva demokrasisinde asgari düzeyde olması gereken kurallardır. Ancak daha önce de birçok defa yazdım. Türkiye, 29 Ekim 2026 tarihinde yani 14 gün sonra 103. yılı kutlanacak Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, gerçek bir burjuva demokrasisinin bile tüm kurum ve kurallarıyla oturduğu bir ülke olamadı. Zira devletin derinliklerinde, faklı etnik kimlik, din ve mezhepler ile kapitalist sistemin alternatifi işçi sınıfı iktidarını savunan sosyalist düşünce hep tehdit olarak görüldü. Maalesef tüm bu farklılıklar, zaman zaman zor ve şiddet kullanılarak baskı altına alındı. Ne yazık ki devletin bu temel politikası, günün iktidarının kendi karşıtlarını baskı altına alma ihtiyacı ile birleşince anti demokratik uygulamalarla demokrasi hep lafta kaldı. nitekim bugün yaşadıklarımız da bu buluşmanın sonucudur.


Yukarıda 87 milyon yurttaşın ülkenin rutini haline getirilmiş operasyonlarla güne başladıklarını belirtmiştim. Bu yazıyı yazmaya oturacağım saatlerde, daha önce TELE 1 televizyon kanalına yapıldığı gibi, birçok eksiği olmakla birlikte iktidarın hukuksuzluklarını kamuoyuna aktarmaya çalışan Halk TV’ye operasyon yapıldığı kayyım atandığı haberi canlı yayınlarla kamuoyuna duyuruldu. Yani iktidar, halkın haber alma hakkına bir kez daha darbe yapıyordu. Maalesef anayasanın 28. maddesinin yok sayıldığı basına yönelik bu operasyon ilk olmadığı gibi sonda olmayacak.


Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti devleti, hiçbir dönemde tam demokratik bir devlet olamadı. Bu nedenle ülkede hukuksuzluklar hep vardı. Ancak kabul etmek gerekir ki, hiçbir dönemde bu dönemde olduğu kadar hukuksuzluk yaşanmamıştı. Ne yazık ki, “Milletin ve mili iradenin önünde diz çökeceksiniz. Ya normalleşecek ya da daha da yalnızlaşacak, marjinalleşeceksiniz. Başka yolu yok.” diyerek, kendisine muhalefet edenleri milli iradeye saygı göstermeye çağıran ve göstermezlerse diz çökeceksiniz diye tehdit eden iktidarın kendisi sığındığı milli iradeyi tanımıyor. Nitekim, 2014-2019, 2019-2024 yerel seçim dönemleri içinde HDP’li belediyelere yönelik operasyon ve kayyım atamaları ile yok saydığı iradeyi yok saymaya CHP’li ve ondan ayrılanların kurduğu Yeni Partili (YP) belediyelere yaptığı operasyonlarla devam ediyor. Üstelik seçilmiş kamu görevlisi olan ve çağırdığında ifadeye gidecek belediye başkanlarını, sabahın köründen evleri ile makamlarını basarak gözaltına alıyor, tutukluyor, görevden uzaklaştırıyor, yerlerine belediye meclislerinde vekil seçtiriyor. Bu şekilde AKP-MHP blokunun meclis çoğunluğu olan bazı belediyeleri ele geçirdi. Üsküdar örneğinde yaptığı gibi, yapılan vekil seçimini yargıya iptal ettiriyor, ikinci seçim öncesi, muhalefete mensup belediye meclis üyelerini gözaltına aldırıyor veya tehditlerle kendi adayına oy vermelerini sağlıyor. Kısacası iktidar, seçimlerde kazanamadığı belediyelere hukuk darbesi ile el koyuyor.


Tüm bu operasyon ve el koymanın yanı sıra, son örneği İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay olan birçok belediye başkanı ise AKP’ye geçti. İlginç olan ise yolsuzluk yapmakla suçlanan ve “Ya bize gelirsin ya da cezaevine gidersin” tehditleri ile iktidar partisine geçen, iktidarın kendi deyimiyle, suç işlemiş kirli belediye başkanının AKP’ye geçmesiyle birlikte suçlarından aklanmış olmasıdır. Bu konuyu daha sonraki yazılarımda genişçe değerlendireceğim. Zira bazı belediye başkanları, tüm baskı ve tehditlere rağmen, parti değiştireceğime gider yatarım diyerek kendisine oy verenlerin emanetine sahip çıkarken, seçmenin emanetine sahip çıkmayarak parti değiştirenlerin kendilerini yolsuzluk, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarıyla tehdit eden iktidar partisine geçerek aklanmaları, demokrasi ve hukuk açısından handikaptır.


Yaşadıklarımız bize şunu gösterdi, diğer tüm anayasal ve yasal hakların kullanımını engelleyerek demokrasiyi sandığa indirgeyen iktidar, sandığın sonucunu da kendisinin seçilmiş olması şartına bağladı. Kendisinin seçilmediği sonucu tanımıyor. Tanımadığı irade ile seçilmişlerden kendi partisine geçenleri, etkili iktidar deterjanı ile yıkayıp ak pak ederken, halkın emanetine sahip çıkanları içeri atıyor. İçeri atılanlar aylarca iddianame bekliyorlar. Yani suçları kanıtlanmadan fiili olarak cezalandırılıyorlar. Kısacası milli irade sadece iktidar seçilmişse iradedir. Tüm bu yapılanların tek sonucu, demokrasi tamamen öldü, hukuk ise komada!


            

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Veli Beysülen — diğer yazıları

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.