O GÜNLERDEN BU GÜNLERE
15-16 Haziran 1970 Direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. O günlerde işçiler, sendikal haklarını kısıtlamayı hedefleyen yasal düzenlemelere karşı yalnızca ekonomik çıkarlarını değil, örgütlenme özgürlüklerini ve sınıfsal varlıklarını da savunmak için harekete geçmişlerdi. Bu nedenle 15-16 Haziran sadece bir ücret mücadelesi değil, aynı zamanda demokratik ve sendikal hakların korunmasına yönelik kitlesel bir toplumsal itirazdı. Bu direnişe Türk-işe bağlı sendikaların destek vermesiyle birlikte daha sonra Türkiye’nin en önemli emek örgütlerinden biri olan DİSK etrafında şekillenen işçi hareketinin gücünü de ortaya koymuştur.
Bugünden bakıldığında ise oldukça farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Son yıllarda çalışma yaşamında esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaşması, taşeronlaşma, kayıt dışı çalışma, sendikalaşma oranlarının düşüklüğü ve işyerlerinin parçalanması işçi sınıfının ortak hareket etme kapasitesini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Birçok emekçi aynı ekonomik sorunları yaşasa da bunları ortak bir sınıfsal sorun olarak ifade edecek örgütsel mekanizmalardan yoksun kalmaktadır.
Derinleşen enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir dağılımındaki bozulma, ücretli çalışanların satın alma gücünü ciddi biçimde aşındırmıştır. Buna karşılık emek kesiminin pazarlık gücü zayıfladığında ücretlerin milli gelirden aldığı pay da gerilemektedir. Bu durum, emek gelirleri ile sermaye gelirleri arasındaki farkın büyümesine yol açmaktadır. Birçok iktisatçı, son yıllarda Türkiye’de gelir dağılımındaki bozulmanın önemli nedenlerinden birinin örgütlü emeğin zayıflaması olduğunu belirtmektedir.
Ancak bugünkü örgütsüzlüğü yalnızca işçilerin tercihleriyle açıklamak da yeterli değildir. Üretim yapısındaki değişim, küreselleşme, teknolojik dönüşüm, işgücünün parçalanması ve sendikal faaliyetler üzerindeki çeşitli baskılar da bu sürecin önemli unsurlarıdır. Bunun sonucu olarak işçiler çoğu zaman bireysel çözümlere yönelmekte, oysa yaşadıkları sorunlar kolektif nitelik taşımaktadır.
15-16 Haziran’ın günümüze bıraktığı en önemli derslerden biri, işçi sınıfının haklarını koruyabilmesinin büyük ölçüde örgütlenme kapasitesine bağlı olduğudur. Tarihsel olarak ücretler, çalışma süreleri, sosyal güvenlik ve sendikal haklar gibi birçok kazanım, bireysel çabalarla değil ortak mücadeleler sonucunda elde edilmiştir. Bu nedenle bugün yaşanan yoksullaşma ve gelir adaletsizliği tartışılırken, emekçilerin örgütlenme olanakları ve toplu pazarlık gücü de değerlendirilmesi gereken temel başlıklar arasında yer almaktadır.
15-16 Haziran, aradan geçen yıllara rağmen, işçi sınıfının örgütlü olduğunda ekonomik ve siyasal gelişmeler üzerinde etkili olabileceğini gösteren tarihsel bir örnek olarak önemini korumaktadır. Bugünün emek dünyasındaki temel tartışma ise, değişen üretim ilişkileri içinde bu örgütlü gücün nasıl yeniden inşa edilebileceği sorusunda düğümlenmektedir. Yeniden yaşansın ve yaşasın 15 16 Haziran ruhu.


















