ALTIN
 977,20
DOLAR
 16,4337
STERLİN
20,5919
EURO
 17,6044

 

 

           Tandık bir manzara. Bu ülkenin geleceğine ve insan gibi oturup sorunlarını konuşacağına dair umudum yok!

Evini kan tarlasının ortasına kuran birinin yürüdüğü yolda, ayak izleri hep kanlıdır!

               Girilen bir seçim süreci var, elinde söyleyeceği hiç bir gerçeği olmayan iktidarın, dünkü Mersin saldırısına dair kullandığı dil gerçekten ürkütücü!

               Şiddetle kınadığım bu saldırıyı HDP kurumsal olarak, Selahattin Demirbaş bireysel olarak içtenlikle kınamıştır!

              HDP ve Demirtaş, girilen seçim sürecinde bunun kime yarayacağını çok iyi bilirler, hepimizin bildiği gibi. Nitekim daha olayın travması ortadayken, HDP ve Demirtaş’a ağır göndermelerin olması bize, geçmiş Haziran ve Kasım seçimlerini anımsattı! O dönemdeki kanlı tablonun kaç ailenin ocağına ateş düşürdüğünü hepimiz biliriz de, nedense o dönemin Başbakanı’nın “ olaylar olunca, oylarımız arttı “ dediğini unuturuz!

              Yeniden kaostan alan devşirmek için bu tür eylemleri ağız malzemesi yapmak, görünen köyün kılavuz istemediğidir!

              Silahlı, kanlı eylemler amacı olmayan çıkışlardır ve özellikle günümüzün gerçeği iken, bundaki ısrarı ayrıca değerlendirmek lazım ve bu tür ısrarların kime nasıl yaradığını da iyi bilmek lazım ve seçim sürecine girilen bir yerde bundan daha manidar bir eylem olamazdı!

Dahası buradan CHP’ye de pay çıkarmaya çalışmak tam bir tükenmişliktir!

             Olay daha taze ve şiddetle önü, arkası araştırılmalıyken, siyasi rakiplere bu şekilde yönelmek her şeyin net özetidir ve belli ki bu seçim sürecinde umarım asla olmaz, olmasın bir kaos ortamı her zaman olduğu gibi bu ülkeden çok şeyler götürecek!

                Elinde hiç bir argümanın kalmadığı bir iktidar ve mensuplarının seçime böyle bir dille gideceklerinin işaretini almak gerçekten ürkütücü!

               Mersin saldırısı zamanlama ve elini, kolunu sallayarak gelen iki kişinin gerçekleştirdiği derin bir şüpheye benziyor!

                Kim yaptırdı, kimler yaptırdı, bundan kimin ne kadar çıkarı var ve kime yarayacağı dahil, her şey gün yüzüne çıkarılmalıdır!

Yeter artık; güne kansız ve insanın, insana tatlı bir dille “ günaydın “ demesini bekliyoruz!

Sokakları kan, dili yılan bir ülke manzarası artık hepimize gına getirdi!

Yaşamak istiyoruz; insan gibi, insanca...

************

ARICI DOSTLARIMIZA

 

           Uzun yıllardır sektörün içinde biri olarak ve birçok bilimsel çalışmayı takip eden, bizzat sahada uygulayan ve işin teorik ve pratik alanlarında emek sarf eden bir dostunuzum.

Şunu üzülerek ifade etmeliyim ki Türkiye arıcılığı hala orta çağ mantığı ile ilerlemektedir!

              Bir kere devletin bu konuda ne yeterli bilgiye sahip elemanları, ne de arıcıya doğru bilgiyi verecek kurumu vardır! Bunu piyasadaki denetim ilaç ve arı yemlerinden rahatlıkla anlayabiliriz!

              Bakanlık onaylı olmadan üretilen merdiven altı ilaç ve kekler ülke arıcılığını bitirme noktasına getirdi!

Bilinçsiz kullanılan zehir bazlı ilaçlar ballarda ağır kalıntılar bırakıyor!

Aynısı bilinçsizce kullanılan arı kekleri içinde geçerli.

                Bir kere arılarınızda yeterli bal ve polen stoğu varsa asla kek vermeyin. Zayıf ve stoğu az kolonilere ise bakanlık onaylı kekler verin!

            Glükoz ve benzeri tatlandırıcılardan uzak durun. Bunlar arının metabolizmasını bozduğu için arıcılıkta “ sönme “ denilen kayıplar yaşanmaktadır!

             Ülkede ana üretimlerinin yetersiz denetiminden dolayı, verimsiz ırklar ve artık tanımı konmayan ırklar verimi iyice dibe çekti.

Bakanlığın bal konusunda halkı bilinçlendirmediğini ve ne yazık ki ülkenin üniversite bitirmişi bile bu konuda bilinçsiz ve artık balı anlatmakta dilimizde tüy bitti!

Son olarak tüketiciye bir iki basit not:

1.Bütün hakiki ballar granüle, yani donar. Bu içindeki ben oranı ve polen miktarı ile alakalı. Nemin düşük olduğu yıllarda pek olmaz!

Ay çiçeği, pamuk, narenciye balları kısa sürede, kır balları biraz daha geç sürede donar!

Çam balı genelde donmaz, çiçek karışımı balla donabilir!

Donan ballarınızı o şekilde krema olarak tüketin ve besin değerini kaybetmez!

Işıl işleme tabi tutarsanız erir ve görüntüsü değişir ama içindeki değerli mineralleri kaybederse sadece tatlandırıcı olur!

Asıl soru; “ Güvenip de kimden alacağız”

Haklı bir soru ve diyorum ki hiç bir işleme tabi tutulmadan doğal ve ham olarak tanıdığınız arıcıdan alın...

Sağlıklı, bal dilli olun; saygıyla..

************

Güneş düşecek ve üstelik tüm renkleriyle; sarı, sıcak...

 

            Kusura bakmayın bugün kalemin çeneme vurduğu gündür ve üstelik günlerden mübarek cuma; her şey sevap niyetindedir!

Üç bin rakımlı ısısız bir dağ eteğinin, içindeki Tanrı’dan başka kimsenin olmadığı bir yerde doğmuşsanız, yaşama dipten başlamış ve bu güne gelmişsinizdir!

İçimde neler kalmadı ki?

              Mezradan köye inmişseniz, köyün dağdan inen alay konususunuz. Direniyorsunuz, çocukta olsanız ve yokluğun, yoksulluğun tüm tonlarının teninize işlediği yerde!

            Bilmediğiniz bir dili dayakla öğreniyorsunuz. Sonra ilkokulu bitirip o dilin diplomasını alıyorsunuz! Ortaokula şehre gidiyorsunuz; şehirli kızların tüm alaycı bakışları üzerinizde!

Karakaşlı, güzel çocuksunuz ama neye? Cicili, bicili elbiseleriniz yok ve herkesin derdi üstünüzdeki gömlek ve biz üç düğmeyi bir araya getirmemişiz!

             Mahallede Şazi’nin babası zengin ve üstelik doğma, büyüme şehirli, bisikleti var ve dedesinin adına olan caddede binerek hızla yokuş aşağı sürüyor, biz ardından koşuyoruz, tozu bile ayrı bir haz!

Şehire giden köylü çocuklarının bisiklete binmesi çakallıktan sayılıyor ve o çakallık hala içimde durur!

Erginliğe geldik ve yavaş, yavaş güzel kızların ilgisi... Yok, canım ya, bu konuda torunlara anlatacak hiç bir şeyim yok ve lisede elindeki gazeteyle yüzüme vurup “ sen de yürek yok “ diyen kız hariç!

Yürek vardı ama ben devrimciydim! Sanki devrimcinin tüm güzelliklere sırtını dönmesi gerekliymiş gibi..!

              Boş ver ya; hala buradayım ve bak ne güzel bir aradayız. Ne kadar çok güzel insanla yolum kesişti, hala da öyle; çıktığınız yolun güzelliğine inanırsanız, yolda en güzeline rastlarsınız. En güzel insana; düşmana inat, dosta ve hala yürüyorum; yol uzun ve ince. İnanıyorum ki artık şafak vakti ve olabildiğince açtım kucağımı, kaçarı yok; güneş düşecek ve üstelik tüm renkleriyle; sarı, sıcak...

************

Alo, Elazığ; lütfen bir kişilik en zır olanından bir yer..!

 

Nebatiyi dinledikten sonra aklımdaki son iki sıfırı da attım!

Şimdi en yakın tımarhaneye marş, marş!

Üstelik anadan üryan!

            Bizim insanımız delileri sever. Dahası onları ermişe yorarlar. Zaten uzun zamandır kendimden habersizim ve acayip işaretler alıyorum!

             Adam sıyırmış ve köşede çırılçıplak duruyormuş. Eşiyle oradan geçen kadın habire arkasına dönüp adama bakınca eşi “ utanmıyor musun, adam çıplak ve sen dönüp bakıyorsun “ diyerek cinleri tepesine atmış!

             Kadın gayet sakin “ bizim mahallenin deli hocası dedi ki, ‘ anadan üryan delilere bakmak sevaptır..”

Yahu siz şaka mısınız?

              Biri çıkmış hetero ekonomi, epistemoloji, nero ekonomik dalgalarla bizi ütülüyor, diğeri sufli gibi uzayla ve yeryüzüyle alakası olmayan nitelemeleri üzerimize atıp, müthiş entel kalaylamalar yapıyor; e, bize ne kaldı?

Gidip en yakın tımarhaneye kapağı atmak!

Alo, Elazığ; lütfen bir kişilik en zır olanından bir yer..!

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.