TOTALİTER, OTORİTER VE HİBRİT DEMOKRASİLİ SİYASİ REJİMLERDE BASININ SİYASİ İKTİDARLARIN PROPAGANDA AYGITINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN İZLENEN YOLLAR ÜZERINE KISA NOTLAR.
Totaliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerde basın ya da medya kuruluşları genellikle kapatılmaz. Gazeteler basılılır ve dağıtılır. Televizyonlar olağan gündelik yayınlarına devam eder; sosyal medya ya da internet siteleri varlılıklarını sürdürürler. Fakat tüm bu cari, varlığını sürdüren basın hareketliliğinin içine gizlenmiş siyasi etik kurallarına aykırı, çok önemli bir şey vardır. O gizlenen şey de genelde, siyasi iktidarların toplumun gözünden kaçırıp saklamak istetdikleri haksızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk, yanlışlık ... ve başarısızlıklardır.
Siyaset sosyolojisi ve sosyal psikoloji biliminin görevlerinden biri de totaliter, otoriter, ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerdeki bu yönetim yanlışlarını tespit edebilmektir. Siyasi iktidarların bu defolu, evrensel etik kurallara uymayan tutum ve davranışlarını bilimsel yollarla açıklayabilmektir.
Bu tür siyasi rejimlerde; siyasi iktidarlar basını suturmak yerine, kendi adları ve çıkarları için bir propaganda aracına donüştürmeyi tercih ederler. Çünkü tamamen susturulmuş basın çok dikkat çeker. Ulusal ve küresel ölçekte büyük eleştiriler alır. Halbuki susturmak yerine, siyasi iktidarların çıkarlarını ve politikalarını yazan ve konuşan basın kamuoyu nezdinde siyasi iktidarlar adına meşruiyet ve başarı senaryoları üretebilir konuma getirilir.
Peki bu dönüşüm nasıl sağlanacaktır?
*İlk adım; basını siyasi iktidarların istek ve amaçlarına hizmet edecek şekle getirmektir. Bu nedenle de o ülkedeki medya mülkiyetini yeniden düzenlemektir. Siyasi iktidarların amacına hizmet edecek ve siyasi iktidarlara bağımlı bir medya mülkiyet düzeni oluşturmaktır. Bunun yolu da, ülkedeki medya mülkiyetinin, ideolojik olarak siyasi iktidarla uyumlu güçlü bir sermaye grubunun eline geçmesini sağlamak olacaktır.
Bu sermaye devirleri halka genelde " piyasa koşulları" ya da "ticari kuralların zorunlu gereği" gibi sunulur. Oysa gerçek amaç kârlılık ya da ticari zorunluluk değildir. Medyanin Siyasi iktidarlara mutlak sadakatı ve sürekli hizmet eder duruma getirilmesidir.
Basın ya da medya patronları siyasi iktidarlarla çıkar ve ideoloji uyumu içine girdikten sonra, medyada; halka, gerçekleri, doğruları açıklamak bir erdem olmaktan çıkar. Gazeteciler açısından doğruları yazmak büyük cesaret gerektirir. Çünkü bu yeni düzende, başta işini ve kazancı kaybetmek üzere, çeşitli riskler oluşur. Yazılan her yazıda hem patronları ve hem de siyasi iktidarları eş anlı olarak kollamak bir zorunluluk olmaya başlar.
* İkinci adım, basın ya da medya kuruluşlarının ekonomik olarak, siyasi iktidarlara bağımlı duruma gelmeleridir. Kamu reklamları, resmi ilanlar, kamu bankası kredileri, vergi bağışları, vergi denetimleri basını etkili olarak hizaya getirme ve siyasi iktidarlara bağımlı yapma aracına dönüşür.
Eleştirel ya da muhalif medya ise ekonomik olarak kamusal gelir kaynakları, ilanlar, reklamlar ve kredilerden yoksun bırakılır. Vergi ve işyeri denetimleri ile korkutma ve pasifleştirme yoluna gidilir. Tüm bunlar yapılırken de işe, piyasa koşulları ya da kamu düzeni algısı oluşturulur.
* Üçüncü adım o ülkelerdeki hukuk ve yargı düzeni ile ilgilidir. Totaliter, otoriter ve hibrit demokrasili ülkelerde, yargının siyasallaştırılması bu tür rejimlerin ayrılmaz bir silahıdır. Benzeri siyasi rejimlerde yasalardaki hukuki tanımlamalar esnek, belirsiz ve muğlaklak şekilde yorumlanır. Ulusal güvenlik, kamu düzeni, devletin itibarı...ve benzeri gerekçelerle yargı kurumları siyasi ikdidarların buyruğu altına alınır. Siyasi iktidarlar kendilerini halka "devlet" olarak olarak algılatır. Toplum nazarında, devlet ile iktidar farklılığı kaybolur. Siyasi iktidarlar devletle eşitlenir.
Siyasi iktidarları eleştirmek, iktidar eleştirisi olmaktan çıkar ve devlet karşıtlığına dönüştürülür.
Ayrıca ülkedeki iktidar yanlılarına başka, muhaliflere başka olmak üzere ikili hukuk standarları ortaya çıkar. Durum bu aşamaya geldikten sonra insanlar korku iklimine, korku kültürü burgacına girer. Her yerde ve her koşulda denetlendiği duygusuna kapılır.
* Dördüncü aşamada ise OTOSANSÜR devreye girer.Sansürlerin en tehlikelisi otosansürdür. Çünkü oto sansür düşünceyi, olağan eleştirileri, kişinin zihninden yani doğduğu kaynaktan boğmak, açığa çıkmasını engellemek demektir. Otosansür başladıktan sonra basın mensupları artık doğruları yaz(a)maz ve konuş(a)maz konuma gelirler. "Şimdi zamanı değil", ya da " elalemin doğrusu benmiyim" ...ve benzeri gerekçelerle otosansürü giderek içselleştirmiş ve otomatiğe bağlamış olurlar.
* Beşinci aşama ise ülkedeki siyasi gündemi denetim altında tutmaktır. Otoriter, totaliter ve hibrit demokrasilerdeki iktidarlar güçlü bir şekilde, ülke ve siyaset gündemini de tekellerine alırlar. Medyada nelerin konuşulacağı, hangi haberlerin öne çıkarılacağı ne tür olaylar ve konuların toplumdan gizleneceği, nelerin abartılacağı ya da saklanacağına siyasi iktidarlar karar verirler.
Ekonomik krizler, enflasyon, işsizlik, yolsuzluk,yoksulluk, vergi adaletsizlikleri, haksızlıklar... ve savurganlıklar toplumun gözünden kaçırılır ya da olağanlaştırılır.
Başarılar ise abartılarak ve sürekli tekrarlanarak canlı tutulur.
Sonuçta, basın, dördüncü kuvvet olarak toplum adına siyasi iktidarları denetleyebilme gücünü tamamen yitirir. Tersine gerçekleri saklama, halkı uyutma ve iktidarların destek kuvvetine dönüşür.
* Altıncı aşama basının kullandığı dilde ortaya çıkan gerçek dışı, demokrasiye aykırı ve beyin yıkamaya yönelik söylemlerle ilgilidir. Yazılı ve görsel basında, siyasi iktidarların isteklerine uygun yeni bir medya dili oluşturulur. Örneğin siyasi iktidarlar "devlet" olarak algılanır. Muhalif ya da öteki denilenler için suçlayıcı bir dil devreye girer. Siyasi iktidarların safında olmayanlar, " hain", "gayri milli", "devlet düşmanı", "bölücü", "dış güçlerin maşası", "vatan haini" ve benzeri sıfatlarla yaftalanmaya başlar. Bu tür yakıştırmalar, yazılı ve görsel basındaki bir "uzmanlar" (!) grubunca her fırsatta durmadan tekrarlanır.
* Yedinci ve son aşama ise toplumsal kutuplaştırmadır. Medya, " Bizimkiler" ve " Ötekiler" diye ikiye ayrılır. Siyasi iktidarlara yakın olanlar" meşru", muhalifler ise " gayrimeşru " ve "düşman" konumuna sürüklenir. Ortaya toplumsal bir fay hattı çıkar. Toplum bölünür. Bu duruma
ve konumuna bağlı olarak, basın toplumu doğru bilgilendiren bir kurum olmaktan uzaklaşır. Tam tersine, siyasi iktidarlar adına, topluma ayar veren bir aparata dönüşür.
Medya organları, sürekli olarak, toplumdaki korku, tehdit ve kuşku duygularını gündemde diri tutar. Toplumsal birlik ve ortak değerlerle birlikte yaşama umudu aşınmaya devam eder.
* Ayrıca , totaliter, otoriter ve hibrit demoksasilerle yönetilen siyasi iktidarlar için sosyal ya da dijital medya da tıpkı klasik medya ile aynı kapsamda ele alınır. Bu medyada da, siyasi iktidarların istemediği haberler ve yorumlar engellenir.
Sosyal meyada kurulan trol oduları ile, toplum üzerinde, gerçeklerle örtüşmeyen algı operasyonları yürütülür. Temel amaç, siyasi iktidarların, gerçeklerle, hak, hukuk ve adaletle uyuşmayan davranışlarını halkın, toplumun gözünden gizlemektir. Eğer her şeye karşın istenmediği halde, açığa çıkan gerçekler varsa, bilgi ve haber kargaşaları yaratılarak gerçekleri halkın gözünde önemsizleştirme yoluna gidilir.
*Sonuç nedir? Çözüm var mıdır?
- Sonuç, totalliter, otoriter ve hibrit demokrasilerle yönetilen ülkelerde; geleneksel ve sosyal medyanın, demokrasinin dördüncü gücü olarak, toplum adına siyasi iktidarları denetleyebilme işlevini yitirmesidir. Tersine , onların propaganda aygına dönüşmedir.
- Peki çözüm nedir? Hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına, temel insan haklarına, tam bağımsız yargı sistemine, yargıç güvencesine, din ve vicdan özgürlüĝüne, laikliğe, çoğulcu demokrasiye, en önemlisi de siyasi iktidarlardan ve sermaye sınıfından bağımsız bir özgür basın kurumuna sahip olabilmektir. Basın kurumunu siyasi ikdararlara zorunlu bağımlılıktan kurtarmaktır.
Bireyleri ve toplumları da, evrensel, çağdaş ve akılcı bir eğitim sistemi ile donatarak, gerçek demokrasinin tüm kurum ve kurallarına sahip çıkacak bir siyasi bilinç ve olgunluğa kavuşturabilmektir.
Umutsuz yaşanmaz. Ancak umutlar, akıl, bilim ve yetkin bir ahlaki ve siyasi bilinçle desteklenmezlerse işe yaramaz, sadece boş bir hayal olarak kalırlar.
Halil Çivi. 02.01.2026.

















