SURİYE SAVAŞI SADECE SURİYE KÜRTLERİNİ HEDEFLEMİYOR, TÜM ORTADOĞUYU KÜRTLERİ, TÜRKLERİ, ARAPLARI,FARSLARI, HRİSTİYAN AZINLIKLARIHERKESİ HEDEFLİYOR.
Suriye’de 7 Mart mutabakatı başlığı altında SDG ile HTŞ arasında imzalanması beklenen entegrasyon planı, Başta Türkiye olmak üzere bölge devletlerinin müdahalesiyle Şam yönetiminin son anda anlaşma masasını devirip savaş moduna geçmesiyle
Suriye’de yepyeni kaotik bir süreç başlamış oldu.
Haleb‘in Kürt mahallelerine yönelik dehşet verici saldırılarla başlayan, ardından Suriye’nin doğusunda Kürtlerin bulunduğu alanlara yönelen HTŞ ve beraberindekiler,başarılı olurlarsa Güney’in kürtleri başta olmak üzere bölgedeki tüm halklarbüyük bedeller ödeyecek.
Halep saldırısıyla Halepçe kadar travmatik bir etkiye maruz kalan Kürtler açısından içeride yürütülen meçhul sürecinde Güvenilir bir anlamı kalmamıştır.
Bugün Suriye’de Yaşananları sadece Suriye ve Kürtlerle sınırlı kalacağını sanmak ciddi bir öngörüsüzlük ve siyasal körlüktür.
Daİş ve türevi selefi gruplarla kurulan ideolojik ittifakın, Kürtler dışındaki diğer özgürlükçü, demokrat, seküler topluluklarıda can evinden vuracaktır.
Dolayısıyla bugün Suriye’de yaşananları sadece Suriye’nin iç işleri olarak görmemek gerekir.
Türkiye’nin Suriye’de, dolaylı veya doğrudan kurulmasına yardımcı olduğu selefi iktidara olan ideolojik yakınlığı nedeniyle gelecekte bütünleşilecek prototip bir aygıt olmayacağını hiç kimse iddia edemez.
Konuya daha geniş bir perspektiften bakılacak olursa, yalnızca Suriye’deki güncel askeri-siyasi gelişmeleri değil; bölgesel güç dengelerini, Türkiye’nin rejim tahayyülünü ve Kürt meselesinin Ortadoğu’daki kurucu rolünü birlikte ele almayı gerektiriyor. Bu nedenle konuyu birkaç katmanda, ama birbirine bağlı biçimde açmak gerekir.
7 Mart Mutabakatı’nın Çöküşü: Entegrasyon Değil, Tasfiye Hattıdır.
SDG- ŞAM (ve dolaylı olarak Türkiye) arasında gündeme gelen entegrasyon başlığı, ilk bakışta “merkezi devletin yeniden inşası” gibi sunulsa da gerçekte Kürtlerin ve özerk yapıların siyasal-askeri kazanımlarının tasfiyesini hedefleyen bir çerçevedir.
SDG’nin entegrasyon anlayışı yerel özerklik, Çoğulcu yönetim, kadın temsiliyeti, seküler hukuktur.
4.HTŞ ve onu yönlendiren blokun anlayışı tekçi, selefi, Sünni, merkeziyetçi ve askeri denetim anlayışıdır.
Bu iki yaklaşım uzlaşabilir anlayışlar değil, yalnızca zamana yayılan bir çatışmayı erteleyebilirdi. Türkiye ve bölge devletlerinin baskısıyla Şam’ın masayı devirmesi, aslında çatışmanın kaçınılmazlığının kabulü oldu.
Halep Kürt Mahalleleri: Rastlantı Değil, Prova Alanıdır.Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’ye dönük saldırılar askeri zorunluluktan değil siyasi ve ideolojik mesaj amacıyla yapıldı.
Bu mahalleler: kürtlerin kent içi kolektif yaşamının, seküler Çoğulcu bir modelin, kadınların ve sivil meclislerin güçlü olduğu alanlardı.Dolayısıyla hedef alınmaları şunu gösterdi.Bu model Suriye’de yaşamamalı.”
Burada kullanılan yöntemler (sivillere saldırı, kuşatma, infaz, zorla göç) uluslararası hukuk açısından açık savaş suçu ve etnik temizlik pratiğidir. Ancak cezasızlık, bu yöntemin doğuya doğru genişletilmesini teşvik etti.
Fırat’ın Doğusu: Sınır Değil, Sıçrama Hattıdır
HTŞ ve bağlı grupların saldırılarının Fırat’la sınırlı kalmayacağı artık açıktır.
Rojava-güney Kürdistan ve Türkiye Kürtleri birbirlerinden etkilendikleri gibi birbirlerini de etkilemekteler.
HTŞ’nin Fırat’ın doğusuna yönelmesi yalnızca SDG’ye karşı değil Kürtlerin bölgesel statü ihtimaline karşı bir önleyici savaş anlamına gelir. Bu noktada HTŞ artık “Suriye içi bir aktör” olmaktan çıkmış, bölgesel bir kontrgerilla gücü haline gelmiştir.
Türkiye’nin Rolü: Güvenlik Değil, Rejim İhracıTürkiye’nin HTŞ’ye verdiği destek, ne sınır güvenliğiyle ne de “terörle mücadele” ile açıklanabilir.Bu destek, rejimsel bir projeye dayanıyor:
Türkiye’nin hedefi: Seküler, çoğulcu, kadın özgürlükçü bir Suriye’nin oluşmasını engelleme, Kürtlerin statü kazanmasını her yerde boğma Suriye’de kendisine ideolojik olarak bağlı, selefi–İslamcı bir iktidar inşa etmektir.
Bu nedenle HTŞ:Türkiye açısından geçici bir araç değil gelecekte bütünleşilebilecek ideolojik bir müttefik olarak görülüyor. Bu da meseleyi “Suriye’nin iç işi” olmaktan tamamen çıkarıyor.
Yürütülen bu konsept bugün Kürtlere karşı kullanıldığı gibi yarın Türkiye’de muhalefete karşı kullanılacaktır.
Çünkü: aynı ideolojik düşman tanımı var sekülerlik eşit yurttaşlık ve kadın özgürlüğü
Hafızalarda dehşet izi bırakan kadın savaşçının işkence edilerek binadan aşağıya atılması spontane bir olay değildir!
Aynı yöntem var: kriminalizasyon, şiddet, paramiliterleşme
Aynı hedef var: toplumun tek tipleştirilmesi
Suriye, bu anlamda Türkiye için bir laboratuvar işlevi görüyor. Orada denenen model:
•Hukuksuzluk
•Cihatçı selefi vekil güçler •Demografik mühendislik.
Başarılı olursa, Türkiye’de de daha sert biçimlerde uygulanacaktır.
Bugün Kürtlerin tabutuna çakılacak son çiviyi sabırsızlıkla bekleyen selefi islamcı akımlar dışında, kendilerini laik seküler aynı zamanda modern milliyetçi olarak konumlandıran Kürt düşmanları gözlerini öylesine köreltmişler ki, Kürtlere yapılan muamelenin yarın kendilerine döneceğini göremiyorlar.
Bugün Suriye sahasında aslında iki gelecek çatışıyor
1• Çoğulcu–seküler–yerel demokrasi hattı ve bu hat üzerinde Kürtler, tüm azınlıklar, yerel Meclisler.
•Selefi–otoriter–merkeziyetçi hattı HTŞ, destekçisi bölge rejimleri, Türkiye’nin İslamcı iktidar vizyonu Bu çatışma yalnızca askeri değil; uygarlık düzeyinde bir çatışmadır. Sonuç olarak
Suriye’de yaşananlar
•Ne geçici bir krizdir
•Ne de yalnızca Kürtleri ilgilendirir
Bu süreç:
•Türkiye’de demokrasinin geleceğini,
•Bölgedeki seküler yaşamın kaderini,
•İnsan haklarının yaşayıp yaşamayacağını belirleyecek bir eşiktir.
Herkes buna göre konumlanmalı…

















