ALTIN
 4.297,56
DOLAR
 39,7257
STERLİN
53,5046
EURO
 45,8826
reklam

 

İSLAMIN SAFI DA TARAFI DA ÖLÇÜSÜ DE BUDUR..

Doğru bir mantığın ve tutarlı bir kıstasın olmadığı yerde, sürdürülebilir bir adalet anlayışı da mümkün değildir. Göreceli, duruma göre değişen ve her olaya farklı uygulanan ölçülerle kalıcı bir adalet tesis edilemez.

Örneğin, İslam’ı İran merkezli bir siyasal perspektife indirgediğinizde, İslam adına İran’ı adeta bir kıbleye dönüştürmüş olursunuz. Bu durumda doğru ve yanlışın ölçüsü de kaçınılmaz olarak İran devletinin çıkarlarıyla sınırlı kalacaktır.

Böyle bir yaklaşımda İslam, evrensel bir ahlâk ve adalet sistemi olmaktan çıkar; belirli bir devletin jeopolitik hesaplarının ve ideolojik meşruiyet arayışlarının aracı hâline gelir. Ve imanın şartları da yeniden tanımlanır: İran’ı savunmak ve ABD ile İsrail’e mutlak biçimde karşı olmak; bu iki aktörü “yeryüzündeki bütün kötülüklerin kaynağı” olarak görmek.

Bu, İslam’ın teolojik ve ahlâkî merkezini İran’a kaydıran bir okumadır.
Oysa İslam’ın merkezi herhangi bir devlet, mezhep ya da siyasal blok değil; adalet ve ahlâktır.

İslam, zalimler arasında seçici bir ahlâk üretmez. Zulmü kim işlerse işlesin karşısındadır; mazlum kim olursa olsun yanındadır. Failin kimliği, mezhebi, ideolojisi ya da jeopolitik konumu ahlâkî hükmü değiştirmez. Aksi hâlde ortaya çıkan şey İslam ahlâkı değil, jeopolitik sadakat ideolojisi olur.

Bu noktada temel bir ayrım gözden kaçırılmaktadır: İslam kötüye karşı olmaktan çok, kötülüğün kendisine karşıdır. Zalimin şahsını değil, zulmünü merkeze alır. Kişilere veya devletlere kutsallık atfeden her yaklaşım, İslam’ın tevhidî ahlâkını da siyasallaştırır.

Bu yaklaşım, doğal olarak mazlumlar arasında da adaletsizliğe yol açar. Nitekim her ikisi de mazlum olmasına rağmen Filistin mutlak, Kürtler ise tali mazlum kabul edilebilmektedir.

Filistinlilerin maruz kaldığı zulüm söz konusu olduğunda mutlak bir duyarlılık gösterilirken; benzer ölçekte Kürtlere yönelik zulümler gündeme geldiğinde ise sessizlik, relativizm hatta meşrulaştırma devreye sokulabilmektedir. 

Örtük biçimde şu anlayış üretilmektedir: Müslümanların asli görevi Filistinlilerin mazlumiyetine mutlak karşı çıkmaktır; Kürtlerin maruz kaldığı zulüm ise ikincil hatta görmezden gelinebilir bir meseledir.

Bu, hem İslamî hem de ahlâk açıdan açık bir çifte standarttır. Zira İslam’da mazlumiyet hiyerarşisi yoktur, olamaz da. Filistinli mazlum elbette mazlumdur; fakat Kürt mazlum da tali değildir. Zulmün coğrafyası ya da mazlumun kimliği, adalet yükümlülüğünü değiştirmemelidir.

İsrail ve Amerika “mutlak şeytan” olarak kodlandıktan sonra, bu aktörlerle temas kuran herkes—özellikle Kürtler ise belki de daha hiçbir ilişki bile kurmadan—dinî ve ahlâkî olarak mahkûm edilmektedir. Oysa Kürtlerin temel amacı varlıklarını, güvenliklerini ve haklarını korumaktır. Bu çerçevede mümkün olan tüm aktörlerle ilişki geliştirmeleri rasyonel ve meşrudur.

Bu ilişkiler ağında tabiki Amerika da olabilir, İsrail de. Bunun ne İslam’a ne akla ne de insani değerlere aykırı bir yönü vardır.

Nitekim bu tutum, İslam’ın tarihsel pratiğiyle de uyumludur. Hz. Peygamber’in Taif’ten sonra Mekke’ye bir müşriğin himayesiyle girebilmesi ve Müslümanların Habeşistan’da adil bir gayrimüslim hükümdara sığınması bunun açık örnekleridir.

Bu örnekler şunu göstermektedir: İslam, hayatta kalmayı, güvenliği ve adaleti, ideolojik saflık iddialarına feda etmez. Himaye ve maslahat, İslam hukukunun tali değil, kurucu unsurlarıdır.

Özetle:
İslam, İran-merkezli ya da Amerika ve İsrail karşıtlığı üzerine kurulu bir ideoloji değildir.
İslam’ın merkezi adalettir.
İslam’ın düşmanı aktörler değil, kötülüğün kendisidir.
İslam’ın tarafı kimlikler değil, ilkelerdir.

Bu nedenle ne İsrail ve Amerika mutlak kötüdür ne de onlarla temas kuran herkes mutlak suçludur. Mutlak olan tek şey vardır: zulmün kendisi.

İslam’ın safı da, tarafı da, ölçüsü de budur.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.