Doğa Katliamı Dur Durak bilmiyor
Bir çoğunuz hatırlarsınız,1990’lı yıllarda İzmir’in Bergama ilçesinde köylüler altın madenciliğine karşı önemli bir mücadele vermişlerdi. Kadınların başını çektiği köylülerin bu barışçıl eylemi Türkiye gündemine oturmuştu. Kuşkusuz Bergama köylülerinin bu mücadelesi, bugün ülkede devam eden çevre mücadelelerinin yol göstericisi olmaya devam ediyor.
Zira Türkiye son yıllarda maden arama ve çıkarma ile Hidroelektrik (HES), Jeotermal (JES) santrallerinin yapım ve işletimi için şirketlere binlerce ruhsatın verildiği, deyim yerindeyse ülke coğrafyasının bu faaliyetlerle delik deşik edildiği ülkedir. Kuşku yok ki, Türkiye aynı zamanda bu faaliyetler için izin verilen ve ruhsatlandırılan alanların ekolojik dengelerinin bozulması, endemik bitki türlerinin yok olması, doğal hayatın göreceği zarar ve özel mülklere el konması gibi nedenlerle karşı çıkışların yoğun yaşandığı ülkedir.
Artık nerdeyse her gün çevre ve doğal hayat düşmanı bu faaliyetlere karşı ülkenin herhangi bir bölgesinde, kentinde veya köyünde verilen mücadelelere dair haberleri görsel ve yazılı medyada izliyor ve okuyoruz.
Ne yazık ki, tüm karşı çıkışlara rağmen bu faaliyetlerin yürütüldüğü alanlarda kazalar eksik olmadığı gibi, doğal dengenin bozulması, su yollarının değişmesi, yapılan kazılar, patlamalar ve ağır tonajlı araçların geçişinin yol açtığı sarsıntıların toprak ve kaya dokusunda meydana getirdiği hasarlar, toprak kaymaları, su taşkınları ve sel felaketleri yaşanmasına yol açıyor.
Örneğin; 13 Şubat 2024'te Erzincan'ın İliç İlçesi'ndeki Çöpler altın madeninde siyanür liç işleminden sonra depolanan toprak yığınının heyelana dönüşmesi ile milyonlarca ton toprak yürüdü ve önüne gelen her şeyi altına alarak yuttu. Maalesef kontrolsüzlükten cesaret alan ihmaller zincirinin yol açtığı bu faciada, 9 işçi toprak altında kalarak can verdi ve cesetlerine günler hatta aylar sonra ulaşılabildi.
Yine Karadeniz coğrafyasında su toplama yöntemi ile yapılan HES projelerinin yapıldığı bölgelerde, toprak kaymaları ve sel felaketleri mal ve can kayıplarına yol açtı.
Türkiye son günlerde Muğla'nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Akbelen Mahallesi'nde ormanlık alanın çevresinde, köylülere ait arazilere acele kamulaştırma ile el konmasına karşı köylülerin verdiği mücadeleyi bir kez daha konuşuyor.
Bir kez daha diyorum, zira bu mücadele 2019 yılından bu yana zaman zaman durulmuş gözükse de 7 yıldır devam eden bir mücadeledir. Termik santrale kömür sağlamak üzere, Limak Holding’in yürüttüğü kömür sahasını genişletme çalışmaları çerçevesinde 6 köyü kapsayan acele kamulaştırmaya karşı çıkan köylülerin yaptıkları protesto eylemlerinde yer alan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, kamu görevlisine “Görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla tutuklandı. Işık, şu anda İzmir Şakran Cezaevi'nde hakim karşısına çıkacağı günü bekliyor.
Birkaç gün önce, sosyal medya platformu Facebook’ta sayfa arkadaşım aynı zamanda hemşerim Sarım Havzası ve Çevresi Doğal Mirasın Korunması Derneği Başkanı Emin Turhallı’nın, “BİNGÖL İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA, SAYIN HAKİMLER” diye başlayan bir yazısına denk geldim. Savunma niteliğindeki uzun yazıyı okuyunca, Bingöl’ün Genç ilçesi ile Diyarbakır’ın Lice ve Kulp ilçeleri arasında yer alan Sarım Çayı vadisinde Hidro Elektrik Santrali (HES) ve Beton Santrali yapılmak istendiğini öğrendim.
Emin beyin savunması, “Ben Emin Turhallı. Bingöl, Genç, Sağgöze köyünde ikamet etmekteyim. Bugün huzurunuzda sadece bir davacı olarak değil; dedelerimden babama, benden de çocuklarıma ve torunlarıma geçecek olan mukaddes bir mirasın bekçisi olarak bulunuyorum.
Bizim hayatımız; bu toprakla, suyla, ormanla ve en başta Sarım Çayı ile bir örgü gibi ilmik ilmik işlenmiştir. Bu havza; yüzlerce köyü ve mezrası, yaban hayatı, florası ve faunasıyla bölünmez bir bütündür.” diye başlıyordu.
Konu ilgimi çekti ve sevgili Emin başkanla görüşerek kendisinden konuya dair bilgi aldım. Sarım Çayı Bingöl dağlarının güneydoğu kısmından çıkan kaynak suların toplandığı Dicle Nehri'nin ana kollarından birisidir.
Endemik bitki örtüsü, eko sistemi, yaban hayatı ve kuş türleriyle doğa harikası, Bingöl ve Diyarbakır’a bağlı onlarca köy ve mezrada yaşayanların hayvancılık ve bal üretimiyle geçimlerini sağladıkları bir vadi. Ovadan üzerindeki yüksek dağlara doğru birçok bitki çeşidini bünyesinde barındıran vadi, ünü dünyaca bilinen Bingöl balının üretildiği önemli bir havza.
Sarım Çayı üzerinde, Silvan Elektrik Üretim Limited Şirketi'ne HES yapılması projesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2014 yılında Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporu verilmiş.
Bu rapor üzerine vadideki köylüler, Erzurum 2’nci İdare Mahkemesi’ne yürütmenin durdurulması için dava açmışlar. Mahkeme 2025 Haziran ayında bölgede keşif yapılmasına karar vermiş ve aralarında mahkeme heyeti ile mühendislerin olduğu heyet, Diyarbakır Barosu ekoloji birimi, köylüler ile avukatlarının da katılımıyla havza üzerinde incelemeler yapmış. Yapılan açıklamaya göre, çay üzerine Birsu HES Projesi ile iki regülatör, üç bend, beş iletim tüneli, yükleme havuzu, cebri boru, santral binası içeren bir yapım planlanıyor.
Başlangıçta iki adet olarak ilan edilen HES’ler daha sonra tek bir proje haline getirilirken, valilik tarafından 17 Aralık 2020 tarihinde Lice yatılı bölge okulunda organize edilen halkı bilgilendirme toplantısına pandemi nedeniyle halk çağırılmamış. Halkın katılmadığı toplantı yapılmış gösterilerek ÇED olumlu raporu çıkarılmış. Proje gerçekleştiğinde 118 köy etkilenecek, birçoğu tarihiyle, ekosistemiyle sular altında kalacak ve binlerce insan göç etmek zorunda kalacak.
Bugünlerde Sarım Vadisi'nin hemen kuzeyinde, Muş’un Varto ile Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde Jeotermal Elektrik Santrali (JES) yapılması hazırlıklarına karşı mücadele veriliyor.
Projeye karşı çıkan platformun yaptığı açıklamaya göre, “Jeotermal Kaynak Arama Projesi” adıyla getirilen proje, basit bir sondaj çalışması olarak gösterilmeye çalışılıyor. Böylece daraltılıp küçültülen proje için ÇED olumlu raporu alma zorunluluğu ortadan kalkıyor.
M uş’un Varto (Gimgim) ve Bingöl’ün Karlıova (Kanîreş) ilçelerinde ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından iki ayrı jeotermal enerji santrali (JES) projesi hayata geçirilecek. Projenin gerçekleşmesi durumunda, bölgedeki doğal yaşam, eko sistem ve bölge halkının yaşamı olumsuz etkilenecek.
Varto Dernekler Federasyonu Başkanı Özgür Yetiş Aslan’ın açıklamasına göre; Muş Valiliği İl Mera Komisyonu’nun 20.01.2026 tarihli ve 2026/03 sayılı kararına göre proje; Varto’ya bağlı Çallıdere Köyü sınırlarında toplam 453.494,83 m² mera alanı içerisinde ilk etapta 5.560,13 m²’lik bir alanda sondaj çalışması yapılacak. Ancak proje kağıt üzerinde daraltılmış gösterilse de sahadaki gerçeklik öyle değil. Zira proje fiilen 453 bin m² mera alanı ve 18 köyü kapsayan devasa bir projedir.
İdare kritik bir kararla kanunların arkasından dolanarak projeyi kapasite ve proje alanı bakımından küçük gösteriyor. Böylece ÇED zorunluluğu ortadan kalkacak ve proje halktan kaçırılarak uygulamaya konacak. Ancak proje uygulamaya başlandıktan sonra alan ve kapasite büyütülecek. Kısacası kanunları uygulaması gereken kamu yönetiminin kendisi, mevzuatın arkasından dolanarak iş yapıyor.
Projeden Varto’ya bağlı, 18, Karlıova’ya bağlı 6 köy direk etkilenirken, çevredeki diğer köyler ise dolaylı etkilenecekler. Kaldı ki bölge deprem riski altında olan bir bölgedir. Karlıova’da daha önce JES projesine karşı açılan davanın köylülerin lehine sonuçlandığını belirten Ilıpınar Köyü sakinlerinden Hüseyin Duran, bunun üzerine görünürde sera, termik ve turizm amaçlı sıcak su aramaya ilişkin valilikten izin verilmiş ise de temel amaç Jeotermal olduğunu belirtiyor. Duran, aynı şekilde Bingöl’ün bir başka akarsu vadisi olan Perisuyu vadisinde Kaynarpınar Köyü'nde de Jeotermal ÇED raporu alındığını, konunun idari yargıya intikal ettirildiğini ve yürütmeyi durdurma kararı verildiğini belirtti.
Karlıova ve Varto halkı, projenin hayata geçirilmesi durumunda yaşam alanlarının zarar göreceğini belirtiyor. Zira proje alanı hayvancılık ve tarımın yoğun olarak yapıldığı bölgeleri kapsıyor.
Bu durumun ekonomik ve sosyal etkilerinin büyük olacağı kesin. Şimdilik Varto ve Karlıova halkı ortak mücadele için adımlar atıyor. İki ilçenin dışında, özellikle Ankara, İstanbul, İzmir gibi metropol kentlerde yaşayan bölge insanının da destek verdiği mücadele çerçevesinde 24 Nisan’da Varto’da, 25 Nisanda Karlıova’da projeye karşı mitingler yapılacak. Tehdit altında olan doğal hayatın korunması için bu mücadelelere omuz vermek hepimiz için kaçınılmaz görevdir!


















