Kamunun bütçe disiplini, emeğin değil sermayenin lehine anlatılıyor” |
Sendikacı Veli Baysülen, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 9 Ocak 2026 tarihinde Müstakil İş Adamları Derneği (MÜSİAD) toplantısında yaptığı konuşmayı değerlendirdi. Baysülen, söz konusu açıklamaların ekonomi politikalarının kimlerin çıkarına göre şekillendiğini açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
Baysülen, Bakan Şimşek’in konuşmasında son üç yıla dikkat çekerek, 2023-2025 döneminde hazinenin 100 TL borç öderken 136 TL borçlandığını, böylece kamunun piyasadaki likiditeyi büyük ölçüde kendisine çektiğini hatırlattı. Şimşek’in, 2026 yılı için “100 TL borç ödeyip 100 TL’nin altında borçlanma” hedefini dile getirdiğini aktaran Baysülen, bu hedefin özellikle sermaye çevrelerine verilen bir mesaj olduğuna işaret etti.
Baysülen, Bakan Şimşek’in 2026 yılının ilk çeyreğinde 100 TL borç ödenip yalnızca 80 TL borçlanılacağını, böylece ilk üç ayda 306 milyar liranın bankalarda özel sektöre bırakılacağını söylediğini anımsattı. Şimşek’in bu durumu “bankaların reel sektörün kapısını çalacağı yeni bir dönem” olarak tanımladığını belirten Baysülen, bu yaklaşımın emek kesimini dışlayan bir bakış açısı taşıdığını ifade etti.
“Kamunun kendine çeki düzen vermesi, bütçe disiplininin sağlanması elbette önemlidir” diyen Baysülen, “Ancak bu disiplinin sonuçları emeğe ücret artışı, güvenceli istihdam ve sosyal haklar olarak yansımıyorsa, bu politikalar sadece sermayenin işine yarar” değerlendirmesinde bulundu.
Baysülen, hükümetin ekonomi politikalarında kaynakların reel sektör adı altında büyük sermaye gruplarına aktarılırken, işçilerin yüksek enflasyon, düşük ücret ve güvencesizlikle karşı karşıya bırakıldığını savundu. “Bankaların kimin kapısını çalacağı kadar, işçilerin ay sonunu nasıl getireceği de konuşulmalıdır” diyen Baysülen, emek odaklı bir ekonomik yaklaşım çağrısında bulundu.
İşte o yazının tamamı…
HEDEF İKTİDARI SANDIĞA GÖMMEK OLMALI!
“Kamunun evini düzene koyması, yani bütçesini iyileştirmesi en çok sizin işinize yarayacak. Niye derseniz? Çok basit son üç yıla bakın 2023- 2025 yılı ortalamasına bakın hazinemiz, 100 TL borç öderken 136 TL’yi borç almış. Yani kasadaki ilave kaynağı likiditeyi kendisi almış. 2026 yılında hedefimiz 100 TL borç ödeyip 100 TL’nin altında borç alacağız. Şimdi bu yılın ilk çeyreğine gelelim. Bu yılın ilk çeyreğinde biz 100 TL borç ödeyip, 80 TL borç alacağız. Yani ilk üç ayda 306 milyar lirayı, özel sektöre reel sektöre kaynak olarak bırakacağız bankalarda. Bu ne demek biliyor musunuz? Bugüne kadar siz bankaların peşinden koştunuz, yavaş yavaş öyle bir döneme gireceğiz ki, bankalar sizin kapınızı çalmaya başlayacak. Çünkü hazine olarak biz kendimize çeki düzen verdik, kendimizi disipline ettik, kaynaklar size akacak. Bu önemli bir husus bunu sizinle paylaşmak istedim.” Bu sözler, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, 9 Ocak 2026 tarihinde iktidarın işveren kolu, Müstakil İş Adamları Derneği (MÜSİAD) toplantısında yaptığı konuşmadan.
Evet, 9 Ocak 2026 tarihinde İstanbul’da yapılan MÜSİAD yıllık toplantısına katılan Bakan Mehmet Şimşek, toplantıya katılan işverenleri çok mutlu eden bu müjdeyi verdi. Zira Şimşek konuşurken, salondaki işverenlerin ağızları kulaklarındaydı. Nasıl mutlu olmasınlar ki, kaynak yok diye asgari ücretliden, emekliden, kamu çalışanından, esnaftan, köylüden kesilen milyarlarca lira para onlara bırakılıyordu. Zaten Bakan da bu en çok sizin işinize yarayacak demiyor mu? O zaman keyiflerine diyecek yok. Bakan bey, övüne övüne evimizi düzene soktuk, kendimizi disipline ettik diyor ya eminim bu söylediklerini Türkiye’yi bilmeyen birileri duysa, devletin kendi harcamalarından kısıntıya gittiğini yani itibardan, ballı 3-5 maaştan, lüks ve şatafattan feragat edip kaynak artırdığını ve bu kaynağı gece gündüz çalışan fedakâr ve cefakâr sermayeye bıraktığını düşünecektir. Yani kaynağın, bu ülkenin sefalete mahkûm edilen milyonlarca yurttaşının sofrasından devlet zoruyla gasp edilen lokma olduğunu bilmeyecek. Elbette bu ülkede yaşayan milyonlarca emekçi, durumun öyle olmadığını, sermayeye aktarılmak üzere piyasaya bırakılan yüz milyarların sofralarından eksiltilen lokmalar olduğunu gayet iyi biliyor.
Hazine ve Maliye Bakanı’nın açıklamasına göre; bir çeyrekte piyasaya bırakılan sıcak kaynak 306 milyar lira ise yıl sonuna kadar bırakılacak olan toplam kaynak 1 trilyon 224 milyar liradır. Bu para 17 milyon emeklinin her biri için yıllık 72 bin, aylık 6 bin lira demek.
Daha önce birçok kez yazılarımda yazdım, Türkiye’de yaşanan bir ekonomik kriz değil, değişik araçlarla sermayeye kaynak aktarılmasıdır. Bu kaynak ise yoksullaşan emekçi çoğunluktan kesilmektedir. Çok açık ki; milyonlarca asgari ücretli ile emekli açlık sınırının altındaki maaşıyla hayatta kalma savaşı verirken, üç ayda 306 milyar lira parayı sermayeye kaynak olarak piyasaya bırakmakla övünen bakan, bu ülkenin ekonomi politikasına yön verdiği sürece çalışanlar ile emekliler daha çok yoksulluk yaşayacaklar.
5 Ocak 2026 tarihinde Aralık ayı enflasyonunun açıklanması ile emeklilerin 1 Ocak’ta alacakları maaş artışı belli olmuştu. Tabii ki açıklanan enflasyon piyasanın gerçek enflasyonu değil. Özellikle kasım ve aralık aylarında düşmemiş enflasyonun bilinçli bir şekilde düşük açıklanması, 6 aylık toplam enflasyonu aşağı çekti. Enflasyonun iki ay düşük açıklandığını bilmek için kâhin olmaya gerek yok. Bunu her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı piyasada görüyor. Nitekim Merkez Bankası Başkanı birkaç gün önce, “Enflasyon önümüzdeki iki ay içinde dalgalanabilir” diyerek, enflasyonun ocak ve şubat aylarında yükseleceğinin işaretini verdi. Aslında bu açıklama maaş artışlarında esas alınan 6 aylık enflasyonun, özellikle iki ayda düşük açıklandığını gözler önüne sermeye yeter. Nitekim bağımsız enflasyon hesaplama grubu ENAG, TÜİK’in açıkladığı oranların çok üstünde oranlar açıklamaktadır.
Kuşkusuz açıklanan 6 aylık enflasyon kadar olan %12,20’lik maaş artışı emekliler tarafından tepkiyle karşılandı. Günlerdir emekli sendikaları alanlardalar. Bir yandan emekliler sendikalar öncülüğünde alanlarda ses yükseltirken, diğer yandan ana muhalefet partisi CHP, asgari ücret 39 bin liraya yükseltilsin, en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine çıkarılsın talebiyle meclisi terk etmeme eylemi yapıyor. Muhalefet partileri tek tek meclise emekli maaşları yükseltilsin diye önergeler ve kanun teklifleri veriyorlar. Tüm bunların yaşandığı süreçte iktidar ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında, “Emeklilerimiz için sadece elimizi değil, gerekirse vücudumuzu taşın altına koyarız” diyerek, emekli maaşlarının yükseltilmesine destek vereceği yönünde emeklileri umutlandırsa da, ertesi gün muhalefetin verdiği emekli maaşlarını araştırmak için komisyon kurulsun önergesine AKP ile birlikte ret oyu vererek umutları boşa çıkardı. Bununla da kalmayan MHP, ortağı AKP’nin en düşük emekli maaşının 20 bin liraya çıkarılması için verdiği kanun teklifine komisyonda destek verdi.
Tüm bunlar gösteriyor ki, mevcut iktidar işbaşında olduğu sürece başta emekliler olmak üzere tüm emekçi kesimler sefaleti yaşamaya devam edecekler. Kısacası emeklilerin artık bu iktidardan hiçbir beklentileri yok. Zira emekliler için elini geçtik vücudunu taşın altına koyacağını söyleyen iktidar ortağı, bir gün sonra söylediğinin tam tersini yapıyor. Maalesef iktidar blokunun kafasında genel seçimler öncesi vereceği 3-5 bin lira artışla emeklilerden oy alacağı düşüncesi var. Yani iktidar bloku, 3 yıl sürüm sürüm süründürdüğü ve sefalete mahkûm ettiği emeklilere, seçim yılında halkın vergilerinin toplandığı hazineden vereceği cüzi iyileştirme ile oylarını alacağını hesaplıyor. Çünkü iktidar, emekliliğin karşılığı ödenerek kazanılmış bir hak olmadığını, emeklilerin kendisinin lütufta bulunduğu yaşlı insanlar olduğunu düşünüyor. Bence bunun nedeni bugüne kadar emeklilerden destek almış olmasıdır. Yani iktidar, emeklilerin önemli bir kısmının her şeye rağmen kendisine destek vermesinden cesaret alıyor.
Yukarıda belirtiğim gibi emekliler artık bu iktidardan beklenti içinde olmalılar. Çünkü 23 yıllık iktidarında, emeklilerin de içinde olduğu emekçi kesimlere çok şey kaybettirdi. Emekçilerden kestiklerini ise sermayeye aktardı. O zaman emekliler olarak, içine sürüklendiğimiz sefaletin artarak devam etmemesi ancak iktidarın değişmesi ile mümkündür. Bu nedenle yapılacak şey, bugünden itibaren saha eylemlerinden ziyade erkene alınmazsa 2028 yılının bahar aylarında önümüze gelecek sandıkta bu iktidarı göndermenin çalışmasına hız vermektir. Emekli sendikaları derhal güç birliği yapmalı ve ayrı ayrı düşük katılımlı basın açıklamalarının yerine siyaseti hareketlendirecek ortak çalışmalar planlamalıdırlar. Zira normal demokratik bir ülkede sokaklardan yükselen ses iktidarı zorlasa da, Türkiye normal demokratik bir ülke değil. Türkiye’de iktidarın duyduğu tek ses, sermaye sözcülerinin mikrofonlardan yükselen sesidir. O zaman, şimdi örgütlenmenin ve önümüze gelecek sandığı fırsata çevirerek bu iktidarı göndermenin zamanıdır. Yani enerjimizi ayrı ayrı yapacağımız cılız sokak eylemlerine değil, sandığı hedefleyen örgütlenme çalışmalarına harcamalıyız. Bunu sadece iktidarı göndermek için değil, muhalefeti de baskı altına almak ve emeklilerin sorunlarının çözümüne dair program ve projelerini kamuoyuyla paylaşmaya zorlamak için de yapmalıyız. Emeklilere gitmeli ve iktidarın kaynak yok gerekçesinin safsata olduğunu onlara sade ve anlaşılır bir dille anlatarak onları ikna etmeliyiz. Unutmayalım ki tüm bunları yapmadığımız taktirde, iktidar bir kez daha toplumun milli ve dini duygularına sığınacak ve elinde bulunan devlet olanaklarından verdiği sadaka yardımlarla iktidarını devam ettirecektir.
Kuşkusuz bunları, demokraside sokak ve alanları kullanmayı ve buralardan ses yükseltmeyi yadsımak için söylemiyorum. Ancak yukarıda belirttiğim gibi, Türkiye’de demokrasinin sandığa indirgendiği, hukuksuzluğun ve eşitliğin olmadığı tek adam rejimi var. Bu özelliğinden dolayı, anayasal hak olan sokak gösterilerini keyfi olarak engelliyor. Kısmen de olsa yapılan sokak eylemlerinden yükselen sesleri ise asla duymuyor. Nitekim yazının girişine aldığım, Hazine ve Maliye Bakanının MÜSİAD üyesi işverenlerin gülerek alkışladıkları açıklaması bir kez daha gösterdi ki, bu iktidar sermayeye kaynak aktarmakla görevlidir. O zaman başta emekliler, tüm emekçi kesimler için hedef bu iktidarı sandığa gömmek olmalı!
Veli Beysülen

















