GERÇEKLER, AH GERÇEKLER! |
Sendikacı Veli Baysülen’den dikkatleri üzerine çeken makale! Baysülen; Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Göreve geldiğimizde en düşük emekli maaşı 66 liraydı. Bu da 40 dolar ediyordu. Yeni düzenleme ile en düşük emekli maaşı 20.000 TL’ye yükselecek. Böylelikle 480 dolara yükselmiş olacak.” Maalesef Erdoğan, bunu sürekli yapıyor ve her konuşmasında, maaşların rakam olarak büyümesini artış olarak açıklıyor. En çok da, “Emeklimizi enflasyona ezdirmedik.” diyerek, emekli maaşlarının satın alma gücündeki erimeyi gözden kaçırıyor ve zaman zamanda alışıldık konuşma tarzıyla “Nerdeeeen nereye…” diyerek, iktidarları boyunca emeklilere bolca verdiklerini iddia ediyor. Erdoğan bir süre önce de, “Emekliler en refah dönemlerini bizim iktidarımızda yaşıyorlar ” demişti. İlginçtir ama Erdoğan bunları söylese de, ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 13 Ocak 2026 tarihinde partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, emekli maaşının sefalet ücreti olduğunu belirtmiş ve emeklilerin yanında olduklarını söylemişti. Ancak geçen hafta TBMM’de yaşananlar tam tersi istikametteydi. Zira Genel Başkan Devlet Bahçeli, partisinin 20 Ocak 2026 tarihinde yapılan grup toplantısında “Biz Cumhur İttifakı ortağıyız, ancak iktidar ortağı değiliz” dese de, MHP muhalefetin tüm çağrılarına kulak tıkadı ve başta CHP olmak üzere muhalefetin emekli maaşlarının asgari ücret seviyesine çıkarılması yönünde verdiği tüm önergelere AKP ile birlikte ret oyu verdi. Böylece, “Ortağı değiliz” dediği iktidarın ortağı olduğunu kanıtladı. Sonuçta iki ortak, TBMM’deki çoğunlukları ile en düşük emekli maaşının 20.000 liraya çıkarılmasına dair teklifi kanunlaştırdılar. Komisyon ile TBMM genel kurulunda ciddi tartışma ve gerginlikler arasında kanunlaşan teklifin görüşülmesi sürecinde muhalefetin, “emekliler size haklarını helal etmeyecekler” yönündeki eleştirilerine cevap veren AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Yeterli olmadığını bizde biliyoruz, Türkiye’nin şartları en müsait olduğunda emekli maaşları düzeltilecektir.” dedikten sonra, bir başka konuşmasında ise, “En çok oy aldığımız gariban kitle bize haklarını helal etti” diyerek emeklilerden oy alma kaygılarının olmadığını açıklamış oldu. Tüm bunlar iktidarın emeklilere bakışını açık şekilde ortaya koyan açıklamalardır.
Peki, Cumhurbaşkanının biz geldiğimizde 66 liraydı dediği maaşını, kim ve kaç emekli alıyordu?
Bu soruya doğru cevap vermek için AKP öncesi maaş alan emeklilerin durumuna bakmakta yarar var. Zira ancak böyle yapıldığında herkesin gerçekleri görmesi sağlanabilir. Çünkü Cumhurbaşkanın “Biz geldiğimizde emekli maaşı 66 liraydı.” demesi gerçekleri yansıtmıyor. Zaman zaman yazılarımda belirtirim; AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılında en büyük emekli grubu Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan (SSK) maaş alan işçi emeklileriydi. 2002 yılında en düşük işçi emeklisi maaşı 257 lira, asgari ücret ise 184 liraydı. Yani en düşük emekli maaşı asgari ücretin %40 üstündeydi. Şimdi en düşük emekli maaşı 20.000 lira asgari ücret ise 28.075 lira. Bu rakamlara göre, en düşük işçi emeklisi maaşı asgari ücretin %30 altına gerilemiş bulunuyor. Kısacası en düşük işçi emeklisi maaşı, 22 yıllık AKP iktidarı döneminde asgari ücret karşısında %70 eridi. Eğer emekli maaşı asgari ücrete paralel artmış olsaydı, bugün en düşük emekli maaşı 39.305 lira olacaktı. Daha açık bir ifade ile AKP iktidarında, en düşük maaşa göre emeklinin 19.305 lirası uçup gitti. İşte Cumhurbaşkanının “Nerdeeen nereye” diye övünerek açıkladığı emekli maaşı.
Emekli maaşları, Bülent Ecevit başkanlığındaki DSP, MHP, ANAP koalisyonunun 1999 yılında çıkardığı 4447 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden başlayarak, AKP döneminde eriye eriye bugünkü seviyesine geldi. Bu erimeye yol açan düzenlemeleri önceki yazılarımda birkaç defa açıklamıştım. Ancak özellikle maaş bağlama yönteminde ki düzenlemelerin yol açtığı erimeye kısaca değinmekte yarar var.
2000 yılı öncesi en düşük maaş bağlama oranı %60 iken, 2006 yılında kabul edilen ve bazı değişiklikler yapıldıktan sonra 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSS) ile bu oran %28’e kadar gerilemiş bulunuyor.
Peki, nedir maaş bağlama oranı?
Maaş bağlama oranı, bir sigortalının çalışmaya başladığından emekli oluncaya kadar ödediği tüm primler güncellendikten sonra, aylığa düşen ortalamanın ne kadarının emekli maaşı olarak ödeneceğidir. 2000 yılı öncesinde güncelleme yıllık enflasyon oranları ile yıllık büyüme oranlarının tamamı dikkate alınarak yapılırken, 5510 sayılı SSGSS Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2008 yılından sonra, yıllık büyüme oranının sadece %30’u güncellemede dikkate alınmaktadır. Bu da yetmiyormuş gibi maaş bağlama oranları %70’lerden %35’lere kadar düşürüldü.
Gelelim Erdoğan’ın 66 liradan 10 bin liraya çıkardık dediği emekli maaşına. 2002 yılında Türkiye’de Sosyal Sigortalar Kurumu, (SSK) Emekli Sandığı (EMS) ve Bağ-Kur olmak üzere üç ayrı sosyal güvenlik kurumundan maaş alan 5 emekli grubu vardı ve her grubun maaşı farklıydı. Bu grupların maaşlarının ortalama rakamları incelendiğinde Cumhurbaşkanının maaşını 66 liradan 20.000 liraya çıkardık dediği emekli grubu, tarımda kendi nam ve hesabına çalışan, zamanında düşük prim yatırmış, hatta eski makbuz veya fatura getirerek tarımla uğraştığını kanıtlayan ve kuruma toplu para yatırarak emekli maaşı bağlanan BAĞ-KUR Tarım Emeklileridir. Nitekim 2002 yılında 66 lira olan bu emekli grubunun maaşı bugün hazineden destekle 20.000 lira olarak ödenmektedir. Ancak bu emekli grubunun 17 milyon olan toplam emekli sayısı içindeki oranı, binde 1’in bile altındadır ve taş çatlasa 13-14 bin kişidir. Maalesef Cumhurbaşkanı, bütün emeklilerin maaşlarının 66 liradan 20.000 liraya çıkarıldığı yönünde algı oluşturuyor. Kaldı ki, piyasada mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışlara bakıldığında, 66 lira olan BAĞ-KUR emekli maaşının 20.000 bin liraya çıkmış olmasının bir önemi yoktur.
Çok detaya girmeye gerek yok, emeklilerin en büyük grubu olan SSK işçi emeklilerinin 2002 yılında 257 lira en düşük maaşları ile bugünkü 20.000 liranın alım güçlerini basit bir örnekle açıklamak yeterlidir sanıyorum.
2002 yılı içinde çeyrek altın 27 lira seviyesindeydi. Buna göre, 257,00 lira maaş alan SSK işçi emeklisi maaşıyla yaklaşık 9,5 adet çeyrek altın alabiliyordu. Şimdi 20.000 alan bu emekli, bu yazıyı yazdığım saatlerde 11.617 lira seviyesinde olan çeyrek altından 1.72 adet çeyrek altın alabilmektedir. Gördüğünüz gibi, 2002 yılından bugüne emeklinin 7,5 çeyrek altını buharlaşıp yok olmuş.
İşte, 23 yıllık iktidarın emeklileri nerden nereye getirdiğine dair gerçekler. Kısacası maaşların alım gücü Cumhurbaşkanını hiç ilgilendirmiyor. Bu nedenle, emekli maaşının rakam olarak büyümüş olmasını ballandıra ballandıra anlatmakta sakınca görmüyor. Halbuki tüm veriler, emekli maaşlarının reel olarak gerilemiş olduğunu ortaya koyuyor. Maalesef maaşlar, başta gıda ürünleri, emeklilerin kullanmak zorunda oldukları temel mal ve hizmetlerin fiyatları kadar artmadı. Çünkü emeklilere büyümeden pay (refah payı) verilmediği gibi, maaş artışlarında esas alınan TÜFE artış oranı da hiçbir zaman gerçek rakamlarla açıklanmıyor. Tüm bunlar yokmuş gibi, şişirme rakam büyüklükleri ile emeklilerin refah içinde olduklarını söylemek gerçekçi değildir.
Öte yandan, AKP grup Başkanvekili Özlem Zengin’in, “En çok oyu gariban kitleden alıyoruz” demesi bir gerçeği gözler önüne seriyor. Zira önceki yıllara bakıldığında, AKP’nin seçim zamanlarında yaptığı cüzi artışlarla emeklilerden oy aldığını görüyoruz. Özlem Zengin’in açıklaması, iktidarın bugün uyguladığı bilimsellikten uzak ekonomi politikası ile sefalete sürüklediği emeklilerin tepkisini, seçimler öncesinde vereceği 3-5 bin lira artışla yatıştıracağını ve oy alacağını hesapladığını gösteriyor. Halbuki iktidar, işçiye, memura, emekliye daha az para vererek enflasyonu düşüreceğinin propagandasını yapıyor olsa da bu politikanın sonu talep daralması, talep daralması üretim kısıtlaması, üretimin kısıtlanması ise işsizliktir! Yani hükümetin ekonomi politikası dönüp dolaşıp sonuçta emekçiyi vuran bir politikadır. Kaldı ki iktidarın politikasının merkezinde, kur korumalı mevduat hesabı, kullanım garantili projeler, vergi bağışları ve teşviklerle sermayeye kaynak aktarmak vardır.
Tüm bu nedenlerle 23 yıldır ülkeyi başka iktidar yönetiyormuş gibi, “Ülkenin şartları müsait olunca emeklilerin maaşı iyileştirilecek” ve “En çok oyu gariben kitleden alıyoruz” diyerek emeklilere seçim öncesi verecekleri 3-5 bin lira sadaka ile oylarını alacaklarını hesaplayanlara verilecek en iyi cevap, emeklilerin oyları ile onları sandığa gömmesidir!
Veli Beysülen

















