KÜRTLER BİR OLDU BITTIYE GETİRİLMEK İSTENDİ
Yer yüzünde yaşayan kırk milyondan fazla Kürd, son bir ayda rojavada yaşayan kendi kardeş ve akrabası olan halka yönelik uygulanan ve büyük travmaya yol açan zulmü unutması asla mümkün olmayacak.
Geçmişte Mahabat, Halepçe, Irak Kürdistan bölgesinde yaşanan enfal ve diğer tüm
soykırım trajedilerinin kürtler üzerinde yarattığı sarsıcı etki neyse Suriye Rojavasında Kürtlere dayatılan soykırım pratiğide aynı etkiyi fazlasıyla göstermiştir.
En büyük Kürd nüfusun yaşadığı Türkiye egemen iktidarın yöneticileri, bin yıldır birlikte yaşadığı kendi yurttaşı olan Kürtlerin öz kardeş ve akrabaları olan Kürd halkı yerine, selefi, tekfirci, daiş celatlarından yana taraf olacağını bizzat dışişleri ve savunma bakanlarının ağzından defalarca ilan ederek tutum aldı.
Türkiye bir yandan iç Kürtlerle çözüm süreci yürütürken diğer yandan iç Kürtlerin kardeşlerine yönelik gerçekleşen jenoside karşı sevinç ve memnuniyet göstererek ciddi bir güven sorununada imza atmış bulunuyor.
Rojavavada başlatılan soykırım saldırıları, Türkiye’de ayırımsız iktidar, muhalefet basınında zafer çığlıkları ve ırkçı hezeyanlarla karşılanırken, Kürtlerin demokratik protesto eylemleri, polis baskısıyla engelenmeye çalışıldı.
Bu ırkçı ve baskıcı tutum Kürtleri ciddi anlamda yaraladı.
Türkiye’nin Rojava özerk yönetimine karşı ortaya koyduğu bu yaralayıcı tutum yıllarca her Kürdün hafızasındaki yer ve tazeliğini koruyacağından kimsenin şüphesi olmasın,
Halep’in eşrefiye ve şêx mexsud mahalelerî başta olmak üzere tüm Kürt şehirlerine yönelik başlatılan kuşatma ve saldırıların yol açtığı dehşet verîcî görüntü ve çığlıklar, işkenceyle öldürülen bir Kürt kızının kesilen saç örgüsünün Kürtlerin duygu dünyasında yarattığı kırılmayı tedavi edecek hiç bir yöntem henüz yer yüzünde mevcut değildir.
Kürtler için, uğurunda feda ettikleri binlerce evladının kanı canı nedeniyle sembol sayılan Kobani kenti hala kuşatma atında. Çocuklar açlık ve soğuktan donarak ölürken sınırın bu yakasında toplanarak ulaştırılmak istenen insani yardımlar dahi geçirilmedi.
Bütün dünya Suriye’de Şam rejimi ile SDG arasında mutabakat metninin imzalanmasını beklediği bir anda , Paris’te Türkiye dışişleri gözetiminde Şam yönetimi, Episteinci sapık Barrak ve İsrail arasında daha önceden hazırlanandığı anlaşılan mutabakatın imzalanması aynı anda Rojava Kürtleri başta olmak üzere tüm Kürtlerin ölüm fermanının infaz talimatı yerine geçti.
Dünya insanlığı için büyük bedeller ödeyen ve bir anda kirli gizli anlaşmalar sonucunda bir oldu bittiyle yok edilmek istenen Kürtlerin durumu başta diaspora olmak üzere dünyadaki tüm Kürtleri bu zulüm karşısında bir araya getirerek ayağa kaldırdı.
Kürtlerin bu ortak çığlığı karşısında harekete geçmek zorunda kalan dünya kamuoyu ve bir çok devlet yöneticisi olup bitenler karşısında sessizliğini bozmuş görünüyor.
Almanya’da toplanan dünya güvenlik zirvesine Kürt lider general Mazlum Abdi ve İlhan Ahmed’in katılımı ve kendilerine gösterilen ilgi, Rojavaya dayatılan oldu bittiyi bir kez daha gözler önüne seriyor.
Geçte olsa Kürt temsilciler tarafından başlatılan diplomatik çıkış ve sağlanan karşılık, yüz yıldır dayatılan inkar ve imha siyasetinin bundan sonra uygulanmasının pekte kolay olmayacağını gösteriyor.
Değişen dünya koşularında silahlı mücadeleyi bırakarak demokratik siyaset ve diplomatik alana dönen Kürtler haklı ve insani talepleriyle meşruiyetlerini üst skalaya taşırken, kendilerine yüz yıllardır dayak atan devletler klasik düşman tutumundan vaz geçerek kendilerine çeki düzen vermek zorundadır. Aksi halde rahat vermedikleri Kürtler kadar kendileride rahat yüzü görmeyecektir.
Bu gün yanı başımızda Irak Suriye ve İran’ın durumu ortada Türkiye mevcut durumu gözeten bir yerden sözde kendi çözümünü başlatarak ön almaya çalışıyor ancak genetik yapısı ve alışkanlıkları nedeniyle kaçamak ve dayatmalarındanda vaz geçemiyor bir kez daha Kürtleri geriletebilmenin yollarını arıyor.
Dünyada kırk milyonu aşan diasporada güçlü ve yoğun bir kolu bulunan,haklı ve insani talepleriyle sempati kazanan son derece örgütlü bir halkı yok etmenin imkanı kalmadığını. Bütün dünya görüyor ve biliyor.
Dolayısıyla köprüden önceki son çıkış olarak görülmesi gereken çözüm sürecinin, Kürtlerinde içselleştirebileceği kalıcı onurlu bir çözüme evirilmesi herkesin yararına olacaktır. Aksi durum herkes için ağır ve telafisi imkansız yıkımlar getirir.

















