ABD İSRAİL ORTAK SALDIRISI İRANDA MOLA REJİMİNİN SONUNU GETİRİR Mİ?
1979 yılında Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran devrimi ile Muhammet Rıza Pehlevi yönetimi son verildi. Şah yönetimini aratmayan daha katı teokratik bir Cumhuriyet modeli kuruldu.
Velayet-i faki ilkesine göre kurulan yönetim başta Şah karşıtlığında ortaklaşan İslamcılar solcular halkın mücahitleri Kürtler devrimden hemen sonra acımasızca tasfiye edildiler. Yani devrim önce evlatlarini yedi
1980 li yıllar iç idamlar İran Irak Savaşı nedeniyle güvenlik politikalarının tamamen kurumsallaştığı yıllar oldu rejim seçimli kurumlara yol açsa da atanan dini liderlerle iktidarını kurumsallaştırarak tahkim etti.
Ayetullah Humeyninin ardından 1989’dan itibaren yerine Ali Hamaneygetirildi. Bilindiği gibi Ali Hamaney dün ABD ve İsrail ortak saldırısı sonucunda öldürüldü.
1989’dan bu yana Ali hamaney tarafından yönetilen İran’da Siyasal alanın daraltılması ifade özgürlüğü kısıtlamaları ve özellikle 1999, 2009, 2019, alkışmaktan ve 2022 yıllarındaki protestoların bastırılması rejimin faşizan niteliğini iyice gün yüzüne çıkardı
İran’ın baskıcı teokratik yönetimi bir yandan içeride tüm muhalifleri acımasızca bastırırken diğer yandan başlattığı nükleer programla dünyaya gözdağı vermeye kalkışmaktan da vazgeçmedi.
Söz konusu nükleer program İran’ın batı ile ilişkilerini de ciddi anlamda gerdi
2015 yılında imzalanan kapsamlı ortak eylem planıyla bir uzlaşma sağlanmış olsa da 2018’de Donald Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesi ile gerilim yeniden tırmandı
ABD- İsrail hattı İran’ı bölgesel bir tehdit olarak görürken İran’da Lübnan Irak Suriye ve Yemen’deki müttefikleri üzerinden caydırıcılık üretmeye çalıştı
İran’ın ABD ve İsrail tarafından doğrudan saldırıya uğramış olması lider Ali Hamaney‘in öldürülmesi 1979’dan bu yana İran için en büyük kırılmaya yol açacaktır.
Bu nedenle bundan sonra İran’la ilgili gelişmeleri tek ihtimal üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olur.
Rejim için de güç mücadelesi yeniden tetiklenir devrim muhafızları sertlik yanlıları dış saldırıyı iç konsolidasyon aracına dönüştürerek belirleyici faktör haline gelebilirler.
Ya da tam tersi sistem içi bir geçiş süreci başlayabilir dini liderlik makamının zayıflattılarak daha kolektif liderlik esas alınıp sınırlı reformlara yönelme ihtimali de yok sayılmamalıdır. Bu düzlem üzerinde ekonomik rahatlama, batııyla yeniden ilişkiler geliştirilebilir.
Veya uzun süredir biriken ekonomik kriz genç nüfusun hoşnutsuzlukuğu,kadın hareketinin dinamizmi bir dönüşüme öncülük te edebilir.
Ayrıca İran’ın yapacağı muhtemel misilleme saldırılarla bölgesel çatışmaya da yol açabilir.
Sonuçta belirleyici olan güçler devrim muhafızlarının tavrı, halkın sokaktaki mobilzasyon düzeyi ve dış aktörlerin doğrudan rejime da yatacakları tutumdur.
Dayatılacak tutum değişim yöndeyse belirleyici olabilir ancak dış dinamikler için böyle bir gereklilik var mıdır bilemiyorum.
İran’da demokratikleşme beklentisi bir hayale dönüşebilir çünkü demokratikleşme dış saldırılarla ve bu saldırının arkasındaki ABD ve İsrail gibi aktörlerle gerçekleşemez İsrail ve ABD’nin böyle bir derdi de yoktur.
İran’ın çok kimlikli bir ülke olması bundan sonraki sürecin üzerinde belirleyici etkisi yok sayılmamalıdır.
Kürtler, peluciler, Azeriler, Araplar, Farslar gibi çok kimlik ve etnisite mevcuttur. İran’da özellikle Kürt meselesi hem tarihsel hem de güvenlik boyutlarıyla önem arz ediyor.
Son dönem Suriye Rojava’sı üzerinden gelişen Kürt ulusal duygusu bütün parçalarda olduğu gibi İran Kürtlerini de etkilemektedir. Bu nedenle dün bütün Kürtlerin gözü kulağı ruhu Rojava‘daki Kürtlerin üzerinde odaklandığı gibi, bugün aynı biçimde tüm Kürtlerin gözü kulağı ve ruhu Rojhilat yani İran’daki Kürtlerin üzerinde odaklanmış bulunuyor
Rojhelat’ taki Kürt parti ve oluşumların ortaklaşmış olması elbette çok anlamlı ve olumlu, ancak bundan sonra izleyecekleri rasyonel akılcı politik çizgi oluşmuş ittifaktan daha da önemlidir. Yani Kürtler çok daha dikkatli ve akılcı tutum almalıdırlar.


















