8 MART BASİT BİR ANMA GÜNÜ DEĞİL! |
Her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde, devlet otoritesini elinde bulunduranların, baskı, yasak ve engellemelerine inat, Türkiye’nin birçok kentinde on binlerce kadın sokağa çıkarak yaşadıkları, şiddet, sömürü, baskı ve zulme karşı seslerini yükseltmektirler. Özellikle son yıllarda kadınlara yönelik şiddet ile kadın cinayetlerinin artarak sürdüğü, Türkiye de bu günün anlamına uygun kutlanması çoğu zaman yasaklarla engellenmeye çalışılır.
Peki 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Günü nedir? Nereden çıkmıştır? Sistemin sözcüleri neden bugüne ısrarla kadınlar günü demektedirler?
Evet bundan tam 169 yıl önce, 8 Mart 1857 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Newyork kentinde, çoğunluğu kadınlardan oluşan 40.000 dokuma işçisi, düşük ücretle, uzun süre ve sağlıksız şartlarda çalışmaya karşı birleşerek seslerini yükselttiler. Talepleri gayet net ve insaniydi. Zira çalışma sürelerinin kısaltılmasını, eşit işe eşit ücret ödenmesini, çalışma alanlarının sağlıklı olmasını talep ediyorlardı.
İşverenlerle iş birliği yapan Newyork polisinin, greve çıkan işçilere saldırmasından dolayı, işçiler fabrikaya kapandılar ve kapıları kilitlediler. Polis ise fabrikanın etrafında barikat kurmak suretiyle işçilerin dışarıyla iletişimlerini kesti. Bu arada bilinmeyen bir nedenle fabrikada yangın çıktı ve çoğunluğu kadın 129 işçi hayatını kaybetti. Yangın sırasında polisin fabrikanın etrafına barikat kurması, yangın merdivenleri ile çıkış kapılarının kapalı olması katliam yaşanmasına yol açmıştı. İşçilerin cenaze törenine yüz binin üzerinde işçi katılarak, katliamı protesto etti.
İlk yıllarda belli bir tarihte olmasa da işçiler her yıl ilkbaharda anma etkinlikleri düzenlediler. 26-27 Ağustos 1910 tarihlerinde Danimarka’nın Başkenti Kopenhag’da yapılan, 2. Enternasyonal kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisinde bulundu ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
Önceleri değişik tarihlerde kadınlar günü olarak kutlansa da 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) tarih olarak 8 Mart saptanırken, adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 1960’lı yıllardan itibaren başta ABD olmak üzere dünya genelinde salon toplantıları ve kadınların sokak protestolarıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.
Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın ve yığınsal olarak kutlanan Emekçi Kadınlar Günü, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.
Türkiye de hiçbir dönem gerçek bir kadın erkek eşitliği sağlanamadığı gerçeği, karşımızda duruyor olsa da kabul etmek gerekir ki, hiçbir dönem kadın, uluslararası sermaye politikalarının en has uygulayıcısı olan ve onun desteği ile iktidara gelmiş AKP döneminde ki kadar hırpalanmadı. Zira AKP iktidarında kadını vuran, toplumsal gericilik tırmandırıldı.
Elbette tüm bu politik tercihlerin yansıması sonucu, Türkiye’de kadına yönelik şiddet hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Artık yazılı ve görsel basında kadına yönelik şiddet veya kadın cinayeti haberini her gün, okuyor ve ekranlarda izliyoruz. Türkiye’de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkan, bu sorunun aşılamamasının ve şiddetin gün geçtikçe artarak sürmesinin en önemli nedeni, yönetim erkini elinde bulunduranların soruna yaklaşımları ile zaman zaman en tepeden gelen, kadınla erkeğin eşit olmadıkları yönündeki açıklamalarıdır. Zira bu açıklamalardan cesaret alan, idare, kolluk ve Yargı’nın kadını ikinci sınıf insan görmelerine zemin hazırlamakta ve erkek şiddetine karşı gerekli tedbirleri almalarını engellemektedir. Bunun yanı sıra gelenekçi ve muhafazakâr AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından bu yana kadına yönelik şiddet hızla artarken, kadını koruması gereken kolluk, olaya aile içi sorun veya kadının kusurlu olduğu önyargılı bakışıyla müdahale etmezken, yargı ise şiddet uygulayan, hatta cinayet işleyen erkeği, tahrik olma veya mahkemede ki davranışlarına bakarak iyi hal indirimi gibi ceza indirimlerinden yararlandırmaktadır. Kuşku yok ki, tüm bunlar içinde yetiştiği toplum yapısından dolayı şiddete yatkın olan erkeği cesaretlendirmektedir. Tüm bunlara karşı çıkmak sadece kadınların değil tüm toplumun görevidir. Zira kadına yönelik şiddet ve bireylerin şiddet eğilimleri genel olarak bütün toplumun sorunudur.
Ne yazık ki kadına yönelik şiddet sadece Türkiye’nin sorunu değildir. Nitekim sayıları çok olmamakla birlikte, kadına yönelik şiddetle ilgili yapılan ulusal ve uluslararası çalışmalar şiddetin evrensel bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Zira kadına şiddet, din, dil ırk farkı olmaksızın uygulanan en yaygın şiddet biçimi olarak öne çıkmaktadır. Türkiye için, kısa bir örnek verirsek, 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı %36’dır. Bu oran 2008 araştırmasında %39’dur.
Zaman zaman yazılarımda belirttiğim gibi, AKP 1980’lerden bu yana uygulanmakta olan, yeni liberal ekonomik programın en has uygulayıcısıdır. Kamu kurum ve kuruluşlarını, özelleştirme adı altında yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken AKP, ülkeyi ucuz emek cenneti halline getirmek içinde elinden geleninin azamisini yaptı. Zira AKP’nin 23 yıllık iktidarında, emekçilerin hakları budandı, Sömürü katmerlendi, işsizlik kanıksandı, Yeni Türkiye’de, bir yandan sermayenin sömürü çarkı acımasızca işletilirken, diğer yandan ise ülke “siyasal İslamcılığın” dayattığı kurallarla şekillendiriliyor. Bu tabloda kadına biçilen rol, ev içine geri dönmek, çok çocuk doğurmak, çocuk ve yaşlı bakımını üstlenmek, ev işlerini yapmak ve bütün bunların yanı sıra, aile bütçesine katkıda bulunmak için uzaktan çalışma, parça başı iş yapma gibi, kuralsız esnek çalışma modelleri ile ucuz iş gücü olarak sermayenin sınırsız sömürüsüne maruz kalmaktır.
Daha bu hafta içinde biri öğretmen iki kadın, erkek şiddetinde hayatını kaybetti. 17 yaşında bir çocuk kamu binası okulda, sınıfta öğrencilerine iyi birer insan olmaları için, bilgi aktaran Fatmanur Çelik öğretmeni katletti. Yine Fatmanur Çelik adında, kendisine tecavüz ettiği ve zorla evlendirildiği erkeğin yıllarca şiddetine maruz kalan bir başka kadın, 8 yaşında ki kızıyla birlikte cesetleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Halbuki Fatmanur, şikayetçi olmuş ve yargılaması devam eden, 13 Ocak tarihinden beri İstanbul Anadolu Adliyesi önünde adalet nöbetinde olan bir kadındı. Yani adalet için adalet dağıtılan binanın kapısına sığınmıştı. Fatmanur başlattığı Adalet nöbeti süresince, görüştüğü basın ile siyasilere başına gelebileceklerden korktuğunu ve “intihar denilerek” üstünün kapatılmaması gerektiğini söylemişti. Şimdi intihar mı etti öldürüldü mü bilinmiyor. Bilinen bir tek şey var ki, oda adalet bekleyen bir kadının devlet tarafından korunmaya alınmadığı ve ölüme gönderildiğidir.
Tüm bunlar, şimdi bundan 169 yıl önce insanca yaşamak için, ayağa kalkan ve sermayenin azgın saldırısının hedefi olup, bu saldırının yol açtığı yangında, hayatını kaybeden, kadınlara saygı için ayağa kalkmanın ve 8 Mart 1857 tarihinde mücadele fitilini ateşlemiş olan kadınların başlattığı mücadele bayrağını yükseğe taşımanın zamanı olduğunu gösteriyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününün, kadınların şiddete maruz kalmadıkları ve emeklerinin karşılığını aldıkları, eşitliğin, özgürlüğün ve barışın hâkim olduğu, aile içi ve toplumsal şiddetin ortadan kalktığı, tecavüzün, tacizin, kadın cinayetlerinin olmadığı bir ülke ve dünyaya ulaşmak umuduyla, tüm kadınların, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü Kutluyorum.
YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!
YAŞASIN KADIN/ERKEK TÜM EMEKÇİLERİN MÜCADELE BİRLİĞİ!


















