DEMIRTAŞ VE SÜREÇ
Türkiye 50 yıllık çatışmalı bir sürecin ardından yaşamakta olduğu acı ve kan dolu bir sorunu müzakere eederek çözmeyi tartışıyor .
Tartışıyor diyorum çünkü iki yıla yakındır başlayan süreç henüz somut bir sonuca ulaşmış değil.
Kimine göre “ terörsüz Türkiye” söyleminden öteye geçmeyen, kimilerine göre de demokrasi ve barış süreci olarak  değerlendirilen zorlu bir süreç olarak gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.
Tabii ki bu süreç içerisinde önemli görüşmeler,karşılıklı müzakereler ziyaretler, tek taraflı da olsa süreci sürdürme yönünde alınan rahatlatıcı karar ve pratikler arzulanan ve umut edilen bir sunucu henüz ortaya çıkarmamakla birlikte PKK nin gerçekleştirdiği kongreyle örgütsel varlığını sona erdirerek, silahlarını yakması, Çatışmasızlıklık ortamına geçerek akan kanın durmasına vesile olması ülkede barış demokrasi ve huzur özlemine dair umut ve beklentiyi güçlendirmiştir .
Ancak bu sürecin kalıcı bir hale gelmesi, talep edilen hak ve özgürlük ortamının sağlanması bakımından gerekli Yasal ve pratik adımların atılmamış olması da maalesef süreci enfektif hale getirmektedir.
Böylesine hassas bir konunun çözümü ile ilgili toplumun çok önemli bir kesimi beklenti içine girerken , toplumun diğer bir kesimi de bilinen milliyetçi partilerin öncülüğünde karşı bir direnci sergilemektedir.
Geride biraktigimiz cumartesi günü Kürt hareketi Öcalan’ a özgürlük adı altında bir çok yerde kalabalık mitingler düzenlerken, aynı anda İYİ Parti öncülüğünde azımsanmayacak kalabalıklarla karşıt miting düzenlenmesi, sürecin selametle sonuçlanması açısından önemli riskler içermektedir.
Her iki tarafta da büyük kalabalıklar karşısında kürsüye çıkan konuşmacılar bazen heyecanlarına yenilerek karşıtlarını irite ede bilecek bir üslub sorunu içine düşebildikletini görüyoruz.
Dünyada bir çok örneği yaşanan çatışma çözümlerinde taraflar açısından kullanılan dil ve üslup niyet kadar son derece önemlidir. “ Söz var kese savaşı, söz var kestire başı” öz deyişinde anlam bulan dilin belirleyiciliği son derece dikkatle izlenmelidir.
Mümkün olabildiğince süreci etkileyebilecek kişi ,aktör ve sözcüler söz aldıklarında empati ve sabırla hareket ederek iletişim dili kurmalılar.
Kalabalıklar karşısına geçen sözcüler mikrofonun tahrikine kaplarak kalabalıkların hoşuna gidebilecek ifadeler kullanma gereği duysalar dahi makul sınırı aşmamalılar, heyecanlarına yenilmemeliler. Kuşkusuz uzlaşı dili kullanma sorumlulugu herkes için dolayısıyla bütün siyasetçiler için geçerlidir.
Çatışma çözümü süreçlerinde halk tarafından sempatiyle karşılanan sevilen, sayılan şahısların rol alması, toplum ile sağlıklı bir iletişim kurulması açısından gereklidir ve zorunludur.
Sayın Selahattin Demirtaş gibi toplumun farklı kesimleri tarafından sevilen benimsenen ve bu sürece katkı sağlayacağına inanılan bir siyasetçinin on yılı aşkın bir süredir cezaevinde tutulması, anayasa ve A İHM kararlarına rağmen içeride tutularak tahliye edilmemesi,  süreçle ilgili rol almalarının engellenmesi, Sürece yönelik provokatif etkileri güçlendirmektedir.
Sayın Demirtaş gibi politik figürlerin süreçten izole edilmesi sürece dair niyet ve bakışı da sorgular hale getirir. Dolayısıyla gerek haksız ve uzun tutukluluk halinin son bulması, gerekse yürütülen sürecin selameti açısından Demirtaş ve arkadaşlarının süreçle ilgili yapıcı bir role kavuşturmaları bir an önce sağlanmalıdır.

















