ENFLASYONDA YENİ BAHANE SAVAŞ!
Sendikacı Veli Beysülen makalesinde; “Savaşın uzaması ciddi enflasyon, cari açık ve resesyon riski taşıyor.” Bu sözler, emekliler ile çalışanlara düşük maaş vererek enflasyonu düşüreceğini söylese de dünya genelinde enflasyon yüksekliğinde ikinci sırada olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e ait. Şimşek açıklamasının devamında, çatışmanın 1-2 ay sürmesi halinde etkilerin kontrol edilebilir olduğunu, ancak tedarik zinciri kırılmaları ve petrol fiyat artışlarının ekonomiye ciddi bir şok getirebileceğini belirtti. Şimdi bu açıklamayı okuyan, Türkiye’de ekonomi rayında enflasyon yok, ülke güllük gülistanlık ama bu savaş ülke ekonomisini riske atıyor diye düşünür
Öncelikle Sayın Şimşek’e birkaç soru soralım: Sayın Şimşek, hani siz Gabar’da direk pompadan kullanılabilecek kalitede petrol bulmuştunuz ve günlük 80 bin varil çıkarıyordunuz? Hani siz Karadeniz’de doğalgaz bulmuştunuz ve biz evlerimizde kombilerimizi sonuna kadar açıp kapılar ile camları açma rahatlığı ile yakacaktık? O zaman savaş bu ülkeyi neden bu kadar tehdit ediyor? Yoksa söyledikleriniz sadece seçim yatırımı mıydı?
Evet, ülke ekonomisinde hiç sönmeyen yangının müsebbibi Mehmet Şimşek’in ekonomideki yangına bahane üretme çabasıyla alelacele yaptığı bu açıklamadan bağımsız olarak, bu savaşın bütün dünyayla birlikte Türkiye’ye de olumsuz etkileri mutlaka olacaktır. Kaldı ki Türkiye ekonomisinde, 24 Haziran 2018 tarihinde tek adam yönetimine geçilmesinden bu yana kronikleşen bir kriz zaten var. Şimdi 8 yıldır devam eden bu krize ek olarak savaşın olumsuz etkileri de eklenince, Türkiye’nin bu savaştan diğer ülkelere göre çok daha fazla etkileneceği gerçektir.
Kuşkusuz zengin petrol yataklarının bulunduğu Ortadoğu’da özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresinde süren bu savaşın, dünya genelinde ciddi bir enerji, dolayısıyla ekonomik krize yol açması kaçınılmazdır. Zira İran’ın boğazdan petrol çıkışını kısıtlaması veya tamamen engellemesi, petrol fiyatlarını hızla tırmandırdı. Savaş başladığında varili 60 dolar seviyesinde olan petrol şu anda 100 doları aşmış bulunuyor.
Evet, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yaptıkları saldırılarla başlayan savaş, başlatanların düşmanın gardının çabuk düşeceği ve teslim olacağı beklentilerinin aksine yayılarak devam ediyor. Kısacası evde ki hesap çarşıya uymadı. Zira İran teslim olmak şöyle dursun, büyük bir direnç göstererek bölge ülkelerinde bulunan ABD üsleri ile İsrail’i füzelerle vuruyor. Dolayısıyla Ortadoğu ateş çemberine döndü. Savaşın hedefindeki İran, bir yandan kendisine yönelik saldırılara misilleme olarak İsrail’i ve körfez ülkelerinin petrol tesislerini vururken, diğer yandan dünya petrol sevkiyatının can damarı olan Hürmüz Boğazı’nı da kendisine savaş açan ABD, İsrail ve onlarla ittifak halinde olan ülkelere kapattı. Savaşın seyri, sürecin daha kötü sonuçlara yol açabilecek şekilde ilerlediğini gösteriyor. Zira iki taraf da birbirlerini petrol tesislerini vurmakla tehdit ediyor. Kuşku yok ki, tesislerin vurulması ve sevkiyatın aksamasıyla artan petrol fiyatlarının küresel ekonomi üzerindeki etkisi ise her geçen gün artıyor.
Görünen o ki bu savaş kısa sürede bitmeyecek. Çelişkili açıklamalar yapsa da açıklamalarının satır araları, ABD başkanı Trump’ın savaşı bitirme niyeti okunuyor olsa da İran’ın yaptığı açıklamalar ve ileri sürdüğü şartlar savaşın kısa sürede bitmeyeceğini gösteriyor. Kısacası; Ateşi yakanlar şimdi onu söndürme iradesine sahip değiller. Daha açık bir ifadeyle savaşı başlatan ABD ile İsrail, artık başlattıkları yangının nerede duracağını bilmiyorlar. İlk andaki zafer sarhoşluğunu üzerinden atan
ABD Başkanı Trump, çelişkili açıklamalarla İran’ı anlaşmaya razı etmeye çalışıyor. Ancak şimdilik bu konuda başarılı olmuş değil. Dolayısıyla savaşın maliyetine ortak arıyor. Zira NATO üyesi ülkelerin yanı sıra diğer ülkeleri Hürmüz’ün kapalı olmasının kendilerine zarar vereceği söylemi ile savaşa çekmek üzere yoğun çaba sarf eden Trump, bu konuda hayal kırıklığı yaşıyor. Türkiye şimdilik ABD’nin kendisini savaşa çekme gayretine karşıymış izlenimi veriyor. Ancak bunun sonuna kadar süreceği şüpheli. Kuşku yok ki ABD ile İsrail’in Türkiye’yi savaşa çekmek üzere provokatif birtakım eylemlerde bulunmaları ihtimalinin yanı sıra, kapalı kapılar ardında süren pazarlıkların Türkiye’yi savaşa çekme ihtimali her zaman vardır.
Daha önce yazılarımda birçok defa belirttiğim gibi, emekliler ile çalışanların maaşlarının 6 aylık enflasyon oranı kadar artırıldığı ocak ve temmuz ayları öncesi düşürülmüş gösterilse de, Türkiye’de enflasyon her zaman Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan oranların çok daha üstündedir. Nitekim kasım ve aralık aylarında düşmüş gösterilen enflasyon, ocak ve şubat aylarında hızla yükselerek, iki aylık toplamda yaklaşık %8 civarında gerçekleşti. Bu yükselişle özellikle emeklilerin 1 Ocak’ta aldıkları %12,19 maaş artışının 2/3’i iki ayda eridi. Bu gidişle 3 Nisan’da Mart ayı enflasyonu %3 olarak açıklansa bile, emeklilerin 1 Ocak’ta aldıkları %12,19 maaş artışı sıfırlanacaktır.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yazının girişine aldığım açıklamasından da anlaşılacağı üzere, enflasyonda yükseliş devam edecek. Ülkeyi yönetenler savaşı bahane gösterseler de, esas itibariyle enflasyon bu ülkenin en büyük sorunu olarak yıllardır var. Çünkü bu ülkede yüksek enflasyon, küçük bir azınlığa kaynak aktarmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Savaş nedeniyle enflasyonun tırmanması kaçınılmazdır. Zira uzmanların açıklamalarına göre, petrol fiyatının 10 dolar artmasının enflasyona etkisi %1’dir. Örneğin; bir varil petrolün 60 dolardan 70 dolara yükselmesi, Merkez Bankasının (MB) yıl sonu enflasyon tahminini %1 artıracaktır. O zaman 2026 yılı için yıl ortalaması 65 dolar olarak tahmin edilen Brent petrolün, 100 doları aşmasının enflasyona yansıması %4-5’tir. Dolayısıyla MB’nin yıl sonu enflasyon tahmininin %16 ya da %15-21 aralığı gibi bir yerde tutulması bu koşullar altında gerçekçi değil. İçinde bulunduğumuz koşullar, MB’nin zaman geçirmeden yıl sonu tahminini gerçekçi bir şekilde revize etmesi gerektiğini gösteriyor.
Evet, baştan düşük açıklanan enflasyon, 3’ncü ayın sonunda emekli maaş artışlarını sıfırladı. Yılbaşında 20.000 liraya çıkarılan en düşük emekli maaşı, ilk iki ayda 1600 lira eriyerek 18.400 liraya geriledi. Milyonlarca emekli, şimdi satın alma gücü bakımından iki ay öncesinin gerisindedir. Kaldı ki 20.000 liranın altında maaş alan milyonlarca dul ve yetim var. Zira vefat eden hak sahibi emeklinin dul eşi ile yetim çocuğuna emekli maaşının tamamı bağlanmamaktadır. Bu nedenle milyonlarca dul ve yetim pazar masrafını karşılamayan maaşı ile yaşamaya çalışıyor. Öte yandan aralık ayı içinde 28.075 lira olarak açıklanan ve şubat ayında çalışanın eline geçen asgari ücret, 2.246 lira eriyerek 25,829 liraya geriledi. Kısacası hükümetin ekonomi politikası, emekliler ile çalışanları sefalete sürüklemeye devam ediyor.
Türkiye gibi enflasyonun yüksek seyrettiği ülkede maaş artışlarının 6 ayda bir veya yılda bir yapılması insanların gelir kaybı yaşamalarına yol açmaktadır. Kuşku yok ki bu durumda kişinin zamlı maaşını aldığı ilk aydaki alım gücü sürekli erimektedir. Bir emeklinin veya çalışanın yüksek enflasyonun sürekli erittiği maaşının rakam olarak değişmemesi, sonraki aylarda satın alma gücü bakımından aynı maaşı aldığı anlamına gelmiyor. Zira bir emekli, 1 Ocak’ta aldığı maaşı ile aldığı ürününün tamamını bugün alamıyor. Kuşkusuz tüm bu erimeler, hızlı bir yoksullaşmaya işaret ediyor. O zaman bugünden tezi yok sendikalar ücretlerin güncellenmesi talebiyle alanlara çıkmak gibi bir zorunlukla karşı karşıyalar.
Evet, ortaya çıkan tablo gayet nettir. Bugün Mehmet Şimşek savaşı gerekçe göstermeye çalışsa da yılın ilk iki ayında gerçekleşen enflasyon oranı, hedefin gerçekçi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, ekonomi programının temel hedefleri artık anlamını yitirmiş olduğundan, hiçbir şey başlangıç noktasında değildir. Zira 2026 yılı ekonomik hedeflerinin dayandırıldığı tüm tahminlerde sapma söz konusudur. Kısacası gerçek durum, ekonomi programının dayandığı temel varsayımların anlamını yitirdiğidir. Çünkü savaş nedeniyle petrol fiyatının artması gerçeğin değişmesi demektir. Gerçek değişmişken programın değişmemesi, bir tercih olmanın ötesinde ciddi bir hatadır.
Son olarak; anayasal bir hak olan sendikacılık görevini yaparken, görevinin gereğini yaparak işçilerin haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen’in tutuklanması anayasa suçudur. Mehmet Türkmen derhal serbest bırakılsın!
Veli Beysülen


















