Sizce Bizi İlgilendiriyor Mu ?
Yaşadığımız ülke Türkiye, toplumun olaylara duyarsızlığının zirvede olduğu dünyanın ender ülkelerinden biridir. Zira Türkiye toplumu, kendisini hipnotize ederek yaşananlara duyarsız kalmasını sağlayan birçok deyimin etkisindedir. Kuşku yok ki bu deyimlerden, "Yesinler birbirlerini" ile "Bizi ilgilendirmez" şeklindeki ikisini, toplumun son yıllarda ülkede yaşananlara yaklaşımında görüyoruz. Bu iki deyimi bugünlerde CHP’de yaşananlar veya partiye yaşatılanlara karşı sergilenen tavırda da kısmen görüyoruz.
Evet, genelde muhalefet özelde ise Türkiye solu, CHP'de yaşananlar konusunda ikiye bölünmüş durumda. Özellikle Türkiye solunda, mahkemenin CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı ile ilgili verdiği "Mutlak Butlan" yani yapılmamış sayma kararını reddeden ve seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ile yönetiminin yanında olduğunu belirtenler ile CHP'nin iç kavgası, bizi ilgilendirmez veya yesinler birbirlerini diyenler olmak üzere ikiye bölünmüş durumda.
Doğrusu olaya ilkesel olarak bakıldığında, kapitalist sistemin karşıtı sosyalist sistemi savunan sol parti ve çevrelerin, sistem partisi CHP’de yaşananlar bizi ilgilendirmez demesi doğru gibi geliyor. Ancak burada üzerinde durulması gereken husus, CHP'deki bu kavganın partinin içinde farklı klikler arası çatışmanın mı yoksa dışardan müdahalenin mi yol açtığı kavga olduğudur. Kuşku yok ki ancak bu soruya doğru cevap verildiğinde, yaşananlara karşı doğru tavır belirlemek mümkün olacaktır.
O zaman, 2023 yılında yapılan cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimlerinden başlayarak, son üç yılda genelde ülkede özelde ise CHP’de yaşananlara kısaca göz atmakta yarar var.
Evet, 2023 yılının Mayıs’ında yapılan Cumhurbaşkanı ve Milletvekili genel seçimlerinin hemen ardından, seçimin kaybedeni ana muhalefet partisi CHP'de değişim sesleri yükselmiş, buna karşı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki zamanın parti yönetimi, Olağanüstü Kurultay beklentilerini karşılamak yerine, 38. Olağan Kurultay sürecini başlatmıştı. Bu kararla, parti yönetiminde bulunan Kılıçdaroğlu ekibinin nezaretinde işleyen süreç, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde partinin 38. Olağan Kurultayı ile sonuçlanmıştı. Mevcut Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Grup Başkanvekili Özgür Özel’in yarıştıkları kurultayda yarışı Özgür Özel kazanmış ve 2010 yılında Deniz Baykal’ın istifası ile partinin Genel Başkanlığına seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 yıl süren genel başkanlığı sona ermişti.
38. Olağan Kurultay'da göreve seçilen Özgür Özel ile ekibi göreve geldiklerinde 5 ay sonra yapılacak yerel seçim hazırlıklarına başladılar ve parti 31 Mart 2024 tarihinde yapılan seçimlerde aldığı %38 oy oranıyla birinci parti olarak çıktı. Partinin 47 yıl aradan sonra Türkiye genelinde birinci olması önemli bir başarıydı. 38. Olağan Kurultay'da genel başkanlığa seçilen Özgür Özel ile ekibinin 5 ay gibi kısa bir sürede elde ettikleri bu başarı, Türkiye merkez siyasetinde önemli bir eşiğin aşılmasıydı. Zira bu başarı; 22 yıldır ülkeyi yöneten ve bu 22 yıl içinde girdiği tüm seçimlerden birinci parti olarak çıkmış, yenilmez sanılan AKP’nin yenilebileceğini topluma göstermiş oldu. Kuşku yok ki, kendini yenilmez armada gören AKP ile başındaki partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sonucu sindiremediler ve CHP’ye yönelik sistemli sindirme politikasını adım adım uygulamaya koydular.
Elbette 31 Mart seçimlerinden sonra baskıya maruz kalan sadece CHP değildi. Nitekim 2024 yılının yaz aylarında, önceki iki dönemde yaptığı gibi DEM Parti mensubu belediye başkanlarına yönelik görevden alma ve yerlerine kayyum atama uygulamasına devam etti. Bu süreçte Van ve Mardin büyükşehir belediye eş başkanları ile Batman, Hakkâri ve Tunceli belediye eş başkanları görevden alındılar. 30 Ekim 2024 tarihinde İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınmasıyla, iktidar CHP’li belediyelere yönelik operasyon ve gözaltı furyasını başlattı. Yaklaşık iki yıldır, Türkiye insanı nerdeyse her gün CHP’li belediyelere yönelik operasyon haberleri ile güne başlıyor.
Operasyonlara gerekçe yapılan ise çoğu somut delile dayanmayan gizli tanık, itirafçı bürokrat ve siyasetçiler ile yandaş müteahhitlerin ifadeleridir. Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, CHP’li belediye başkan ve belediye meclis üyeleri ile belediye bürokratlarına yönelik soruşturma, operasyon, gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Bu süreçte CHP’den istifa edip AKP’ye geçen veya bağımsız kalan belediye başkanları olduğu gibi, belediye meclislerinde yapılan başkan vekili seçimlerinde AKP’nin kazandığı belediyeler de var.
Öte yandan iktidar, CHP’de yönetimi kaybeden ekibin, kurultayı kaybetmeyi hazmetmemesini kullanarak, partiyi içeriden kaosa sürükleme fırsatı yakaladı. Oysa iktidar bu süreçte, başta Hatay Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Lütfi Savaş, bazı delegelerin partinin 38. Olağan Kurultayı'nda delegelere menfaat sağlanması suretiyle, kurultay iradesinin sakatlandığı yönünde yargıya yaptıkları başvurularla açılan davaların davacılar lehine sonuçlanması için, yargı üzerindeki nüfuzunu kullandı. Nitekim kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemiş olan bazı delegelerin yargı da açtıkları davalar, mahkemeler arasında gidip gelirken, CHP dava konusu hususları boşa çıkarmak için ikisi olağanüstü biri olağan olmak üzere 3 kurultay yaptı. Bu kurultaylarda Özgür Özel tekrar genel başkanlığa seçildi. Ancak konu yargının gündeminden düşmedi. Aslında buna düşmedi demek, süreci doğru açıklamakta yetersiz kalır. Zira davalar bilerek düşürülmedi ve 21 Mayıs 2026 tarihinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) 36. Dairesi 38. Kurultay ile ilgili "Mutlak Butlan” kararı verdi. Yani Daire 38. Kurultay'ı yok (yapılmamış) saydı ve 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan kurultayın sonuçlarını yok sayarak, 2020 yılında yapılan 37. Kurultay'da seçilen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile parti organlarının göreve getirilmelerine karar verdi.
Her ne kadar Erdoğan ile partisinin sözcüleri, “Bu işin bizimle ilgisi yok biz bu davanın hiçbir yerinde yokuz. CHP’nin kendi iç kavgası. Zaten yargıya başvuranlar da CHP’nin üyeleri.” deseler de bu ülkede yaşayan her insan, yaratacağı siyasi gerginlik ve ülke ekonomisine vereceği zarar nedeniyle, yetkisiz bir mahkemenin siyasete müdahale anlamına gelen böyle bir kararı iktidardan bağımsız vermesinin mevcut yönetim felsefesine aykırı olduğunu çok iyi bilmektedir. Nitekim CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bu CHP’nin iç kavgası değil, bu iktidarın, hatta Erdoğan’ın siyaseti yargı eliyle dizayn etme projesinin parçasıdır ve amaç iktidara yürüyen CHP ile onun cumhurbaşkanı adayının yürüyüşünü durdurmaktır” diyerek durumu özetliyor.
Öte yandan bu kavga, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Suriye, Irak özel temsilcisi emperyalist ABD’nin Ortadoğu valisi Tom Barrack’ın bir süre önce, "Orta Doğu'da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri oldu” demesinden de bağımsız okunamaz. Zira bu açıklama, yaşananların emperyalizmin genelde dünyada özelde ise bulunduğumuz bölge Ortadoğu ülkelerinde otoriter yönetim sistemini uygulamaya koyma projesinin yaşattıkları olduğunu gösteriyor.
Tüm bunlar, yazının başında sorduğumuz sorunun cevabıdır. Yani CHP Genel Başkanı Özgür Özel’inde vurguladığı gibi, CHP’nin yaşadıkları basit bir parti içi kavga değildir. Yaşananların esas nedeni 4-5 Kasım 2023 kurultayında CHP Genel Başkanlığına seçilen Özgür Özel ile ekibinin, kısmen de olsa sistemin dışına çıkarak, izlediği politikanın 2028 yılında halkın önüne gelecek seçim sandığında halkta karşılık bulmasının iktidarda yarattığı endişedir. Zira iktidar bloku alternatifsiz bir sandık istiyor ve CHP’de kurultay sonucunu hazmedemeyenlerin zafiyetini alternatifi devre dışı bırakmak için kullanıyor. Kısacası içinde olmadığını söylediği sürecin tam ortasındadır ve yargı eliyle siyaseti kendi iktidarını devam ettirecek şekilde dizayn ediyor.
O zaman Türkiye solunun ve bir bütün olarak muhalefetin, siyaseti dizayn etme operasyonuna “Bizi ilgilendirmez” veya “Yesinler birbirlerini” deme ve sırtını dönme lüksü yok. Unutulmamalıdır ki, demokratik yarış ortamını yok ederek, alternatifsiz bıraktığı halkın önüne getirdiği sandığı meşruiyetinin zemini olarak kullanmayı hedefleyen iktidarın bu politikasına seyirci kalmak tarafsızlık değil, gittikçe otoriterleşen nevcut yönetimden yana taraf olmaktır. Zira iktidar bloku, 2017 yılında mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla kabul ettirdiği anayasa değişikliği sonucu bu ülkeye dayattığı otoriter tek adam yönetimini tahkim ederek sürdürmenin yol temizliğini yapıyor.
O zaman bu kavga asgaride de olsa burjuva demokrasisinin, hayata geçmesi için taraf olunması gereken bir kavgadır. Zira bu ülkede en basit demokratik hak kullanılamıyor. Hak arama yollarının tamamı kapatıldı. En yakın örneklerini madenci direnişi ve özel sektör öğretmenleri sendikası ile mülakat mağduru atanamayan öğretmenlerin yaptıkları eylemlere yapılan saldırılarda gördüğümüz gibi, mülki amirler ile emniyet birimleri kentleri toplumsal muhalefete kapattılar. Ana muhalefet partisi genel merkezine kapılar kırılarak, gaz bombaları ve plastik mermilerle girildi.
Unutulmamalıdır ki, sosyalist solun asıl hedefi, kapitalist sistemin yerine sosyalist sistemi getirmek olsa da kısa vadeli hedefi, yaşadığı ülkede asgari düzeyde de olsa burjuva demokrasisinin hayata geçmesini sağlamak olmalıdır. Zira mücadele araçlarının kullandırılmadığı otoriter rejimde uzun vadeli hedefe ulaşmanın zeminini yakalamak sanıldığı kadar kolay değildir. O zaman son soru: Sizce bizi ilgilendirmiyor mu?

















