BAZI ALEVİ KURUMLARI NEREYE GİDİYOR?
Cemevlerinin camiden, dedelerin ise imamdan farkının kalmadığını düşündüren bir süreç yaşanıyor. Son yıllarda cemevlerinde düzenlenen lokma ve aşure etkinliklerinin giderek siyasi törenlere dönüşmesi, siyasetçilerin bu organizasyonlarda ön plana çıkarılması, hem Alevi inancının özüne hem de laiklik ilkesine zarar veriyor.
Cemevleri, siyasi meşruiyet üreten alanlar değil; inanç, ibadet, rızalık ve paylaşım mekânlarıdır.
Aleviler yüzyıllar boyunca lokmalarını ve aşurelerini gösterişten uzak, samimi bir paylaşım anlayışıyla, çoğu zaman evlerde ve mütevazı ortamlarda paylaştılar. Bu buluşmalar bir gösteri değil; dayanışmanın, kardeşliğin ve inancın doğal bir parçasıydı.
Ancak şehirleşme ve kurumsallaşmayla birlikte bu anlayış da değişmeye başladı. İnancın sadeliğinin yerini görünür olma isteği, büyük organizasyonlar ve siyasetçilerin öne çıktığı törenler almaya başladı. Bu durum, Aleviliğin özündeki tevazu ve rızalık kültürüyle ne kadar bağdaşıyor, sorgulanmalıdır.
Alevilik; hiçbir siyasi partinin, hiçbir iktidarın ya da muhalefetin vitrini değildir. İnanç kurumları da siyasal rekabetin sahnesi olmamalıdır.
Lokma ve aşure, reklamı yapılacak etkinlikler değil; paylaşmanın, birlik olmanın ve gönül kazanmanın simgesidir. Bu etkinlikler siyasal temsile dönüştürüldüğünde, Aleviliğin kadim değerleri aşınırken laiklik ilkesi de zarar görmektedir.
Alevilik; hakikatin, rızalığın, sevginin ve eşitliğin yoludur. Bu yolun ihtiyacı olan şey, siyasi gösteriler değil; özüne bağlılık, sadelik, tevazu ve ahlaki duruştur. İnanç, siyasetin gölgesinde değil; kendi değerleriyle yaşatıldığında anlamını koruyacaktır.

















