YENİ BİR ENFAL GELMEDEN!
Özelde rojava, genelde dört Parçadaki Kürtlerin bugün karşı karşıya kaldığı trajedik durum insanlık değerleri açısından bir tornusol işlevini görecektir.
Kürtlere yönelik oluşturulan zalim soykırım koalisyonu karşısında “ uygar dünyanın” sessizliği sadece zalimliği değil aynı zamanda içine düştüğü derin ahlaki çöküntüde teşhir olmuştur.
Evet biliyoruz dünyada devletler açısından ahlaki ve insani kavramlar öncelikli kavramlar değil, kendileri için esas olan çıkar ilişkileridir.
Ancak çıkar penceresinden dahi bakacak olursak; kürtler yaşadıkları zülmü hak edecek kadar ne yaptılar, Rojava‘da üzerlerine salınan Daiş katliamcılarına karşı kendilerini ve bugün kendilerine sırtını dönenleri vahşetten korumaktan başka hangi günahı işlediler.
Rojava’da Kürtler verdikleri ağır bedel karşılığında hak ettikleri özerk yapı, Suriye iç savaşının başından beri insanlık değerlerine bağlı, yerel demokrasiye dayalı ve DAİŞ tehdidine karşı fiilen savaşmış ve binlerce evladını feda etmiş bir güç olmanın ötesinde hangi devletin varlığına karşı gayri meşru bir tutum içine girdi.
Bu gün Türkiye testekli tekfirci cihadist Şam yönetimi, HTŞ silahlı gruplar, farklı selefi yapılar fiili ya da örtük bir çıkar kesişimi oluşturarak mazlum Kürd halkına karşı ideolojik bir imhayı dayatıyorlar.
Sivillere yönelik saldırılar, zorla yerinden etme, demografik mühendislik ve kolektif cezalandırma yöntemleriyle uluslararası insancıl hukuk açısından açık ihlaller, hatta savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemektedirler.
Türkiye; Her zaman olduğu gibi güvenlik söylemiyle Kürt siyasi varlığıyla birlikte Kürt halkını bir “tehdit” olarak algılamakta, Kürtlerin yer yüzünde nerede olursa olsun örgütlü varlığına karşı yersiz ve haksız bir savaşı yürütmektedir.
ABD ve Batının koalisyon güçleri dün Kürtleri Daişe karşı askeri müttefik olarak değerlendirirken, aynı batılı güçler bugün Kürtlere sırt dönerek, ahlaksızca Kürtleri pazarlıyorlar.
Kürtlerin ihanete uğraması yeni bir durum değildir. 1639 kasrı Şirin antlaşması 1946 Mahabat Kürt Cumhuriyeti 1975 Irak Kürtleri, 1975 Cezayir anlaşması, 1991 Güney Kürdistan, 2017 Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu, 2019 Trump‘ın Suriye’den çekilme kararı ve bugün Rojavada Kürtlerinin yaşadığı durum emperyal sistemin Kürtlere reva gördüğü aynı çizginin örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.
Bütün bu zalimce dayatmalar geçmişte Kürtleri yok edemediği gibi bugün Suriye’de dayatılan zalimane yönelim de elbette Kürtleri yok edemeyecektir.
Kürtler bütün bunlardan bir ders çıkararak kendi bütünlükleriyle yollarına devam edecekler.
Batı için esas olan ahlaki çöküşle birlikte çıkar Siyasetidir. Bu nedenle Kürtlerin var olma hakları karşısında NATO ülkesini kaybetmemek, kendi çıkarlarına uygun bölgesel istikrarlı kontrollü kaos içinde tutmak, radikal grupları gerektiğinde bastırmak, gerektiğinde kullanmak üzere hep yedekte tutmuşlar ve tutmaya devam edeceklerdir.
Dolayısıyla Kürtler bir kez daha Büyük güçlerin Geçici müttefiği ve kalıcı mağduru haline getirilmiştir. Dünyanın bu zulme karşı olan sessizliği bilinçli bir tutumdur. çünkü sistem insan haklarını değil kendi çıkarına uygun güç dengesini esas alır.
Sonuç olarak Kürtler geçmişte kendilerine dayatılan her türlü zorbalılığa karşı varlıklarını sürdürdükleri gibi, bugün kendilerine dayatılan zulme karşı mutlaka bir çıkış yolu bulacaklardır, yeter ki her türlü ideoloji,parti, grup, aile çıkarlarini bir kenara bırakarak, ulusal bütünlûklerini sağlamış olsunlar.
Acil olarak yapılması gereken şey tüm sivil kurum ve kuruluşların insan kaybını önlemek için bir an önce harekete geçip yapılan ağır insanlık suçunu sağlam veri ve görüntülerle, başta sosyal medya olmak üzere her türlü iletişim aracıyla dünya kamuoyuyla paylaşmak, uluslararası insani kuruluşları harekete geçirmekte yarar olacaktır.

















