reklam
ALTIN
 6.427,68
DOLAR
 46,1274
STERLİN
61,7428
EURO
 53,2914
reklam

SOSYAL DEVLETE YENİ TUZAK! 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının  Devletin temel nitelikleri başlıklı ikinci maddesi, devletin niteliklerini: “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar. Anayasaya göre, bu madde değiştirilemeyen, değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerden biridir. Maddede belirtilen niteliklerin her birinin bu ülke insanının çağdaş demokratik bir ülke de barış içinde yaşamaları için önemli niteliktir. Kısacası devletin bu 4 temel niteliği, çağdaş ve demokratik bir devletin olmazsa olmazlarıdır. Böyle olmakla birlikte, Türkiye’de bu dört nitelik hiçbir zaman tam olarak hayata geçirilmedi.

Zaman zaman yazılarımda Türkiye Cumhuriyetinin, farklı etnik kökenler ile din ve mezheplere kapalı, tekçi felsefesinin   yanı sıra, sanayinin gelişmesiyle birlikte, nicel ve nitel olarak gelişen işçi sınıfının siyasi ve sendikal örgütlenmesini sürekli baskı altında tuttuğunu vurgularım. Maalesef bu niteliklerin tam olarak hayata geçmemesinden dolayı, Türkiye gerçek bir  sosyal devlet olamadı. Zira 1950’li yıllara kadar, sınırlı düzenlemelerle, yardım şeklinde sosyal destek verilirken, 1950’li yıllardan itibaren sosyal güvenlik kurumları oluşturulmaya başlandı. Bu yıllarda; Kamu Çalışanlarının sosyal güvencesi için Emekli Sandığı (EMS)  kamu veya özel sektör de çalışan işçilerin sosyal güvencesi için Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), kendi nam ve hesabına çalışanların (Esnaf) sosyal güvencesi için BAĞKUR oluşturuldu. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin finansmanı, çalışanlar ile işverenlerin onların adına sisteme aktardıkları primlerle sağlanıyor. Bunun yanı sıra anayasanın sosyal devlet niteliği gereği merkezi bütçeden sisteme kaynak aktarılıyor. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda başta sağlık ve emeklilik olmak üzere, çağdaş sosyal güvenlik uygulamaları hayata geçirildi ve sosyal güvenlik kurumları değişik sigorta kollarını kapsayacak şekilde yapılandırıldı. Bu durum, yeni liberal ekonomik programın uygulamaya konduğu 24 Ocak 1980 kararlarına kadar devam etti.

24 Ocak 1980 yeni liberal ekonomik programın uygulanması öncesi çağdaş anlamda sosyal Güvenliğin uygulamaya konması ve sürdürülmesine çalışılsa da özerkliği bulunmayan sitem, merkezi yönetimin müdahalesinden dolayı istenen gelişmeyi kaydedemedi. Tüm bu nedenlerle hükümetler, sosyal güvenlik kurumlarının kaynaklarını sürekli başka projelerin finansmanı için, faizsiz kredi olarak kullandılar.

Bugün Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)  adıyla tek çatı altında birleştirilmiş olan, sosyal güvenlik kurumlarından SSK, işçiler ve onların hak sahibi aile bireylerine sağlık hizmeti sunuyordu. SSK sağlık sisteminin Sağlık Bakanlığına devredilerek tasfiye edildiği 2003 yılında, bu hizmetten ülke nüfusunun yarısına yakını yararlanıyordu.

Öte yandan, ilk yıllarda emekli aylığı ödemeyen kurumların, birikimleri özellikle metropol kentlerin gözde yerlerinde gayrimenkullere yatırılıyor, gökdelenler, işmerkezleri yapılıyor arsalar alınıyordu.

2002 yılının sonunda iktidar olan AKP’nin, yaptığı ilk işlerden birisi sosyal devleti tasfiye etmek için düzenlemeler yapmak oldu. SSK’nın, işçiler ile aile bireylerine sağlık hizmeti vermesine son verildi. gayrimenkulleri Sağlık Bakanlığına devredildi. Yine SSK ile EMS’nin birikimleriyle alınmış gayrimenkuller sermayeden yana iktidarlarca, yandaşlara ucuza kiralandı veya yok pahasına satılarak, hoyratça harcandı. Sosyal güvenlik kurumlarının birikimleri, düşük faizlerle devlet bankalarında bekletildi. Özel işverenler ile belediyeler, çalışanların aylık ücretlerinden kestikleri primleri sisteme aktarmayıp, faizsiz kredi olarak kullandılar. İktidarlar ise kurumların birikmiş prim alacaklarını tahsil etmek yerine, çıkardıkları af kanunları ile hibe ettiler.

Sosyal güvenlik kurumlarının kaynakları yıllarca, yatırımların finansmanında faizsiz kredi olarak kullanıldı. 24 Ocak 1980 yeni liberal ekonomik program ve 12 Eylül faşist darbesinin, siyasal ve sendikal yapılara baskılarından dolayı emeğin örgütlülüğü geriletildi ve sosyal devleti tasfiye etmenin zemini hazırlandı. Bu çerçevede Anayasanın sosyal devlet ilkesi yok sayıldı ve sosyal devlet, yatırım yapmanın önünde engel olarak gösterildi. Zira yeni liberal anlayışa göre, sosyal güvenlik sistemi açık veren kara delikti. Halbuki sosyal devlete aktarılan para, anayasanın güvencesi altında olan sosyal devlet ilkesi gereğince, toplumun dezevantajlı sınıf ve katmanlarını desteklemek üzere, onların vergilerinden aktarılan paraydı.

1980’li yıllarda ANAP iktidarı ile 1990’lı yıllarda koalisyon hükümetleri, sosyal güvenlikte hak kayıplarına yolaçan kısmi düzenlemeler yaptılar. Ancak gerek çalışanların gerekse emeklilerin, ekonomik ve sağlık hak kayıpları yaşadıkları esas değişiklikler, 2002 yılında iktidar olan AKP döneminde yapıldı. 2003 yılından 2008 yılına kadar, Sosyal Güvenliği işlevsiz hale getiren veya sağladığı hakları, ortadan kaldıran bir dizi kanuni düzenleme uygulamaya koyan AKP, sisteme esaslı darbeyi 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe koyduğu 5510 sayılı, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) kanunu ile vurdu. Bu kanunla birlikte, sağlık ve sosyal güvenlik birbirinden koptu ve finansmanları için ayrı ayrı prim alınmaya başlandı.

Tüm bunlar, Anayasa ile hüküm altına alınmış sosyal devleti tasfiye etmenin adımları olmakla birlikte, bugüne kadar kanunlarda sosyal devletin devamını sağlayan bazı düzenlemeler varlığını sürdürmektedir. Bunlardan birisi 5510 sayılı SSGSS kanunun 81. Maddesinde bulunan bütçeden sosyal güvenliğe devlet katkısı aktarılması düzenlemesidir.

Geçen hafta TBMM’de görüşülen Torba Kanunda bulunan bir madde ile bu katkı kaldırılacak.

Çalışma hayatı ve Sosyal Güvenlik alanlarında ki çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Aziz Çelik, konuyla ilgili bir yazı kaleme aldı.

Sayın Çelik’in aktardığına göre, kanunun  “81. maddesinin “Prim oranları ve Devlet katkısı” başlığından “ve Devlet katkısı” ibaresi çıkarılıyor.” Aziz hoca ayrıca maddenin, devletin, SGK’nın her ay tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası priminin dörtte biri (yüzde 25) oranında kuruma katkı yapmasını öngören üçüncü fıkrasının madde metninden çıkarılacağını vurguluyor. Torba kanunla getirilen bu düzenleme, 1 Ağustos 2026’dan geçerli olacak. Yani anayasanın 2. maddesi ile devletin temel niteliği olarak hüküm altına alınmış sosyal devleti  uygulamanın aracı, devlet katkısı kaldırılıyor.

Prof. Dr. Aziz Çelik’in yazısı şu şekilde devam ediyor:

“Bu katkı 2008’de yasal güvenceye alınmış, formüle bağlı (primin ¼’ü) ve Hazine tarafından ödenen otomatik bir aktarımdı.

Sinsi bir değişiklik!

Hükümetin gerekçesi teknik/muhasebe esaslı bir sadeleştirme olarak sunuluyor. Gerekçeye göre, “devlet katkısı” ile “açık finansmanı” adı altında yapılan benzer ödemelerin tek kalemde toplanması ve böylece bütçe kalemlerinin daha izlenebilir hâle gelmesi amaçlanıyor. Nakit olarak Hazine’den SGK’ya giden toplam kaynağın azalmayacağı iddia ediliyor.

Hükümet, desteğin hiçbir eksilme olmadan Kurumun gereksinimi kadar sürdürüleceğini söylüyor. Ne var ki “eksilme olmayacak” güvencesi nakit tutara ilişkindir. Kaldırılan şey ise primin dörtte biri oranındaki formüle bağlı, yasal, otomatik yükümlülüktür.

Nakit büyüklük aynı kalsa bile, kuralın niteliği, “güvenceli bir yükümlülük”ten “ihtiyaç kadar takdiri transfer”e dönüşüyor. Bu, salt muhasebenin ötesinde gerçek bir yapısal değişikliktir ve gerekçedeki “sadeleştirme” dili bunu görünmez kılıyor.

Bir Meşruiyet Operasyonu

Bu bir meşruiyet operasyonudur. Bugüne kadar devlet katkısı SGK’nın gelir kalemi olarak kaydediliyordu. Bundan sonra aynı para açık kapatma transferi olarak kaydedilecek.

Sonuçta SGK’nın mali tablolarında “açık” daha yüksek görünecek. Nitekim 889 milyar liralık devlet katkısı sayesinde 2025’i teknik olarak 35 milyar lira fazlayla kapatan SGK, 2026’da 1 trilyona ulaşan bir “açık” miktarıyla karşılaşacak.

Eski düzende katkı, formüle bağlı, yasayla güvence altına alınmış, koşulsuz bir yükümlülüktü. Yeni düzende transfer, ihtiyaç oldukça yapılan, takdiri bir açık finansman yöntemine dönüşüyor.

SGK geçmiş alacaklarını tahsil eder ya da mal varlığını satarak gelir elde ederse, o ay Hazine’den destek yapılmayacak. Bu, devletin sosyal güvenliğe kural-temelli, otomatik taahhüdünü, konjonktürel ve koşullu bir kaleme indirgiyor.

Katkı Yerine Açık ve Kara Delik Demagojisi!

Teknik muhasebe perspektifinden bakıldığında, “devlet katkısı” ile “açık finansmanı” arasındaki ayrım zaten büyük ölçüde yapaydır — ikisi de bütçe transferidir ve devletin sosyal güvenliği fonlama kapasitesi bu muhasebe etiketinden bağımsızdır. Dolayısıyla değişikliğin parasal özü değil, siyasal-söylemsel işlevi belirleyicidir.

Aynı parayı “gelir” saymaktan vazgeçip “açık” olarak yeniden tanımlamak, ekonomik bir kötüleşme değil, bir yeniden-etiketlemedir. “Açık büyüdü” cümlesi bu nedenle işin püf noktasıdır.

Değişiklik nakit/ekonomik düzeyde nötr olabilir ama asıl dönüşüm hukuki-kurumsal düzeydedir — formüle bağlı yasal güvencenin takdiri transfere indirgenmesi ve bunun sosyal güvenliğe taarruz için hükümete açtığı meşruiyet alanıdır önemli olan.

Kalemi “gelir”den “açık kapatma”ya çevirmek, SGK’yı yapısal olarak “batık”, “sürekli zarar eden” bir kurum gibi gösterir, “karar delik” demagojisini yeniden başlatır.  Bu, sosyal güvenliğin bir hak değil bir “yük” olduğu şeklindeki ana akım ve ortodoks anlatıyı besler ve gelecekteki kısıtlamalar/parametrik reformlar (emeklilik yaşı, aylık bağlama oranı vb.) için zemin döşer.

Açığın büyümesi söylemiyle emeklinin zam talepleri veya emeklilikte iyileştirmeler (kademe veya intibak) “açık çok büyük, para yok” denilerek daha kolay geri çevrilebilecek.

O yüzden bu değişiklik sadece teknik bir muhasebe işlemi değil sinsi bir zihniyet değişikliğidir ve faturası ağır olabilir.

Evet, yukarıda belirttiğim gibi, özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda sosyal güvenlik sisteminin açık verdiği, devletin sırtında yük, yatırım yapmanın engel olduğu yönünde yapılan propagan da ile adım adım tasfiye edilen sosyal güvenlik sitemine devlet katkısının kaldırılması ile birlikte açık büyümüş görünecek ve iktidarın sistemi tasfiye propagandasına zemin sağlanmış olacak. Ayrıca iktidar, sisteme aktaracağı parayı propaganda aracına dönüştürerek, oy almak için kullanacaktır.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.